Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kazanamazsan çökert - Önce adayı al, sonra partiyi, adına da devlet aklı de

Yazının Giriş Tarihi: 07.06.2026 11:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.06.2026 20:23

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nı "mutlak butlan" kararıyla geçersiz ilan etti. Seçilmiş genel başkan Özgür Özel görevden uzaklaştırıldı, yerine Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla tedbiren getirildi. İki isim aynı gün, aynı saatte, iki ayrı mekanda halka açıldı: Kılıçdaroğlu parti genel merkezinde, Özel ise Ankara Güvenpark'ta. Elektrikler kesildi. Jeneratör devreye girdi. On binler dağılmadı.
Bursa da yerinde durmadı. Bursa Emek ve Demokrasi Güçleri ile CHP örgütü Fomara'dan Kent Meydanı'na yürüdü. Sloganlar belli ve kesindi: "Özgür Özel yalnız değildir."

Ama mesele Özel'in yalnız olup olmadığından çok daha derin.

Kültürel hegemonya açığı

Bu tablo, yıllardır süren bir stratejinin son halkası. Strateji tek cephede yürümüyor; kültürde başlıyor, siyasette tamamlanmaya çalışıyor.

24 yıllık iktidar boyunca, iktidara yakın çevrelerden kalıcı bir kültürel üretim çıkmadı. Ne edebiyatçı, ne müzisyen, ne yönetmen. Yargıdan medyaya, ekonomiden spora kadar her alan dönüştürüldü; ama anlam üretimi, özgün bir anlatı kurma, sanat yapma becerisini iktidar hiçbir zaman kazanamadı. Bir iki sanatçı satın alındı, birkaç kurum ele geçirildi. Özgün bir kültürel dil hiç oluşmadı.

Yaratamayınca strateji değişti: var olanı yok et.

Bursa'da 47 yıllık sandık iradesinin ürünü olan belediye başkanlığı tutuklamayla askıya alındı. Bozbey'in koltuğuna atanan isimle birlikte BURULAŞ'tan BESAŞ'a, BURFAŞ'tan BURKENT'e kadar belediye bağlı kuruluşlarında siyasi tasfiyeler başladı. Seçilmişin yarattığı her iz, atanmışın eliyle silinmeye çalışıldı.

Kültürde üretemeyince yıkım devreye girdi. Siyasette kazanamayınca da aynı formül: var olanı geçersiz kıl.

Bursa: 47 yıl bekle, 2 yılda al

Bu tablo yalnızca Bursa'ya özgü değildi. 2016'dan bu yana yerel yönetimlere 154 kez kayyum atandı; bu süreçten etkilenen seçmen sayısı 11 milyonu geçti.

Ama mutlak butlan kararıyla adım daha ileri gitti: doğrudan ana muhalefet partisinin kurultay iradesine el uzatıldı. Mahkeme kararıyla Özel ve parti meclisi görevden uzaklaştırıldı; kurultaydan bu yana yapılan tüm kararlar geçersiz sayıldı.

Hukukçular, mutlak butlan kararının kayyum atanmasını zorunlu kılmadığını, bunun tamamen mahkeme takdirinde olan bir seçenek olduğunu belirtiyor.

Zorunluluk yoktu. Ama CHP için en kötüsü tercih edildi.

"Devlet aklı": Argümansızlığın son sığınağı

Kayyumu savunmak zorunda kalanlar ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldı: tutarlı bir argümanları yoktu. Ortaya çıkan boşluğu doldurmak için bir kavram devreye sokuldu: "devlet aklı."

Kılıçdaroğlu'nun en yakın isimlerinden eski Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, CHP'ye yönelik yargı müdahalesinin bu "devlet aklı" tarafından yapıldığını, Erdoğan sonrası kaos ihtimaline karşı bürokratik bir hazırlık olduğunu öne sürdü. "Erdoğan sonrasında Türkiye'yi bir kaos, karmaşa bekliyor. Onun için de o devlet aklı, bürokratik aklı bir şeyler yapmaya çalışıyor sanki kendine göre" dedi.

Dikkat edin: "sanki." Kuşoğlu'nun kendi cümlesindeki bu tek kelime, tüm argümanın nasıl bir zemine oturduğunu ele veriyor.

Nitekim aynı röportajda "Bir devlet aklı olduğunu söyleyebilirim. Ne kadar temiz olduğunu bilmiyorum. Bir tane devlet aklı da yok zaten" dedi. Savunduğu şeyin ne olduğunu, kaç tane olduğunu, temiz olup olmadığını bilmiyor. Ama partisinin başına mahkeme eliyle getirilen ismi bu belirsiz kavramla meşrulaştırmaya çalışıyor.

İroni daha da derinleşiyor. Yıllarca "yargı bağımsız değil, mahkemeler siyasi baskı altında, muhalefete operasyon yapılıyor" diyen bir çevre, bugün aynı yargının kararını "isabetli bir devlet aklı müdahalesi" olarak sunuyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu bu çelişkiyi yerli yerine koydu: "Bir siyasi partinin iç tartışmaları üzerinde yürütülen hesaplar bile devlet aklı diye pazarlanabiliyor. Devlet aklı, iktidarın her yaptığına sonradan giydirilen dokunulmazlık zırhı değildir."

Kılıçdaroğlu'nun eski danışmanından da benzer bir tespit geldi: "Genel başkanın kim olduğuna 'devlet aklı' karar veriyorsa, çok partili hayat bitmiştir."

"Devlet aklı" kavramının gerçek işlevi böylece netleşiyor: sandıkta verilemeyen cevabı, halkın anlayamayacağı büyük bir stratejik zorunlulukmuş gibi giydirmek. Asıl mesaj şu: halkın kendi çıkarını gözeten bir aklı zaten yoktur; daha yüksek bir akıl sandığı düzeltme hakkına sahiptir.

Bursa soruyor: Oyumun değeri ne?

Bursa örgütünde uzun süredir bastırılan iç hesaplaşmalar gün yüzüne çıktı; parti tabanında öfke ve yönetim tartışması iç içe geçti. Bu öfke anlaşılır. 47 yıl bekleyen, 2024'te sandığa gidip oy kullanan, iki yıl içinde o oyun fiilen askıya alındığını gören Bursalılar için "devlet aklı" soyut bir kavram değil. Aksine bu somut bir soruya dönüşüyor: sandıkta verdiğim oyun değeri ne?

Tarihin doğru tarafı

Özgür Özel son konuşmasında kalabalığa bir şey söyledi: "Bugün tarihin doğru tarafındasınız." Sandığa inananlara, seçilmişlerin yanında duranlara söylüyordu. Tarihin doğru tarafının adresini de verdi: İmamoğlu'nun durduğu taraf, Yavaş'ın durduğu taraf, sandığın durduğu taraf.

Devlet aklı ise tam tersini iddia ediyor: tarihin doğru tarafına siz değil, biz karar veririz. Bunu zaman gösterecek.

Çökertme bir strateji olabilir. Ama tarih, her zaman atananları değil seçilenleri yazar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.