Mecidiyeköy'de bir AVM önünde sabah dokuzda yüzlerce kişi toplandı. Ellerinde cast ajanslarının verdiği talimat kağıtları, üzerlerinde biraz sonra giydirilecek CHP Gençlik Kolları yelekleri vardı. Yirmi servis aracıyla Sarıyer'deki Rauf Denktaş Kültür Merkezi'ne taşındılar. Orada Kemal Kılıçdaroğlu'nun rozet takacağı üye katılım törenini dolduracaklardı, kişi başı 950 lira karşılığında. BirGün muhabiri Ebru Çelik figüran kılığına girip olayı baştan sona görüntüledi, savcılık soruşturma başlattı, CHP ise iddiaları "iftira" diye reddetti. Ama görüntüler ortada, salonu dolduranların önemli bir kısmı işsiz, atanmayan öğretmen, emekli ve göçmenlerden oluşan kiralık bir kalabalıktı.
Aynı hafta, hiç kimsenin çağırmadığı 32 bin kişi, 24 saatte kendi cebinden YENİ Parti'nin bağış hesabına 114 milyon lira gönderdi. Kimseye para ödenmedi, kimse servisle taşınmadı. Bu iki sahne, Türkiye siyasetinin bugün geldiği yeri en çıplak haliyle anlatıyor.
Biri kalabalık kiraladı, biri güven kazandı
CHP'nin salonu doldurmak için figüran kiralamak zorunda kalması küçük bir kusur değil, ciddi bir siyasi hastalığın belirtisi. Mahkeme kararıyla koltuğa oturan bir yönetim, gerçek bir katılımı örgütleyemediği için parayla kalabalık satın aldı. Bu, sadece etik bir hata değil, aynı zamanda kendi tabanına duyulan güvensizliğin itirafı. Bir siyasi hareket kendi seçmenine güvenmiyorsa, onun yerine cast ajansına güveniyorsa, orada ciddi bir sorun var demektir.
YENİ Parti ise tam tersini yaptı. Hazine yardımı almıyor, kasasında kuruş yok, ama bunu saklamak yerine açıkça paylaştı ve halktan destek istedi. Cevap, hiç beklenmedik bir hızda geldi. 32 bin kişi, hiçbir zorlama olmadan, kendi iradesiyle bağış yaptı. Milletvekilleri bir aylık maaşlarını kampanyaya bağışladı. Bu, kiralanan değil, kazanılan bir kalabalık.
Bu farkın ekonomik arka planı da düşündürücü. TÜRK-İŞ'in Temmuz 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin 940 liraya, yoksulluk sınırı ise 120 bin 325 liraya yükseldi. Asgari ücret net 28 bin 75 lira, yani açlık sınırının 8 bin 864 lira altında. En düşük emekli maaşı ise ancak 23 bin 552 liraya çıkarılabildi.
Figüranlara ödenen 950 lira, bu rakamlar karşısında bir mendil parası bile değil. Yine de bu kadar küçük bir meblağ için insanlar salonu doldurmaya razı oldu. İşte tam bu noktada YENİ Parti'ye gönül veren, aynı ekonomik sıkışıklığı yaşayan 32 bin kişinin tercihi çok daha anlamlı hale geliyor. Onlar parayla tutulmadı, kendi paralarını verdiler.
Meşruiyet sandıktan gelir, cast ajansından değil
Kılıçdaroğlu'nun "unutulmuş kesimlerle bir araya gelme görevim" sözü, kiralık figüranlarla doldurulmuş bir salonda söylendiğinde ironiden başka bir şey ifade etmiyor. Bir siyasi hareketin meşruiyeti sandıktan gelir, mahkeme kaleminden ya da ajans faturasından değil. CHP bunu unuttu. Özgür Özel ise riski göze alıp 91 milletvekilini arkasına alarak Meclis'te ana muhalefet konumuna yükseldi, bunu yaparken de kimseye para ödemedi.
Türkiye nüfusunun yüzde 93.6'sı artık il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Bu kentleşmiş, borçlu, geleceğinden endişeli toplum artık eski meydan diliyle ikna edilmiyor, kiralık alkışla hiç ikna edilmiyor. Bugünün seçmeni kirasını, emeklilik yaşını, çocuğunun geleceğini düşünüyor. Ona gerçek bir dayanışma dili sunan YENİ Parti, tam da bu yüzden bir gecede 114 milyon lira topladı.
1980'in tekrarı değil, dersi
Bu tablo 1980 sonrasını hatırlatıyor ama fark önemli. O dönem sosyal demokrat hareket, darbeyle kapatılan partilerin küllerinden SODEP üzerinden, üstelik generallerin izniyle yeniden doğmuştu. Bugün ise YENİ Parti'nin kuruluşu bir mecburiyetten çok bir tercih, üstelik halkın kendi cebinden desteklediği bir tercih. CHP'nin yaptığı ise tam tersi, gerçek desteği kiralık bir kalabalıkla taklit etmek.
Dip dalgasının sınavı
Bir tarafta parayla doldurulmuş bir salon, öte tarafta kimsenin zorlamadığı 32 bin bağışçı. Bu tablo, hangi hareketin gerçekten bir dip dalgası yakaladığını, hangisinin ise dalgayı taklit etmeye çalıştığını gösteriyor.
YENİ Parti şimdi bu sıcak desteği kalıcı bir örgütlenmeye dönüştürebilirse, Türkiye siyasetinin gidişatını gerçekten değiştirebilir.
Kılıçdaroğlu salonu doldurmak için para ödedi. Özgür Özel'e ise para millet tarafından ödendi. Bu fark, iki partinin geleceği hakkında söylenecek her şeyden daha çok şey anlatıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Erkan Erdem / Köşe Yazarı
Sahte kalabalık, gerçek güven: YENİ Parti farkı
Mecidiyeköy'de bir AVM önünde sabah dokuzda yüzlerce kişi toplandı. Ellerinde cast ajanslarının verdiği talimat kağıtları, üzerlerinde biraz sonra giydirilecek CHP Gençlik Kolları yelekleri vardı. Yirmi servis aracıyla Sarıyer'deki Rauf Denktaş Kültür Merkezi'ne taşındılar. Orada Kemal Kılıçdaroğlu'nun rozet takacağı üye katılım törenini dolduracaklardı, kişi başı 950 lira karşılığında. BirGün muhabiri Ebru Çelik figüran kılığına girip olayı baştan sona görüntüledi, savcılık soruşturma başlattı, CHP ise iddiaları "iftira" diye reddetti. Ama görüntüler ortada, salonu dolduranların önemli bir kısmı işsiz, atanmayan öğretmen, emekli ve göçmenlerden oluşan kiralık bir kalabalıktı.
Aynı hafta, hiç kimsenin çağırmadığı 32 bin kişi, 24 saatte kendi cebinden YENİ Parti'nin bağış hesabına 114 milyon lira gönderdi. Kimseye para ödenmedi, kimse servisle taşınmadı. Bu iki sahne, Türkiye siyasetinin bugün geldiği yeri en çıplak haliyle anlatıyor.
Biri kalabalık kiraladı, biri güven kazandı
CHP'nin salonu doldurmak için figüran kiralamak zorunda kalması küçük bir kusur değil, ciddi bir siyasi hastalığın belirtisi. Mahkeme kararıyla koltuğa oturan bir yönetim, gerçek bir katılımı örgütleyemediği için parayla kalabalık satın aldı. Bu, sadece etik bir hata değil, aynı zamanda kendi tabanına duyulan güvensizliğin itirafı. Bir siyasi hareket kendi seçmenine güvenmiyorsa, onun yerine cast ajansına güveniyorsa, orada ciddi bir sorun var demektir.
YENİ Parti ise tam tersini yaptı. Hazine yardımı almıyor, kasasında kuruş yok, ama bunu saklamak yerine açıkça paylaştı ve halktan destek istedi. Cevap, hiç beklenmedik bir hızda geldi. 32 bin kişi, hiçbir zorlama olmadan, kendi iradesiyle bağış yaptı. Milletvekilleri bir aylık maaşlarını kampanyaya bağışladı. Bu, kiralanan değil, kazanılan bir kalabalık.
Bu farkın ekonomik arka planı da düşündürücü. TÜRK-İŞ'in Temmuz 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin 940 liraya, yoksulluk sınırı ise 120 bin 325 liraya yükseldi. Asgari ücret net 28 bin 75 lira, yani açlık sınırının 8 bin 864 lira altında. En düşük emekli maaşı ise ancak 23 bin 552 liraya çıkarılabildi.
Figüranlara ödenen 950 lira, bu rakamlar karşısında bir mendil parası bile değil. Yine de bu kadar küçük bir meblağ için insanlar salonu doldurmaya razı oldu. İşte tam bu noktada YENİ Parti'ye gönül veren, aynı ekonomik sıkışıklığı yaşayan 32 bin kişinin tercihi çok daha anlamlı hale geliyor. Onlar parayla tutulmadı, kendi paralarını verdiler.
Meşruiyet sandıktan gelir, cast ajansından değil
Kılıçdaroğlu'nun "unutulmuş kesimlerle bir araya gelme görevim" sözü, kiralık figüranlarla doldurulmuş bir salonda söylendiğinde ironiden başka bir şey ifade etmiyor. Bir siyasi hareketin meşruiyeti sandıktan gelir, mahkeme kaleminden ya da ajans faturasından değil. CHP bunu unuttu. Özgür Özel ise riski göze alıp 91 milletvekilini arkasına alarak Meclis'te ana muhalefet konumuna yükseldi, bunu yaparken de kimseye para ödemedi.
Türkiye nüfusunun yüzde 93.6'sı artık il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Bu kentleşmiş, borçlu, geleceğinden endişeli toplum artık eski meydan diliyle ikna edilmiyor, kiralık alkışla hiç ikna edilmiyor. Bugünün seçmeni kirasını, emeklilik yaşını, çocuğunun geleceğini düşünüyor. Ona gerçek bir dayanışma dili sunan YENİ Parti, tam da bu yüzden bir gecede 114 milyon lira topladı.
1980'in tekrarı değil, dersi
Bu tablo 1980 sonrasını hatırlatıyor ama fark önemli. O dönem sosyal demokrat hareket, darbeyle kapatılan partilerin küllerinden SODEP üzerinden, üstelik generallerin izniyle yeniden doğmuştu. Bugün ise YENİ Parti'nin kuruluşu bir mecburiyetten çok bir tercih, üstelik halkın kendi cebinden desteklediği bir tercih. CHP'nin yaptığı ise tam tersi, gerçek desteği kiralık bir kalabalıkla taklit etmek.
Dip dalgasının sınavı
Bir tarafta parayla doldurulmuş bir salon, öte tarafta kimsenin zorlamadığı 32 bin bağışçı. Bu tablo, hangi hareketin gerçekten bir dip dalgası yakaladığını, hangisinin ise dalgayı taklit etmeye çalıştığını gösteriyor.
YENİ Parti şimdi bu sıcak desteği kalıcı bir örgütlenmeye dönüştürebilirse, Türkiye siyasetinin gidişatını gerçekten değiştirebilir.
Kılıçdaroğlu salonu doldurmak için para ödedi. Özgür Özel'e ise para millet tarafından ödendi. Bu fark, iki partinin geleceği hakkında söylenecek her şeyden daha çok şey anlatıyor.
ERKAN ERDEM
Köşe Yazarı