Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mutlak Butlan

- Mutlak Butlan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mutlak Butlan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP Yozgat Aydıncık Örgütü görevden alındı: "Turp ve şalgamla ülke yönetilmez" diyen Ceylan da aralarında Haber

CHP Yozgat Aydıncık Örgütü görevden alındı: "Turp ve şalgamla ülke yönetilmez" diyen Ceylan da aralarında

Mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına getirilen Kılıçdaroğlu yönetimi, YozgatAydıncık İlçe Başkanı Sadık Erdoğan ile “Turp ile şalgamla devlet idare edilmez” diyen Abdullah Ceylan’ın da yer aldığı Yozgat Aydıncık ilçe yönetimini görevden aldı. Erdoğan, “Benim mazbatam vardır, butlan Kemal'in mazbatası yoktur. Kayyum Kemal'i biz tanımıyoruz. Bu karar benim için yok hükmündedir” diye konuşurken, Abdullah Ceylan da, “Biz Cumhuriyet Halk Partili olaraktan görevimize devam edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'in peşinde yürümekte karar verdik” dedi. Görevden alındığı yönündeki kararın bildirilmesinin ardından açıklama yapan CHP Yozgat Aydıncık İlçe Başkanı Sadık Erdoğan, görevden alınan ilk ilçe başkanı olduğunu, bunun onuru ve gururu içerisinde olduğunu söyledi. Erdoğan, görevini yaptığını, disiplinsiz ve liyakatsiz davranışının olmadığını bildirdi ve şöyle konuştu: “2024 yılında olağanüstü kongre ile bütün delegelerimizin imzasıyla ve oyuyla Cumhuriyet Halk Partisi Yozgat Aydıncık İlçe Başkanı onurunu taşımaya başladım. Başkan olduktan kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu tutuklandı. Buna sessiz kalamayacağımız için Yozgat olarak, Aydıncık olarak traktör eylemlerini Sayın Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu için yapma onuru ve şerefi bana nasip olmuştur. Üye sayılarımızı yüzde 500, yüzde 1000'lere varan artırımlar yapmışızdır. Nüfusa göre en çok üye sayısı Türkiye'de bendedir. İşimi gücümü bırakmışım, aksatmışım. Kendimi bu AKP zulmünden kurtarabilmek için partime adamış bulunmaktayım. Eylemlerimle 1.4 ila 17 milyon 200 bin lira arasında patates dökme eyleminde ceza ile tehdit edildim. Yılmadım. Olayın üstüne üstüne gittim. Yozgat'ımızı, Aydıncık’ımızı bırak Türkiye'ye tüm dünya tanıtmanın onuru, gururu bana nasip olmuştur. Yakınım Abdullah amcanın AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzına bir daha turp kelimesini alamamasına vesile olan ‘Turp ile Şalgam ile ülke yönetilmez’ diyen ilçe olma nasibi bana olmuştur. Onur duyuyorum, gurur duyuyorum, şeref duyuyorum.” “BENİM MAZBATAM VARDIR, BUTLAN KEMAL'İN MAZBATASI YOKTUR” Mahkeme kararıyla atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkan olarak tanımadığını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti: “1978'de Ankara Bahçelievler'de 7 tane TİP’li üyemizi şehit eden Haluk Kırcı'nın adamlarıyla polisle, biber gazıyla, copla genel merkeze girerek 12. katta resimler çekenlerin, Butlan Kemal'in beni görevden alma yetkisi yoktur. Parti meclisi düşmüştür. MYK düşmüştür. Benim mazbatam vardır, butlan Kemal'in mazbatası yoktur. Kayyum Kemal'i biz tanımıyoruz. Bu karar benim için yok hükmündedir. Seçilmiş genel başkanımız Sayın Özgür Özel'in liderliğinde, Özgür başkanımız neredeyse oradayız. Ne derse ölümüne kalımına kelle ile oradayım. Canımız feda." “VAZGEÇMİYORUZ” CHP Lideri Özgür Özel’in Yozgat Mitinginde mikrofon verilen ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Turpun büyüğü heybede” sözüne yanıt olarak “Turp ile şalgamla devlet idare edilmez. Devlet, adaletle, hukukla idare edilir” diye karşılık veren Yozgat’ın Aydıncık ilçesi Kazankaya Köyünden Abdullah Ceylan da görevden alınan ilçe örgütü üyeleri arasında yer aldı. Ceylan, görevden alınmasının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bizleri bu duruma getiren hainler, bizleri bu duruma getiren zalimler bizleri bu duruma getiren katillere sesleniyorum; biz Cumhuriyet Halk Partili olaraktan görevimize devam edeceğiz. Cumhuriyet Partisi seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'in peşinde yürümekte karar verdik. Bizim yolumuz devamlı ileridir. Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun da sonuna kadar destekliyoruz, peşindeyiz.” MUTLAK BUTLAN YÖNETİMİNDEN AÇIKLAMA Kılıçdaroğlu yönetiminden yapılan açıklamada ise “Medya ve sosyal medyada yer alan “Yozgatlı Abdullah amca ihraç edildi” başlıklı haber gerçeği yansıtmamaktadır. Yozgat İli Aydıncık İlçe Yönetimi MYK kararıyla görevden alınmıştır. Abdullah Ceyhan mevcut yönetimde bulunduğu için yönetimdeki görevi sonlanmıştır. Dolayısıyla hiçbir şekilde bir disiplin ya da ihraç işlemi söz konusu değildir” denildi.

Özgür Özel: İşgal bitmezse bu milleti seçeneksiz bırakmayacağız Haber

Özgür Özel: İşgal bitmezse bu milleti seçeneksiz bırakmayacağız

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, "Partimizi geri almak için sonuna kadar mücadele ediyoruz. Hukuken, siyaseten ve fiziken. Asla yorulmadık, yorulmayacağız. Bu mücadeleyi asla bırakmayacağız ancak işgal bitmezse bu milleti de seçeneksiz bırakmayacağız" dedi. Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Partisine yönelik tartışmalı mutlak butlan kararı ve Genel Merkez binasının polis marifetiyle boşaltılmasının ardından gerçekleştirdiği il ziyaretlerine dikkati çeken Özel, "İşgalin ardından sahaya indik. Mücadelemiz büyüyür. Yeni siyaseti, temiz siyaseti, cesur siyaseti, teslim olmayan, başkasının planına göre değil milletin hesabına göre yapılan siyaseti ilmek ilmek örüyoruz" diye konuştu. "BİR BANKIN ÜZERİNDEYİZ AMA MİLLETİN GÖNLÜNDEYİZ" Özel, özetle şunları söyledi: "Partimize yönelik saldırının, işgalinin ardından Ankara'da oturmadık. Nerede olmamız gerekiyorsa orada olduk. Köy köy, belde belde şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Belki makamlar, binalar yok ama bazen bir kamyon kasanın arkasındayız, bazen bir bankın üzerindeyiz ama milletin gönlündeyiz. Bir yanda bir mahkeme kararıyla mutlak sultanın, mutlak butlandan partiyi bölme umutlarıyla ve onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı; bir yanda ise İzmir'de yüz binlerin kararlılığı var." Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş'in ölümü ve 5 Ocak 2020'de kaybolduktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Gülistan Doku'yla ilgili yürütülen soruşturmalara değinen Özel, ailelerin yanında olduklarını vurguladı. "ANKARA'DA UTANÇ VERİCİ BİR ŞEYLER OLUYOR" Devamla Ankara'da 7-8 Temmuz'da yapılacak NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi gerekçesiyle alınan önlemler ve operasyonlara değinen Özel, tutuklama kararlarına tepki gösterdi. Özel, "Ankara'da utanç verici bir şeyler oluyor. NATO Zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hâl var. NATO Zirvesi'nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini tutukluyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar; 'NATO Zirvesi'nde eylem yapacaklar' diye. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip bu örgütlere üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki; 'bunlar gelir, burada eylem yapar.' Bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Cümle alem biliyor hiçbir suçları yok. Cümle alem biliyor ki Trump gittikten sonra hepsine 'Pardon' deyip bırakacaklar" ifadelerini kullandı. DENİZ GÖKTAŞ'A DESTEK Konuşmasının devamında yaptığı stand-up gösterisinin ardından kamuoyunda hedef gösterilen komedyen Deniz Göktaş'a değinen Özel, Göktaş hakkında başlatılan soruşturmaya tepki gösterdi. CHP lideri, "İktidarı da eleştiriyor, bizi de eleştiriyor. Saraçhane'yle mitinglerle ilgili kısımlarda dalga geçiyor. İktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldılar gencecik insanı. Sanata saygısı olmayan, şakadan, espriden anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammülü olmayan bir anlayış var. Güçlü liderin karikatürden dizi titremez. Şakadan, espriden, fıkradan ödü kopmaz. Güçlü lider bunlarla güçlenir. Deniz'e söz veriyorum; Erdoğan ile olan 30 yıllık yolculuğunu sonlandıracağız" şeklinde konuştu. Önceki dönem siyasetçilerden örnekler veren Özel, "Onlar da milletten oy alıp geliyordu, siz de milletten oy aldınız geldiniz. Ne oluyor da bu millete efendi oldunuz, ceberut oldunuz, cellat oldunuz, başlarına bela oldunuz ya?" ifadelerini kullandı. Ekonomiye yönelik mesajlara veren Özel, Türkiye'nin ekonomi tarihinin en kötü dönemini yaşadığını söyledi. ERDOĞAN'A YANIT AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partisine yönelik mutlak butlan sürecine ilişkin açıklamalarına tepki gösteren Özel, "CHP meselesinde 'yokuz' diyor ama öyle değil. Erdoğan, sen bu işin tam ortasındasın" dedi. Erdoğan'ın partisine yönelik "Bir Frankenstein ürettiler, şimdi de ceremesini çekiyorlar" şeklindeki sözlerine yanıt veren Özel, şunları söyledi: "Geçen gün diyor ki 'CHP'liler bir Frankenstein ürettiler ceremesini çekiyorlar.' Frankenstein canavarın kendisi değil, onu üreten doktor! Frankenstein aranıyorsa bugünkü Sabah gazetesine bakmak lazım. Canavarı bizim buralarda değil Adalet Bakanlığı tarafında aramak lazım." Özel'in konuşmasının tamamı şöyle: "Yoğun bir haftanın ardından grup toplantımızda yeniden bir aradayız. Partimize yönelik saldırının, işgalin ardından Ankara’da oturmadık. Zaten partinin hedefte olmasının sebebi de çeşitli ihtarlara, telkinlere rağmen Ankara’da oturmak yerine nerede olmamız gerekiyorsa orada olduğumuz, yerel seçim sürecinde 105, devamında dokuzu tematik 21’i büyük halk buluşması, 30. Ardından Saraçhane ile başlayan 111 mitingle sahada ve sürekli milletimizle birlikte olduğumuz için partimize yönelik saldırıların sonucunda alınan butlan kararı ve ardından devletimizin polisi, milletimizin evlatları, polislerini kullanarak 15 katlı binadan çıkarıldıktan sonra bu hafta sonu en son dün pazartesi günü 15’inci ilimizde milletimizle buluştuk. Köy köy, belde belde, şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Cadde cadde, sokak sokak, meydan meydan mücadelemizi büyütüyoruz. Yeni siyaseti, temiz siyaseti, cesur siyaseti, teslim olmayan, başkasının planına göre değil milletin hesabına göre yapılan siyaseti milletimizle birlikte ilmek ilmek örüyoruz. Belki makamlar yok, binalar yok, şatafatlı sahneler yok, hiç olmadı ve hiç kullanmadık. Ama bazen bir kamyon kasasının arkasında, bazen bir traktör römorkunun arkasında, bir kahve sandalyesinin üstünde ya da bir bankın üzerindeyiz. Ama milletin gönlündeyiz. “DİYARBAKIR İNANCIMIZI, UMUDUMUZU PEKİŞTİRDİ” Bu hafta önce Diyarbakır’daydık, Diyarbakır sokaklarındaydık. Baskılardan, kayyımlardan çok çeken o şehrin bizi en iyi anlayacak şehir olduğunu biliyorduk. Diyarbakır’a adımımızı attık ve bir takım tartışmaları da geride bırakmıştık. Ama bizi karşılayan Diyarbakır’dan kıymetli bir isim, ‘Üzerimde bir selam var’ dedi. Dün gece avukatlarını çağırmış, ‘Genel Başkanı karşılayacağını, toplantıda olacağını duydum. Onun üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Özgür Özel’e selamlarımı ilet, şehrimize hoş gelmiş’ dedi. Sayın Demirtaş’ın selamlarını aldık, başımızın ve gözümüzün üzerine koyduk. Ulu Camii’de cuma namazını kıldık. Esnaflarımızla buluştuk. Dört Ayaklı Minare’ye vardık ve Rahmetli Tahir Elçi’nin, barış elçisi Tahir Elçi’nin katledildiği yere çiçeklerimizi bıraktık. Rojin’in, Gülistan’ın acılı annelerinin yasını bir kez daha paylaştık. Köşk Mezrası’nda çiftçilerin, köylülerin, üreticilerin bitmeyen dertlerini dinledik. Onlarla birlikte biçerdöverle buğday hasadı yaptık. Diyarbakır’ın iş insanlarıyla buluştuk, sivil toplumuyla buluştuk. Muhtarımızın armağan ettiği 36 taşlı iktidar tesbihimizi aldık. İnancımızı, umudumuzu pekiştiren, bizi bağrına basan Diyarbakır’dan en sıcak duygularla ayrıldık. Diyarbakır’a yürekten teşekkür ediyor, Diyarbakır’ı gönülden selamlıyorum. “ANTEP’TE İZDİHAMDAN ESNAF ZİYARETİ YAPAMADIK” Ertesi sabah Antep’e geçtik. Geçerken Nizip, ‘Öyle Nizip’ten geçip gitmek o kadar kolay değil’ dedi. Yüzlerce araç, binlerce kişi… Yol üzerinde, Nizip sınırında bir benzin istasyonunda günün ilk kendiliğinden mitingini yaptık. Varınca Gaziantep’e iş dünyasıyla, işçilerle, sendikacılarla, sivil toplumla bir araya geldik. Esnaf ziyareti yapamadık; kalabalıktan, izdihamdan sokakta esnafa doğru adım atamadık. Girdiğimiz bir - iki dükkanda baktık ki girmek mümkün değil, çıkmak mümkün değil. Esnafı selamlaya selamlaya binlerle, on binle beraber Balıklı Park’a doğru gittik. Orada bir bank bulduk ve üstünden Gaziantep’in inancını, Gaziantep’in kararlılığını hep birlikte paylaştık. Eyüp Sultan Mahallesi’nde bir kamyonet kasasının üstünde ya da ev kadınlarının yer sofrasında çaylarını içtik, sohbet ettik. Nerede durduğunu dosta - düşmana gösteren Gaziantep’in yiğit insanlarına da yürekten teşekkür ediyorum. “ECEVİT’LE AYNI MEYDANDA RÖMORK KASASI ÜZERİNDEYDİK” Dün günlerden İzmir’di. İzmir’de Küçük Menderes Havzası’ndaydık. Bir günde altı ilçemizi ziyaret ettik. Bayındır’da çiçek üreten kadınlarla sabah kahvaltı sofrasında buluştuk. ‘Üzüntüden 4 kilo verdim’ diyen, ‘Üzülme, sana otobüs de alacağız, bina da yapacağız’ diyen teyzemin gözyaşlarında ülke için hem hüzünlü ama bir o kadar da inançlı insanlarımızın kararlılığında gücümüze güç, inancımıza inanç kattık. Ödemiş’te rahmetli Ecevit ile aynı meydanda bir römork kasasının üzerindeydik. Kiraz’da aşure dağıtırken, Beydağ’da keşkek döverken, Tire’de sokaklara sığmazken binlerle, on binlerle birlikteydik. Son olarak Konak’a, Kordon’a gittik. Zira bir sokak arkasındaki baba evimize. Sultan - butlan ittifakından sonra bir gece yarısı, bir Babalar Günü’nde oranın iyice boş olduğundan istifade yapılan işgalden sonra çok, çok ısrarla çağırmalarına rağmen ‘Siz o gerilimi sürdürmeyin’ dediğimizde, ‘Zaten yakında bir yeri bize bürolarını, iş şehirlerini bir partilimiz yeni il binamız olarak, seçilmişlerin il binası olarak verdiler’ demişlerdi. Geçtiler, orada çalışmaya başladılar. Dün ‘Altıncı ilçe Konak’a gidip, il binasında seçilmiş İl Başkanı’nı görelim’ dedik. Ne de görelim? Önünde on binleri gördük. On binlerle birlikte İzmir’de bir kez daha kucaklaştık. Bir yanda bir mahkeme kararıyla mutlak sultanın, mutlak butlandan partiyi bölüme umutlarıyla ve onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı bir yerde, İzmir’de yüz binlerin kararlılığına yürekten teşekkür ediyorum. “ROJİN’İN AİLESİNİN SORULARI YANITLANMIYOR” Biraz önce söyledim. Diyarbakır’da iki ziyaret… İki anneye, kardeşlere borcum var, sözüm var. Rojin Kabaiş’in ailesinin yanındaydık. Soruşturmanın başlangıcından adli tıp aşamasına kadar şüpheler ve ailenin kaygılarının, şüphelerinin, sorularının yanıtlanmadığı bir süreç yaşanıyor. Israrla söylediler. Dediler ki annesi, babası, kız kardeşi… Baba Diyarbakır’da oturuyor, Iğdır’da bir minare inşaatında elleriyle taş taşıyor. İzin günlerinde Van’a koşup, evladı için adalet arayışını sürdürüyor. Aile diyor ki ‘Rojin’in vücudunda iki erkek DNA’sı bulundu. Halen daha bize suyun içinde 15 günden sonra bile bulunan bu iki erkek DNA’sı için hiçbir şey demeyip, ısrarla ‘Rojin intihar etti, bunu kabul edin’ diyenler var. Bunu böyle söyler misiniz?’ Ben dedim ki ‘Biz bunları okuduk ama bunu böyle söyleyeyim mi?’ Annesi dedi ki ‘Söyle’, kız kardeşi dedi ki ‘Söyle.’ Babalarını aradılar, babaları dedi ki ‘Allah aşkına söyle. Bunları konuşun ki millet bilsin.’ Rojin Kabaiş’in ailesinin adalet arayışından hepimizin haberinin olması, onların hiç olmazsa bir miktar daha umutlanmasına, toplumun bu noktada kendilerine sahip çıkacağına olan inançlarına katkı sağlayacak. “GÜLİSTAN DOKU’NUN AİLESİ ‘MEZARIMIZ OLSUN’ DİYOR” Gülistan Doku’nun annesi ilk gün nasılsa öyle. Gördünüz, ‘İlk günden beri yanımızdaydınız’ diyor. Olmaya devam edeceğiz. İlk gün iki gözü iki çeşmeydi, yine iki gözü iki çeşme. Tabii büyük bir mücadele verdi. Cumhuriyet Halk Partisi kadın kollarımız, hukukçu milletvekillerimiz, tüm milletvekillerimizin yanında parlamentodaki muhalefet partileri sahip çıktılar. O dönemde hiç unutulmasın, şehrin bürokrasisi ve orada şüpheli sözler söylediğimizde ‘Devletin valisine diyorsun. Emniyet müdürüne diyorsun, polise mi bunu söylüyorsun?’ diyen dönemin İçişleri Bakanı ve şimdi karşılaştığımız durum… Heyetimiz gidip rapor ettiğinde ilk tebrik edenlerden biriydim. Orada, Tunceli’de bir kadın Cumhuriyet Başsavcısı, adındaki o ‘Cumhuriyet’ ünvanını bugünlerde en çok hak edenlerden biri. Her şeye rağmen 1,5 yıldır, öyle bir - iki aydır değil. Göreve atandığı günden beri kararlılıkla bu işin üstüne gidiyor. Gülistan’ın annesi ona bir Kürtçe ‘Allah ondan razı olsun’ diyor, dönüyor bir de Türkçe ‘Allah ondan razı olsun’ diyor. O kadın Cumhuriyet Başsavcısı’nın yürüttüğü soruşturmayla… Bizim arkadaşlarımız basın toplantısında oradaki bürokrasiye laf söyleyince neredeyse vatan haini, devlet düşmanı ilan ediliyorduk. Dönemin İl Emniyet Müdürü tutuklu, dönemin Valisi tutuklu, Vali’nin oğlu tutuklu, işaret edilen kişi Amerika’da tutuklu. Ümit ediyoruz ki en kısa zamanda Türkiye’ye teslim edilecek. Ancak annenin ve kardeşlerin yine de bir feryadı var. Diyorlar ki ‘Bir an önce bir mezarımız olsun istiyoruz. Bir de emniyet aşamasına gelindi. Bize dediler ki emniyet sürecinde de 24 ağır şüpheli var. Sanki iş orada durdu. Aman gidip bunu söyleyin, siz konuşursanız bu işler ilerliyor’ diyor. Bir bunu söylüyor, bir dönüyor kadın Cumhuriyet Başsavcısı’na dua ediyor. Biz de Gülistan’ın annesinin hiç olmazsa mezarına kavuşması için ve artık o gözyaşlarının bir yerde durup yasının tutulup, artık onun da hayatının bundan sonrasını elbette evladının yasını tutan ama hiç olmazsa evladının mezarını bilen ki bu en önemli insan haklarından bir tanesi, bir annemiz olarak hayatını sürdürmesini ümit ediyoruz. Bu konudaki kararlılığımızı bir kez daha vurguluyorum. “NATO ZİRVESİ OLACAK, BİR ACAYİP OLAĞANÜSTÜ HAL VAR” Değerli arkadaşlar, biz Ankara’da binalardan çıkıp gidince gittiğimiz yerlerdeki heyecanı, desteği, enerjiyi görünce; daha önce görmediğimiz bir öfkenin, bir enerjiye, o enerjinin bir kararlılığa dönüştüğünü görünce zaman zaman diyoruz ki ‘Bir şeyler oluyor.’ Bıraktığımız Ankara’da da bir şeyler oluyor. Öyle Ankara değil ama Erdoğan’a yakışan, bugünkü iktidarın yönetim anlayışına yakışan ama hepimizi utandıran bir şeyler oluyor. NATO zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanlarına çile tasarlayan, güvenlik önlemlerini artık akıl almaz boyutlara taşıyan, Meclis’i kapatan, bakanlıkları kapatan, kamu kurumlarını kapatan, sokakları kapatan bir acayip olağanüstü hal var. Bu ayrı. Bir de NATO zirvesi sırasında protesto gösterileri olabilir şüphesiyle yapılan operasyonlar, gözaltına alınan 225 kişi ve bunların 178’inin tutuklanması var. Bunu kimse böyle cümlede kullanıp, tweet atıp, bir tepki gösterip sonra da sakın normalleştirmesin. Burada yapılan meselenin bırakın Türkiye’de hani yaşananlar açısından, aileler açısından, eş, dost, çocuklar açısından, demokrasi açısından yaşanan her şey bir yana bu ülkede 2014 yılının Kasım ayında, bu Meclis’e, Meclis ya Türkiye kanun devleti ya kanunlar Anayasa’ya uygun çıkacak ya… Bu meclise o dönemin Adalet ve Kalkınma Partisi, Adalet Bakanlığından, İçişleri Bakanlığının da görüşleri alınarak o dönemde Bakanlar Kurulu’nda bir kanun tasarısı sevk ettiler. O kanun tasarısında iki başlık vardı İç Güvenlik Paketi’nin içinde yer alan. Bunlardan bir tanesi önleyici gözaltıydı. Diğeri koruyucu gözaltıydı. Kasım’da sevk edildi ve 2015’in Mart’ında kanunlaşana kadar dünya kadar tartışıldı. Meclis’te, komisyonda savunurlarken dün gibi hatırlıyorum, ‘Alman hukukunda da var’ dediler. Açtık, Alman Hukuku’ndaki kısmını okuduk. “BU KANUN YASALAŞMADI AMA BEYLER TUTUKLUYORLAR” ‘Bir kanun nasıl uygulanmalı?’ diye Alman hukukunda kanun çıkmış ama uygulamacıya yön gösteren katalogları okuduk. Tercüme ettik, getirdik. Diyorlar ki Alman hukukunda, ‘Kişi elinde bir benzin bidonu, bir çakmakla kendini yakmak üzereyken yapılabilecek koruyucu gözaltına, ‘koruyucu gözaltı’ denir. Süresi şu süreyle sınırlıdır, derhal işte psikiyatristlere, psikologlara ve hakimin karşısına gidilip bu konudaki somut gerekçe ve haklı gerekçeler izah edilir, aksi durumda derhal sonlandırılır.’ Önleyici gözaltı, elinde bir silahla birlikte suç işlemeye gittiği görülen kişinin, suçu işlediğinde ortaya çıkabilecek toplumsal zarar görüldüğünde kısa süreli, hakime derhal izah edilene kadar gözaltına ‘önleyici gözaltı’ denir. Tartışıldı, Türkiye’de kötü ellerde ne olabileceği konuşuldu ve ardından kanun tasarısından çıkarıldı ve bu yasalaşmadı. Yasalaşmayan işte geçirselerdi süre 48 saatti. Yani diyorlar ki ‘Birinin suç işleyeceğine, NATO Zirvesi’nde protesto gösterisi yapmak neyin ne suçudur ayrı tartışma. Velev ki Türk Ceza Kanunu’nda tanımlı bir suçu işleyeceğine kesine yakın kanaat varsa bu suçun önlenmesi için yapılacak gözaltına önleyici gözaltı diyeceğiz, süre maksimum 48 saat. Bundan 10 yıl sonra buradayız. Bu kanunun geçtiği değil, geçmediği Meclis’in çatısı altındayız. Ve beyler gidiyorlar, NATO Zirvesi’nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini tutukluyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar, NATO Zirvesi’nde eylem yapacaklar diye. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip, bu örgütlere üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki ‘Bunlar gelir burada eylem yaparlar.’ Konuşulan iki isim 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut. Emine Hanım'ın Sıfır Atık projesinde yer almış. Ayten Hanım’a, ailesine çok geçmiş olsun. Ama bu Sıfır Atık projesinde yer alması da şaşılacak büyük bir şey olarak anlatılıyor. Proje de değerlidir, Ayten Hanım’ın katkısı da değerlidir. Velev ki AK Parti’nin kadın kollarında görev almış olsun. Ne fark eder? Meselenin büyüklüğü, bundan çok daha büyük. Diğer tarafta Sayın Emel Memiş, eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Alaettin Parmaksız’ın gelini. Mülkiye’de akademisyen kürsüsü var. Evet, büyük utanç. Hocaya çok ayıp, öğrencilerine ayıp, aileye ayıp. Ama yapılan kim olursa olsun, önleyici gözaltıyı 10 yıl önce ‘Yanlış uygulanır’ diye 48 saatliğine uygulanacak gözaltıyı reddeden Meclis’te, 10 yıl sonra bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Cümle alem biliyor ki hiçbir suçları yok. Cümle alem biliyor ki Trump gittikten sonra, Ankara boşaldıktan sonra hepsine ‘Pardon’ deyip bırakacaklar. Cümle alem biliyor ki bu tutuklamanın haksız olduğuna hükmedilecek ileride. Haklı olduğuna hükmedilse, cümle alem biliyor ki Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı verecek. O vermese AİHM verecek. Bu kadar açık, net bir hukuksuzluk var ve gürültünün içinde kaynayıp gitmeye çalışıyor. Buradan soruyorum; Erdemliler Hareketi diye AK Parti kurulduğunda, ‘Yasaklarla mücadele edeceğiz’ diye AK Parti kurulduğunda onu köpürtenlere soruyorum. Soruyorum; ‘demokrasi’ deyince, yok ‘vesayet’ deyince yok bilmem ne deyince köşe köşe yazıp kalıp kalıp maaşları alanlara soyuyorum. Ne yapıyorsunuz şimdi, ne yapıyorsunuz? Türkiye’de böyle bir önleyici tutuklama. Ya Manisa’da esprisini yapan emniyet müdürüne karşı çıkıyoruz biz. Diyor ki Mesir Günü, ‘Başkan dikkat et’ diyor. Eller havada ya mesirde, eller boşta. ‘80 vilayetten yan kesici var Manisa’da’ diyor. ‘Hangisinden gelmemiş?’ dedim. ‘Bizimkileri dün akşamdan topladık’ diyor. Biz Manisa’da mesirden bir gün önce kendi bildikleri yankesicileri toplamalarına ‘Ya kanunda olmayan bir şey. Nasıl yapıyorsunuz bunu? Ne malum adamın bunu yapacağı?’ deyince, emniyet müdürü ‘Sen de haklısın vekilim’ falan diyordu. Şimdi geldiğimiz yerde dünya liderleri gelecek diye bu kadar utanç verici bir işi yapıp sonra da çıkıp insanların karşısına, örneğin AK Parti’nin Sözcüsü çıkıp konuşuyor. Grup Başkanvekilleri şimdi çıkıp konuşacaklar burada Meclis’te. O yüzden ne kadar ağır hukuksuzlukların, saldırıların altında olursak olalım, kanunda olmayan işleri hatta kanunda olmamasına hep beraber karar verdiğimiz işleri yapmalarına asla ve asla müsamaha göstermediğimiz gibi, tepki gösterdiğimiz gibi hak ettiği boyutta itiraz etmek, bu işi yapan utanmazları utandırmak boynumuzun borcudur. “GÜÇLÜ LİDERİN ŞAKADAN, ESPRİDEN ÖDÜ KOPMAZ” Değerli arkadaşlar, değerli konuklar. Kendi insanından korkan bir rejimin; düşünceye, fikre, espriye, şakaya tahammül edemeyen aciz bir haldeki bir rejimin tükeniş dönemini hep beraber yaşıyoruz. Komedyen Deniz Göktaş, ülkemizde uzun zaman sonra siyasi mizah yapan, buna cesaret eden genç bir kardeşimiz. Çıkmış bir gösteri yapmış. Ben de tavsiye edilince, daha doğrusu üzerine konuşulmaya başlayınca açtım tamamını izledim. İktidarı da eleştiriyor, bizi de eleştiriyor. Saraçhane ile ilgili, bizim mitinglerle ilgili bir kısımda da dalga geçiyor. Ekrem Başkan’ı eleştiriyor. Okuduğu kitapları, dönüp gelip eleştiriyor, şaka yapıyor. Güzel de reaksiyon alıyor, hepimiz de güldük. O sırada Erdoğan’ı da eleştiriyor ama ‘Ben onun terapistliğine talibim’ diyor. ‘Ama beni tutmazlar’ diyor. ‘Para içeride kalsın diye aileden tutarlar’ falan diyor. Bu kadar Erdoğan’la ilgili dediği. Bu kadar. Efendim Kur’an-ı Kerim’e inanca bilmem ne… Bilmeyene söyleyeyim. Diyor ki, ‘Ya 600’lü yıllarda dördüncü kitaba ‘son kitap’ demişler, çok iddialı değil mi?’ diyor. Ama sonra da dönüyor diyor ki, ‘Ben olsam korkarım daha sonra yenisi çıkar’ diyor. Sonra da ‘Çıkmadı’ diyor. Başka da bir şey yok. Efendim ‘Dini değerlerle alay bilmem ne’ falan filan. Bunun üzerinden iktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldılar gencecik bir insanı. Sonra gösteri videosunu bir gece içinde engelleyip hakkında soruşturma açtılar. Ve şimdi efendim ‘Yurtdışına kaçtı mı, orada mı, dönecek mi, gelecek mi, alınacak mı?’ Sanata olmayan, şakadan - espriden anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda. Şimdi gençlere sesleniyorum, zaman zaman ‘Yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa’ deyince ilgi gösteren gençlere sesleniyorum. Bir yandan da öyle bir şey var ki, Tayyip Erdoğan’ı, onun rejimini, onu sertliğini, onun nobranlığını, onun yasaklarını kutsayan ve halen daha onun partisini işte AK Gençlik. Ya gençlikle bunların bir ilgisi olabilir mi? Halen daha milleti konsere diye götürüp Tayyip Erdoğan’ı gençlere dayatan, sonra bu işi savunmaya çalışanlara falan söylüyorum. Ya siz bunu kendinize, kardeşinize, ailenize izah edebiliyor musunuz? Ne demiş? Ekrem İmamoğlu’na beş katını söylemiş, dönmüş Erdoğan’a da iki satır bir şey demiş. İki değil 20 dese ne olur? 200 satır eleştirse bunu hoş karşılayan siyasetçinin madalyası olur bu. 1968 yılında bu memlekette İnönü’yü, Demirel’i, Türkeş’i, rahmetlileri güzellik yarışmasında gösteren, seçmenin karşısında gösteren karikatür yayınlanabiliyor. Bundan 70 yıl önce, 65 yıl önce. Ya bu olana kadar Özal’ın Çankaya Köşkü’nün merdivenlerinde kendiyle en çok alay eden, en ağır karikatürleri çerçeveletip sergilemişliği var. Her gün merdivenden çıkarken yukarı konuta, onlara bakarak çıkıyordu Özal. En ağır eleştirilen Demirel, Plastip Show’un yılbaşı eğlencesine katılıyordu. Kendi kuklası ile konuşuyordu. Neler neler söyleniyordu ona. Deyin ki Erdal İnönü’nün mizah tahammülünü, ya da hakkında bu kadar bu kadar Başbakanken kitap yazılan, hakkında fıkralar üretilen başbakanların o kıymetli tahammülünü. Şimdi ne oluyor ya? Onlar da milletten oy alıp geliyordu siz de milletten oy aldınız geldiniz. Ne oluyor da bu millete efendi oldunuz, ceberut oldunuz, cellat oldunuz, başlarına bela oldunuz ya? Böyle bir şey olabilir mi? Bütün gençlere sesleniyorum; sanmayın ki böyledir, sanmayın ki Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakan ya da parti genel başkanları böyle bir dokunulmazlığı vardır. Mizah karşısında, eleştiri karşısında kimsenin böyle bir dokunulmazlığı yoktur. Bu özgüvensizliktir. Bunlardan öncekiler bunların 50 katına tahammül ettiler. Tahammül etmeyi bırakın, takdir ettiler. Bir ülkede mizah varsa yönetende özgüven vardır. Bir ülkede eleştiri varsa, o hükümette kendine güven vardır. Bugün yaşananlar acziyettir, bugün yaşananlar bir şakadan korkmaktır. Bugün yaşanan, öyle güçlü lider falan değildir. Güçlü liderin karikatürden dizi titremez. Güçlü liderin şakadan, espriden, fıkradan ödü kopmaz. Güçlü lider bunlarla güçlenir. Bunun için buradan söz veriyorum. Hani diyor ya, ‘30 yıllık yolculuğum var benim Erdoğan’la’ diyor. Ben Deniz Göktaş’ın Erdoğan’la olan 30 yıllık yolculuğunu hep birlikte sonlandıracağımıza Deniz kardeşime söz veriyorum. “‘DÜNYA LİDERİ’ 17 KAT GIDA ENFLASYONUNU BAŞARDI” Tam böyle AK Parti’nin geçmişte diyorlardı ya ‘ustalık dönemi’. Tam böyle AK Parti’nin ‘tükeniş dönemi’ne uygun üçüncü bir kısım… Bunlar geldiğinde 3C ile mücadele için gelmişti. Yasakları, yoksulluğu ve yolsuzluğu ortadan kaldırmak için. Yolsuzlukta geldikleri nokta ortada. Yasakları gençlerle birlikte konuştuk ve bir yandan insanları yoksullaştıran bu kara düzen. Maalesef gelir ve servet adaletsizliği öyle bir boyuta ulaştı ki ülkenin yüzde 80’i Afrika standartlarında, yüzde 20’si ise Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Böyle bir ayrılık var. Artık ne orta direk kaldı, ne orta gelir seviyesi kaldı. Eskinin orta direği fakir, eskinin fakirleri derin yoksulluğun pençesindeler. Yüzde 32,6’lık enflasyonla Avrupa’da birinciyiz. Dünyada beşinci sıradayız. Avrupa Birliği’nin enflasyon ortalaması yüzde 3,3. Hani diyorlar ya ‘Enflasyon herkesin başının belası.’ Avrupa Birliği ortalaması yüzde 3,3, Türkiye’ninki %33; tamam 10 katı. Yani Türkiye’deki hayat pahalılığı hızı Avrupa’dakinin tam 10 katı ve her seferinde bir zam, bir önceki zammın üstüne binerek ilerliyor. ‘Tarımda kendi kendine yeten ülkelerden biri’ diye sayılıyorduk şimdi gıda enflasyonunda yine Avrupa’da birinciyiz, dünyada beşinci sıradayız. Dünyayı düşünün, dünyadaki bütün ülkeleri düşünün. Dünyadaki ülkelerin tamamında enflasyonu ve gıda enflasyonu bizden kötü olan dört ülke var sadece. Gerisinde gıda enflasyonda çok daha yüksek durumdayız. Gıda enflasyonumuz yüzde 35. Dünya ortalaması yüzde 2. Türkiye’deki gıda enflasyonu, bütün dünyanın ortalamasının tam 17 katı. Ekonomide tarihin en kötü dönemini yaşıyoruz. Bitmeyen, sonu görünmeyen bir ekonomik krizin içindeyiz ve bunun en yakıcı tarafı, gıda enflasyonu. Çünkü herkesin evladının kursağından geçecek lokmanın, meyvenin ve proteinin, her birisinin hesabı kitabı burada tıkanıyor. Milletin vergileri maaşlara değil, maalesef israfa ve faize harcanıyor. Bu yılın ilk beş ayında toplanan büyük rakamlar söylemeyeceğim, toplanan her 100 liralık verginin 24 lirasını faize ödediler. Bu tutar, bundan 10 yıl önce 100 liralık verginin 11 lirasıydı. O gün de her toplanan verginin yüzde 11’i faize gidiyordu, çoktu. 10 yıl boyunca Erdoğan yönetiyor, 2018’den beri ‘Verin yetkiyi görün etkiyi’ diyerek yönetiyor. ‘Verin yetkiyi, nasıl enflasyonun beli kırılacak’ diye yönetiyor. Her kürsüye çıktığında, ‘Tek haneli enflasyona nasıl ulaşacağız’ diye yönetiyor. Bu dediğini bizim dünya lideri değil, dünyanın lider diyenleri başardı. Dünyadaki 200 ülkenin lideri, ortalama gıda enflasyonu yüzde 2’ye, ortalama enflasyonu yüzde 3.3’e düşürmeyi başardı. Bir tek ‘dünya lideri’ diye yalandan parlattıkları, enflasyonu dünyanın 17 katında tutmayı başardı. Şimdi 10 yıl öncesine göre yüzde 11 olan toplanan vergilerin faize gitme payı, yüzde 24’e, yani 4 lira vergi veriyorsun 1 lirasını sadece faize ödüyorlar. Böyle bir noktaya geldi Türkiye. “ÇALIŞANDAN ALINAN GELİR VERGİSİ İKİ KAT ARTTI” 75 bin, 80 bin lira net maaş alan beyaz yakalılar, mühendisler ya da mavi yakalı kıdemli teknisyenler, 75 bin lira maaş alıyor, aldığı 12 maaşın 3 tanesini vergiye veriyor. Şaka gibi. O artan vergi oranları var, Ocak ayında bir maaş, şubatla birlikte martta kesinti başlıyor. Mayıs’ta daha düşük ve Temmuz’da daha düşük derken 12 maaşın 3 tanesini 75 bin lira maaş alan, vergiye veriyor. Bu yüzden bu vergi dilimlerini bilerek güncellemedikleri için, bazı yılların enflasyonun altında, bazı yıllar hiç güncellemedikleri için öyle bir noktaya geldik ki sadece 2 yıl öncesine göre çalışanların ödedikleri gelir vergisi tam iki katı atmış. Maaşların ne kadar arttığını düşünün. Ama ödedikleri vergi tam iki katı artmış. Maaşı yetmeyen çalışan, kredi kartına yükleniyor. Kredi kartında nakit avans çeken yani gidip nakit tanımlanan nakit avans çeken ya da kredi kartının borcunu ödeyemeyen kişi, yıllık bileşik yüzde 94 faiz ödüyor, yüzde 94. Artık borç, borç ile çevrilmeyecek durumda. Parası olan bankaya koyduğunda, banka yüzde 40 veriyor, parası olmayan bankadan borç aldığında bileşik yıllık yüzde 94 ödüyor. Aradaki farka, bu farkın nasıl oluştuğuna ve en çok da şuna bakın. Bu yüzde 94’ün içinde ödenmeyen kredi kartına, ödenen faize yani çıkan faize yüzde 30 vergi ödendiğini unutmayın. Oradan yüzde 30 alıyor. Parası olan ve bankaya para koyuyor, kazandığı faize yüzde 18 ödüyor. Parası olmayan bankaya faiz öderken üstüne yüzde 30 da devlete vergi ödüyor. Hani bu kazandığında alınacak bir şey. Kazanandan almak varken kaybedenden ve tükenenden, intihara sürüklenenden, buhranda olandan alıyorlar. Yüzde 94, ödenemeyen kredi kartının tahsil edilen parasındaki faiz yüzde 94. Nakit avansa uygulanan bileşik faiz yüzde 94. Her gün iğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Bir tek maaşlar artmıyor. “İKTİDAR ASGARİ ÜCRETE ARA ZAMMI ASLA DİLE GETİRMİYOR” Seçimden önce biz söylediğimizde enflasyon çift haneli ise yani yüzde 9’dan yüksek, yüzde 10 ve üzerinde enflasyon varsa ‘Yılda dört kez ayarlarız asgari ücreti’ demişti Erdoğan. O günden bugüne enflasyon yüzde 80’i gördü, yüzde 65’i gördü, yüzde 35’leri gördü. Yılda dört değil sadece kanun gereği verilen ve enflasyonun altında kalan zammı verdiler asgari ücretliye. Bugün gelinen noktada asgari ücret verildiği günkü alım gücüyle 24 bin liraya gerilemiş durumda. 28 bin lira ocaktaydı, o 28 bin lirayı bugünkü 28 bin lira ile karşılaştırırsan o günün 24 bin lirası artık. Asgari ücrette beş ayda bu erime yaşandı ve ara zam yapmayı aklının ucundan geçirmeyen, asla ve asla dile getirmeyen bir iktidar var. Oysa hatırlayalım ki bu milletten seçimde oy isterken iki seçim arasında ‘Asgari ücrete yılda dört sefer düzenleme yapacağız’ diyordu. “İŞ İNSANLARI DA ‘DOĞRU PROJE’ DEDİLER” Diyarbakır’daydık sanayicilerle birlikteydik, Gaziantep’teydik ve bilhassa işi insanlarıyla birlikteydik. Orada asgari ücretle ilgili söyledim. ‘Diyorum ki’ dedim, ‘Alan için çok düşük, veren için çok yüksek.’ Hepsi hak verdi. Burada ne yapacağız? Yani ne yapacağız? Asgari ücretli perişan mı olacak? Kira verirse aç mı kalacak çocukları? Çocuğu doyurursa sokakta mı kalacaklar? Hayır, devlet devletliğini yapacak. Çıkardım, izah ettim, gösterdim, arkadaşlarımızın çalışmalarını söyledim. Bizim asgari ücrette önerimiz şudur… O günkü rakamlarla anlatıyorum. O zaman sevgili Volkan Demir, ekonomist arkadaşlarla çalışmışlardı hep beraber ve açıklamıştık. ‘Asgari ücret 28 bin lira değil 39 bin lira olursa alınan toplamda SGK primlerindeki artış bu kadar. Bunu kasaya almayın. Bunu desteklemeye ayırın. Bir ile beş arası çalışan, beş ile 10 arası çalışan, özellikle tekstil, deri sanayiinde çalışanlar, KOBİ’ler, buralara 10 bin 500 liraya kadar desteklemeler açıklayalım. Yani asgari ücret küçük bir işletmede ya da tekstil gibi, deri sanayii gibi Mısır’ın asgari ücretiyle rekabet etmek zorunda olan alanlarda teşvik mekanizmasıyla… Yoksa sektörel asgari ücretten bahsetmiyoruz ya da bölgesel. Teşvik mekanizmasıyla alan için 39, veren için 29 bin lira olsun’ dedik. Bugün bu hesabı duyan sanayici… O gün de izah etmişti ekonomi komisyonumuzdaki, Ekonomi Masası’ndaki arkadaşlarımız, yeni ismiyle Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’ndeki arkadaşlarımız. Bunu duyduklarında hak verdiler, ‘Doğru proje’ dediler. Ama bunu düşünmek gibi bir derdi olmayanlar asgari ücreti arttırmayarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. “EMEKLİYE PAY VERMEYEN ANLAŞIYLA MÜCADELEYE DEVAM” Emekliye zam yapılacak, kanuna muhtaç kök maaşlardan dolayı. Orada yine grubumuz mücadele verecek ama TÜİK’in maskelenmiş, hem yanlış sepetten hesaplanan hem de yöntemsel olarak yanlış olan, emekliyi milli gelir artışında var görmediği için büyümeden pay vermeyen, bu yüzden bağıl olarak küçülten anlayışla yine Meclis’te hem ilgili komisyonda, hem de Meclis Genel Kurulu’nda mücadele etmeye devam edeceğiz. Ama bütün emeklilere ve bütün emekçilere söylüyoruz ki bu yaşananların tamamı bir zaruret falan değildir. Bu yaşananların hiçbiri küresel bir sorundan kaynaklanmamaktadır. Bu yaşananların her birisi tercih meselesidir. Erdoğan ve arkadaşları parayı bulmakta ve kaynağı kullanmakta, zengini, yandaşı ve özel tercih ettikleri bir grubu; biz ise emekliyi ve emekliyi tercih etmekteyiz. Emeklinin ve emekçinin iktidarı kurulmadan bu işler düzelmeyecektir. “BUNUN ADI; HALKIN VERGİ ADI ALTINDA SOYULMASIDIR” Vergiden bahsettim. Bu ülkede bir vergi düzeni yok, bu ülkede vergi adı altında halkın soyulması var. Toplanan her 100 liralık verginin yarıdan fazlası ÖTV ve KDV. Net söyleyelim, hep söyleyelim, anlatalım. Bir ülkede dolaylı verginin payı yüzde 65 ise o ülke yoksulu, emekliyi, emekçiyi sömüren, zengini kayıran bir vergi düzeni içindedir. Çünkü vergi kazanandan alınır. Çok kazanandan çok alınır, çok serveti olandan çok alınır. Az olandan daha az alınır, kazanmayandan vergi alınmaz. Vergi kazananın ödeyeceği bir şeydir. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor; 65 lirası dolaylı, 24 lirası gelir vergisi yani maaşlardan ve diğer gelirlerden, 11 lirası kurumlar vergisi. Yani o çok konuşulan, hakkında çok konuşulan çok kazananlar verginin yüzde 11’ini, geri kalan sizler verginin yüzde 89’unu… Yani 10 liralık verginin dokuz lirasını ya hiç vergi vermemesi ya da çok azını vermesi gerekenler, 10 liralık verginin 1 lirasını gerçekte vermesi gerekenler ödüyor. Dolaylı vergi zengin - fakir ayırmayan vergidir. Dolaylı vergi elektrikten, sudan, telefondan, her türlü tüketimden alınan vergidir. Türkiye’nin en zengin adamı torununa ayakkabı alıyor. Türkiye’nin en fakir insanı torununa ayakkabı alıyor. Aynı vergiyi alıyorlar ikisinden de. Yaktığı elektrikten aynı vergiyi alıyorlar. Çocuğu sütünden, bezinden aynı vergiyi alıyorlar. Dolaylı vergiyi toplamak, bütün herkesten eşit vergi almak, milyarder ile asgari ücretliyi hatta hiçbir geliri olmayanı aynı düzeyde vergi mükellefi görmektir. Bu düzeni, bu haksız kara düzeni tepetaklak etmeden, AK Parti’nin bu kara düzenini bitirmeden Türkiye’de gerçekten kimsenin yüzü gülmeyecek. “GÜNE BAŞLARKEN ÜÇ, TELEFON ALINCA DÖRT ÇEŞİT VERGİ VAR” Güne başlarken yataktan kalktı, yüzünü yıkayacak, musluğu açan üç adet vergi ödüyor. KDV, çevre temizlik vergisi, atık su vergisi. Telefon alıyorsun, dört çeşit vergi ödüyorsun. Şarja takıyorsun, üç çeşit vergi ödüyorsun. Otomobil, telefon, tablet, bilgisayarda TRT bandrol ücreti var. Niye? ‘Otomobilde giderken radyoyu açarsan ya TRT’ye denk gelirsen?’ Telefon alıyorsun, telefonda TRT bandrol ücreti var. Ne bileyim, internete girersen, radyodan TRT’yi açarsan ya da TRT televizyonuna bakarsan diye bandrol. Hani televizyon alıyorsun, arkasına bandrolü yapıştırılıyor ya, o bandrolü, artık o görünmeyen bandrolü, gencecik yoksul çocuğun cep telefonuna TRT izleme ihtimaline karşı yapıştırıyorlar. Mutfak tüpünde, tırnak makasında özel tüketim vergisi var. Elmasta, pırlantada yok. Koymaya kalktılar. Biz bunları söyleyince koyulmaya kalkıldı. Geldiler lobi yaptılar, uğraştılar mı uğraştılar tekliften çıkarttırdılar. Binlerce Euro’luk çanta alırken yüzde 10 KDV ödeniyor, bahçeye dökmek ya da kuzinede sobada yakmak için tezek alsan yüzde 20 KDV ödeniyor. Lüks çantaya yüzde 10, tezeğe yüzde 20 KDV ödendiği düzen, AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. AK Parti’nin düzenini mutlaka değiştireceğiz. “TV 50 BİN LİRA AMMA…” Biliyorsunuz AK Parti’nin adaletsiz vergi politikalarını anlatan bir site kurmuştuk, adı akp’den.com’du. Birincisi sultancıların, ikincisi butlancıların elinde kaldı. Allah’a şükür akpden.net’i kurduk, dimdik ayakta. akpden.net. Bu, 56 ekran, fazla bir özelliği olmayan normal bir televizyon. Bugünkü fiyatı 50 bin lira. Bunu, ‘Cebime koydum, sepete ekledim’ deyip de basınca, akpden.net devrede. 50 bin lira ama ‘Ya sen bu televizyondan TRT’yi açarsan?’ Yüzde 16 TRT bandrol ücreti. 8 bin lira. Bunun üstüne ilave yüzde 6.7, ‘Bu zorunlu bir tüketim değil, özel tüketim vergisi, gözümde lükse giren bir tüketim harcaması, pırlantada sıfır ama televizyon izlemede yüzde 6.7. 3 bin 886. Bu üçünün toplamına bir de gel bakalım yüzde 20 KDV, 12 bin 377 lira. 50 bin liralık televizyon, AK Parti’yi iktidarda tutma bedeli olarak 74 bin 263 lira. AK Parti’yi göndermeden bu vergiden kurtulamazsınız. Herkesin dikkatine, incelemek isteyenler için akpden.net’te “ESAS AMAÇ, MİLLETİN DERTLERİNİ SAHİPSİZ BIRAKMAKTIR” Biz, ısrarla milletin gündemini, haksızlığı ve yoksulluğu anlatmak durumundayız. Zaten bunları anlata anlata Türkiye’nin birinci partisi olduk. Hatırlayın, yerel seçimleri kazandıktan sonra Rize’de çay miting yapan biz, Ordu ve Giresun’da fındık için konuşan biz. Gaziantep’te fıstık mitingi yapan, Adana’da pamuk miting yapan, Manisa’da hepsi yetişiyor Allah’a şükür, tarım mitingi yapan, Trakya’da buğday mitingi yapan, tematik mitinglerle bunları konuşan biz. Bunları anlata anlata Türkiye’nin birinci partisi olduk. Şimdi bunları anlatmayalım diye bize saldırıyorlar. Peki soruyorum. Emeklinin halini biz konuşmazsak kim konuşacak? İşçinin derdini biz anlamazsak, biz anlatmazsak, biz onların yanına varmazsak, kim varacak? Çiftçinin hatırını Cumhuriyet Halk Partisi sormazsa kim soracak? Biliyorlar ki biz susarsak millet susacak. Bize yönelik saldırılar, Cumhuriyet Halk Partisi’ni sahipsiz bırak bu operasyonu değildir. Allaha şükür biz Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve Cumhuriyet Halk Partilileri sahipsiz, yalnız bırakmayız. Ama esas gaye, esas amaç milletin dertlerini sahipsiz bırakma operasyonudur. O yüzden bize, partimize adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme operasyonu çekmektedirler. Meselenin kendisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bir mesele değil, meselenin kendisi, Cumhuriyet Halk Partisi bahane edilerek meşgul edilerek bu milletle, bu milletin değiştirmek istediği iktidar arasındadır. Biz, partimizi 47 yıl sonra birinci parti yapan kadrolarız. Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni tarihinde ilk kez yenilgi ile tanıştıran kadrolarız. Ben, Erdoğan ile Genel Başkan olarak bir kez yarıştım. O, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanıydı, ben de kurultayımızın takdiriyle, üyelerimizin, milletimizin desteğiyle partimizin Genel Başkanı olarak onunla karşı karşıya geldik. Yarıştık, yarıştığımız ilk ve tek seçimde Erdoğan’ı Genel Başkan olarak ben yendim, partisini Cumhuriyet Halk Partisi yendi, esas olarak da bunu ne kendi üstüme aldım ne sadece partimize maal ettik. O gün dedik ki ‘Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adaylarına ve kadrolarına verilen bir yatırımcı kredisidir. Bir tüketici kredisi değil, tüketelim diye değil geleceklerine yatırım yaptıkları için, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ülkenin geleceğinde görmek için verdikleri bir kredidir. “İKTİDAR DEĞİŞİMİ TÜRKİYE’DE ARTIK BİR TAKVİM MESELESİDİR” ‘Oyları kendimize, partimize saymıyoruz. Ortak gelecek umudumuza sayıyoruz’ dedik. O günden beridir de kibir yapmadan, sadece kendimizi anmadan, başarıyı Türkiye İttifakı’na, Türkiye’nin bütün demokratlarla mal ederek yol yürümeyi tercih ettik. İşte bu yüzden iktidar değişimi artık Türkiye'de bir takvim meselesidir. Bunu herkes görüyorken bu ülkenin ezilenleri, yok sayılanları, hor görünenleri, hakkı yenilenleri iktidara yürüyorken; maruz kaldığımız saldırı tam da buna yöneliktir. Bunu engellemeye yöneliktir. Yürüyüşümüzü durdurmak için, ki biz durursak mutlak sultan olacak. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki mutlak butlan meselesini AK Parti’nin yargı kolları eliyle tasarlanmış, özellikle planlanmış mutlak butlan meselesini mutlak sultanın kariyerini sürdürme meselesi olarak görmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve Türkiye’yi bu ara dönemden hızla çıkarmak; kendine ‘Aydınım’ diyen, ‘Partiliyim’ diyen, ‘Cumhuriyetçiyim’ diyen, ‘Atatürkçüyüm’ diyen herkesin boynunun borcudur. AK Parti’nin ve Erdoğan’ın bütün hesabı, Cumhuriyet Halk Partisi’ni karpuz gibi ortadan bölmek. Yarı yarıya bölmekken, hadi 70’e 30, 60’a 40 da olsa olur derken, 70’e 30’a razıyken, bekledikleri bölünmenin böyle karpuz gibi bölecek ya, bu başındaki sapını bile alamadılar. Millet yarı yarıya karpuz gibi ortadan değil, karpuzdan bir şey vermeyip sapını onlara gösterdi, sapını. Yüzde 99’a yüzde 1’ler. O yüzde 1’ler karpuzun sapıdır, sapı. “ERDOĞAN BU İŞİN TAM GÖBEĞİNDE” Şimdi bunu sokakta herkes gördüğü için birazcık bu işlere bakan herkes analiz ettiği için zaten lafın kendisi böyle bir reaksiyonu aldığı için Erdoğan değişik bir ruh haline büründü. Daha doğrusu ruh haline büründü derken, şu halde. Suçluluk psikolojisinin altında yoğun bir inkara geçmek, yani somut gerçeği inkar etmek için aşırı açıklamalar yapmak sürecinde. Psikolojideki karşılığı bu. Erdoğan’ı izle ve karşında şu var. Çıkıyor bir toplantıya, çeşit çeşit toplantılara çıkıyor. Prompter hazır, metnin yüzde 50’si ‘Vallahi de billahi de biz yapmadık. Bu işin hiçbir yerinde biz yokuz. Bu işi Cumhuriyet Halk Partililer yaptı. Onların iç meselesi, biz bu işin bir yerinde yokuz.’ Konuşma başlıyor, ‘Biz bu işin neresindeyiz?’ 24 dakika sonra diyor ‘Biz bu işin hiçbir yerindeyiz.’ Aha da söylüyorum; sen bu işin tam göbeğindesin, tam göbeğindesin. Şimdi Erdoğan’ı izlerken o aşırı açıklama ve yoğun inkarı görünce zaten anlıyorsun. Bu meseleyi kim yapmış ve nasıl yapmış? Ve bu anketlerde görülen, ‘Efendim bu iş bizi de yıpratıyor, bu iş CHP’ye yaradı. CHP’de olurlarsa da şahlandılar, başka yola gitseler de yeni bir bela var karşımızda’ dedikçe ‘Biz yapmadık’ diyor. Yani ‘Onların iç meselesi’ diyor. Erdoğan sana soruyorum. Ben ana muhalefet partisinin Genel Başkanı olarak şöyle bir açıklama yapıyor muyum 20 dakika? ‘Komedyen Deniz Göktaş’a açılan soruşturmayla hiçbir bilgim yok. Ben bu işin hiçbir yerinde yokum. Ben bu işte yokum.’ Ya böyle bir izaha ihtiyaç var mı? Böyle bir izaha ihtiyaç yoksa, demek ki ben bu işin hiçbir yerinde yokum. 25 dakika boyunca mesela ben ‘Televizyondan alınan aşırı verginin hiçbir yerinde Cumhuriyet Halk Partisi yoktur, vallahi yokuz, billahi yokuz, inanın ki yokuz. Bu verginin tamamını koyan AK Partili, alan AK Partili, zavallı vatandaşın hakkına giren AK Partilidir, CHP olarak vergilerde yokuz’ diye nefes tüketsem demezler mi ‘Allah Allah acaba Özgür Özel bu işin neresinde?’ diye. O yüzden herkes neyin ne olduğunu görmekte, millet de bu işi ben söylüyorum diye değil kendi hissediyor diye bu tepkiyi vermektedir. “BUTLAN CANAVARSA FRANKENSTEIN ERDOĞAN’IN KENDİSİ” Kendini izaha çalışırken bazen bilmediği konulara girip çıkıyor. Daha doğrusu yazılanı okuyor. Yazanlar da sağ olsun hani kargadan farkları yok. Öyle bir mihmandarlık yapıyor. Geçen konuşmada şöyle bir şey diyor. CHP’liler için ‘Bir Frankenstein ürettiler, şimdi ceremesini çekiyorlar. Frankenstein denen canavarın ceremesini çekiyorlar.’ Bakın atıf yaptığı Frankenstein canavarın adı değil, canavarı üreten doktorun adıdır. Bir kere bunu bil. Frankenstein canavar falan değil. Yazan yanlış yazmış. O yüzden yani butlana ‘Frankenstein’ diyorsan yanlış. Eğer butlan bir canavarsa, canavarı üreten de Frankenstein ise Frankenstein Recep Tayyip Erdoğan’ın ta kendisidir. Ama bir küçük katkım olsun. Aynı çatı altında görev yapmışlığımız var. Bir küçük katkım olsun. Bu Frankenstein profesör, ürettiği canavar var, o butlan - mutlan değil. Eğer Erdoğan Frankenstein ise yarattığı canavarı hiç orada - burada aramamak lazım. Çünkü Frankenstein’ın o küçük romanını okuduğunuzda sonu şöyle biter… Yarattığı canavar en son Frankenstein’a saldırır, onu hedef alır, onu yok etmeye çalışır. O yüzden eğer Frankenstein’ın yarattığı canavara bakılacaksa, bugünkü Sabah gazetesine bir bakmak lazım. Aileye kim saldırıyorsa, bir damada birisi saldırıyorsa ve birileri de Frankenstein’ın yarattığı canavarı arıyorsa onu bizim buralarda değil; Adalet Bakanlığı tarafında aramak lazım, Adalet Bakanlığı tarafında. “CHP’YE DIŞ MİHRAK TARİF EDECEĞİN ALNINI KARIŞLARIM” Aynı konuşmada CHP içinde dış mihraklardan bahsediyor. Önce şunu bilecek; CHP’ye dışarıdan müdahale eden bir mihrak varsa o da zaten Erdoğan ve kurduğu bu plandan başka bir şey değildir. ‘Terörist’ dediniz, tutmadı. ‘Hırsız’ dediniz, tutmadı. ‘FETÖ’cü’ dediniz, tutmadı. ‘Rejimin listesi geniş, şimdi dış mihrak diyelim ve onun üstüne bir şey söyleyelim.’ Ben burada Erdoğan’a şunu söyleyeyim. Beni devlet okuttu 10 yaşımdan beri. Parasız yatılıyım ben, leyli meccani. İki öğretmenin evladıyım, bir bahçıvanın torunuyum. Ailesi Balkanlar’dan göçmen bir Balkan Türkü’yüm. Üniversiteyi de bu ülkede okudum, devletin üniversitesinde. Askerliğimi mavi vatanda yaptım, uzun dönem. Bu devletin varlığının ne demek olduğunu, dirliğinin ne demek olduğunu gayet iyi bilirim. Cumhuriyet Halk Partisi’ne dış mihrak tarif edecek adamın da alnını karışlarım. “HERKES SORUYOR; ‘KİMLER, KİMLERLE BERABER?’” O yüzden öyle ikide bir bana yapılan çağrılara, mağrılara karşı 19 Mart’tan itibaren biz de bazı çağrılar yapıyoruz. ‘Bu yoldan dönün, milletin huzurunu bozmayın. Erdemliler Hareketi diye parti kurulmuş, kumpaslardan, iftiralardan, iftiracılardan medet ummayın. Partinizi siyasetçilerle konuşun, tartışın. Bürokratlara, teknokratlara, seyyar giyotinlere teslim etmeyin’ dedik, dinlenmedi. Şimdi tartışma, siyasilerin değil atanmışların yönettiği bir ülke, etkili olduğu bir partiden ibaret. Elbette biz de partimizin Denizli’de, Gaziantep’te, İzmir’de gidiyoruz. Millet görüyor, biz de görüyoruz. Millet soruyor, biz de soruyoruz. Tarihin doğru tarafında duranları da tarihin eğri tarafından medet umanları da herkes görüyor. Ve herkes şu soruyu soruyor. ‘Kimler kimlerle beraber? Kimler kimlerle saf tutuyor?’ Bunu Türkiye siyasetinin bu kırılma noktasında, tüm siyasi partilerin üyeleri, tüm siyasi partileri takip eden, onun gönül verenleri teker teker, isim isim not ediyor. ‘Kim doğru tarafta duruyor, kim eğri tarafta duruyor? Kim memleketi bürokratlara, atanmışlara teslim ediyor, kim partisindeki atanmışlarla, kim partisinin seçilmişleriyle hareket ediyor?’ diye. Vallahi soracak olan olursa ‘Kimler kimlerle saf tutuyor?’ diye; biz milletin safındayız, çarşıda, pazarda, sokakta, meydanda milletle birlikteyiz, milletle omuz omuzayız. Partimizi geri almak için sonuna kadar mücadele ediyoruz. Hukuken, siyaseten ve fiziken. Asla yorulmadık, yorulmayacağız. Tükenmedik, tükenmeyeceğiz. Vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bu mücadeleyi asla bırakmayacağız. Ancak işgal bitmezse bu milleti de seçeneksiz bırakmayacağız. Biz gayretliyiz, gayret de eninde sonunda karşılığını bulur. Duyduğum, bildiğim en güzel sözdür: ‘Elbette olacak kaderdir ama kader de gayrete aşıktır.’ Bir kapı kapanırsa yenileri açılır, azimle yürüyen eninde sonunda menzile ulaşır. Kimse endişe etmesin. Bir tek menzil var. Bir tek menzil. Dedi ya, ‘Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir.’ Gazi’nin emaneti kimsesizleri kimsesiz bırakmamak, yoksulları yalnız bırakmamak, işçisini, memuru, emeklisini yalnız bırakmamak, iktidara taşımak için gayret içindeyiz. Kimse endişe etmesin milletle birlikte kazanacağız. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık, sokak sokak kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Kimse yoldan sapmasın ki yol cümleden, cümlemizden uludur. Yol yolcudan da yolculardan da uludur. Yeter ki hedefi doğru olsun. Yolumuz doğrudur. Yolumuz iktidar yoludur. Pusulamız millettir, rotamız iktidardır. Hep birlikte gideceğimiz bu yolda eninde sonunda iktidarı değiştireceğiz ve halkın iktidarını kuracağız. Gittiğim tüm şehirlerde, oturduğum her sofrada, girdiğim her kolda bir samimiyeti, bir inancı ve hepimizin üzerine yüklenen bir mesuliyeti görüyorum. Milletin tek ümidi sizlersiniz, bizleriz. Bizim de tek hedefimiz, tek ümidimiz; bu milleti bu zorluklardan kurtarmak, bu yürüyüşü tamamlamak ve eninde - sonunda bu milletin partisini iktidara taşımaktır. Bu milletle birlikte bu yolu yürümeye hazır mısınız? Hep beraber yürüyecek miyiz? Türkiye’nin umudu sizlersiniz. Yürüyelim arkadaşlar."

Kılıçdaroğlu’nun ilk anketi: CHP’nin oyu 6 puan eridi Haber

Kılıçdaroğlu’nun ilk anketi: CHP’nin oyu 6 puan eridi

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı için 21 Mayıs'ta iptal kararı verdi. Kararın ardından, 24 Mayıs günü CHP Genel Merkezi’ne polis marifetiyle girildi. CHP’nin seçilmiş yönetimi partinin genel merkezinden çıkarıldı. 24 Mayıs'ta CHP Genel Merkezi'nde, kamuoyunun tepkisini çeken görüntüler yaşandı. Mahkemenin, “Mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı’na getirildi. 24 Mayıs itibarıyla delegelerin olağanüstü kurultay iradesinin görmezden gelinmesi ve ihraçlar başta olmak üzere çok sayıda tartışmalı karara imza atan Kılıçdaroğlu yönetimi, kamuoyunun nabzını da yokladı. İLK ANKET Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararı ile CHP Genel Başkanlığına getirilmesinin ardından CHP Genel Merkezi tarafından yaptırılan ilk anketten dikkati çeken sonuçlar çıktı. CHP Genel Merkezi’nce yaptırılan anketin, “Toplumdaki mutlak butlan öfkesini yansıttığı” görüldü. Mahkeme kararı ile CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kılıçdaroğlu’nun masasına konulan ilk ankette, CHP'nin oyunun Mart 2024’e göre altı puan düştüğü belirtildi. Ankete yönelik değerlendirmelerde bulunan CHP kaynakları, oyların yüzde 30 seviyesinin altına ineceği görüşünü ileri sürdü. BARAJ UYARISI Özel destekçisi CHP’liler, yola yeni partide devam edilmesi durumunda Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin baraj altında kalabileceği uyarısını yineledi. CHP Genel Merkezi kaynakları ise oylardaki düşüşün, “Sıcak tepkinin” sonucu olduğunu ileri sürdü. Süreç ilerledikçe ve “Normalleşme başladıkça” oyların toparlanacağını savunan Kılıçdaroğlu’na yakın kurmaylar, “CHP seçmeni, partisinden vazgeçmez” iddiasını dile getirdi.

İmamoğlu'ndan yeni parti yanıtı: CHP'de bir kayyumluk kuruluyorsa gerekeni yaparız Haber

İmamoğlu'ndan yeni parti yanıtı: CHP'de bir kayyumluk kuruluyorsa gerekeni yaparız

Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP'deki mutlak butlan süreci ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan gazeteci Merdan Yanardağ'ın sorularını yanıtlayan Ekrem İmamoğlu, "Mutlak butlan sürecini, siyasetten ve milletten ümidini kesmiş bir avuç insanın umutsuzluğunun son aşaması olarak görüyorum. Siyaset, medya ve yargıda konuşlanmış bir grup insan tüm Türkiye’yi esir alıyor. Emirleri ise Erdoğan veriyor" dedi. Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun tutumuyla ilgili İmamoğlu, "Cumhuriyet Halk Partisi uzun süredir çok yönlü bir kuşatma altında. Belediye başkanları tutuklanıyor, yöneticileri hedef alınıyor, partinin iktidar alternatifi olma kapasitesi etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Böyle bir dönemde bazı isimlerin dönüp bu kuşatmanın açtığı koridordan yürümeyi tercih etmesini siyasi bir tutumdan ibaret görmüyorum. Ben buna itiraz ediyorum. Ben kayyumluk yapanın niyetini merak etmiyorum. Ne düşündüğünü de doğrusu önemsemiyorum... Cumhuriyet Halk Partisi'ni dışarıdan yenemeyenlerin içeriden sonuç alma arayışına tarih iyi gözle bakmayacaktır" ifadelerini kullandı. Yeni parti iddiaları hakkında konuşan Ekrem İmamoğlu, "Kurultay hem hukukun gereği hem de bizim hakkımız. Ancak saraydan alınan direktiflerle CHP’de bir kayyumluk kuruluyorsa gerekeni yaparız. Biz bu milleti asla umutsuz ve seçeneksiz bırakmayız. Ya bir yol buluruz, ya bir yol yaparız. Milletin işaret ettiği yolda yürüyüşümüze devam ederiz" değerlendirmesinde bulundu. tele2haber.com'da yayımlanan Merdan Yanardağ'ın soruları ve Ekrem İmamoğlu'nun cevapları şöyle: "1-Mutlak butlan sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın Yanardağ, öncelikle aynı duvarların içinde birbirimizi göremeden ama sözümüzü birbirimize ulaştırabilmenin değerini bilerek sizi selamlıyorum. Yaşadıklarımızın sebebi belli… Bu yorgun, bitkin ve çatık kaşlı iktidarın miadı dolmuştur. Milletimiz değişim ateşini yakmıştır. Erdoğan koltuk hırsına, ticaret yapmaktan siyaset yapmayı unutmuş olan partisi ise bürokraside yer tutmuş üç beş insana yenilmiştir. Mutlak butlan sürecini, siyasetten ve milletten ümidini kesmiş bir avuç insanın umutsuzluğunun son aşaması olarak görüyorum. Siyaset, medya ve yargıda konuşlanmış bir grup insan tüm Türkiye’yi esir alıyor. Emirleri ise Erdoğan veriyor. O iktidarını korumak, emir verdikleri ise Türkiye’nin bütün kılcal damarlarını kapsayacak bir güce erişmek istiyor. Asla doymuyor, asla durmuyorlar. Erdoğan’ın izni ve emriyle; istediklerini içeri atıyorlar, şantaj yapıyorlar, en çirkin yalanlarla insanların özgürlüğüne, haysiyet ve şerefine kast ediyorlar. Yetmiyor, Atatürk’ün kurduğu partiye darbe yapacak bir çaresizliği sergiliyorlar. Bu çaresizliğin karşısında ise milletin umutları bulunuyor. Geleceğe dair hayallerimiz, hedeflerimiz, milletçe huzur içinde yaşama arzusu duruyor. Ben günün sonunda milletin vicdanı ve yüreğinin galip geleceğine gönülden inanıyorum. KILIÇDAROĞLU'NUN TUTUMU 2- Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının bu süreçte takındığı tutum hakkında ne düşünüyorsunuz? Açık konuşayım Merdan Bey. Bu süreçte yaşananları yalnızca siyasi bir görüş ayrılığı olarak değerlendirmiyorum. Siyasette insanlar farklı düşünebilir, birbirlerini eleştirebilir, birbirleriyle yarışabilirler. Bunların hiçbiri beni rahatsız etmez. Demokrasi dediğimiz şey, zaten budur. Fakat burada karşı karşıya olduğumuz tablo farklı. Cumhuriyet Halk Partisi uzun süredir çok yönlü bir kuşatma altında. Belediye başkanları tutuklanıyor, yöneticileri hedef alınıyor, partinin iktidar alternatifi olma kapasitesi etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Böyle bir dönemde bazı isimlerin dönüp bu kuşatmanın açtığı koridordan yürümeyi tercih etmesini siyasi bir tutumdan ibaret görmüyorum. Ben buna itiraz ediyorum. Ben kayyumluk yapanın niyetini merak etmiyorum. Ne düşündüğünü de doğrusu önemsemiyorum. Türkiye'nin buna ayıracak vakti olduğunu da düşünmüyorum. Bu ülkenin milyonlarca emeklisi geçim derdinde. Gençleri gelecek kaygısıyla yaşıyor. İnsanlar adalet arıyor, refah arıyor, nefes alacak bir iklim arıyor. Böyle bir dönemde bütün dikkatlerin bir kişinin ne hesap yaptığına, ne planladığına çevrilmesini doğru bulmuyorum. Ben başka bir şeye bakıyorum: Yüz yılı aşan bir siyasi mirasın, milyonlarca insanın umudunun ve değişim iradesinin hangi hesapların konusu haline getirildiğine bakıyorum. Bazı insanlar bulundukları yeri temsil eder. Bazıları ise bulundukları yere rağmen başka odakların temsilcisi gibi davranır. Takdiri milletin vicdanına bırakıyorum. Ama şundan eminim: Cumhuriyet Halk Partisi'ni dışarıdan yenemeyenlerin içeriden sonuç alma arayışına tarih iyi gözle bakmayacaktır. YENİ PARTİ İDDİALARI 3- CHP köklü bir parti. CHP'den ayrılmak kolay bir karar değil. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu ekibinin olağanüstü bir kurultay yapmayacağı da açık. Baskın ya da erken bir genel seçimde toplumun seçeneksiz kalma riski var. Dahası, sürecin uzaması halinde toplumsal muhalefetin dağılma toplumsal tepkinin sönümlenme olasılığı büyük. Bu bağlamda, yeni bir parti konusunda ne düşünüyorsunuz? Bugün partimize hep birlikte “değişim” diyerek çıktığımız yolun; milletimize ise adil seçimlerle iktidarı değiştirmeyi ümit etmenin bedeli ödetilmek isteniyor. Önce CHP’de, sonra Türkiye’de değişim olacak dedik. Hep birlikte umudu büyüteceğiz ve kazanacağız, bize asla yenilgiyi öğretemeyecekler dedik. Delegelerimizden de milletimizden de bunun için destek aldık. Ben milletimizin sevgisini ve bizlere bağladığı umudunu görüyorum. Evet, dört duvar arasındayım. Ama ben insanımızın duygularını en güçlü haliyle yüreğimde hissediyorum. Yüklenen sorumluluğu, geleceğe dair umutları, milletçe el ele vererek Türkiye’ye yaşatacağımız huzurlu günleri ben en derin duygularımla hissediyorum. Kurultay hem hukukun gereği hem de bizim hakkımız. Ancak saraydan alınan direktiflerle CHP’de bir kayyumluk kuruluyorsa gerekeni yaparız. Biz bu milleti asla umutsuz ve seçeneksiz bırakmayız. Ya bir yol buluruz, ya bir yol yaparız. Milletin işaret ettiği yolda yürüyüşümüze devam ederiz. OLAĞANÜSTÜ KURULTAY TALEBİ 4- CHP'den ayrılıp yeni bir parti kurulması için parti içinde yürütülen olağanüstü kurultay sürecinin tüketilmesi gerekiyor. Sizin için bu konuda ki somut eşik nedir? Kurultay sürecinin tüketilmesi ne demektir? Delegesinden, partilisinden, milletinden korkan bir irade ortadayken hangi somut eşiği konuşacağız? Kurultay sürecinin bugün, hemen, derhal başlaması gerekiyor. Geçen her gün, milletimizin umuduna, heyecanına, geleceğe dair beklentilerine ihanettir. Genel Başkanım, yol arkadaşım Sayın Özgür Özel, Anadolu’nun her yerinde milletimizle birlikte ve yan yanadır. Anadolu’da yüreğini, cesaretini, aklını ve ruhunu Türkiye’nin geleceği için taşıyan insanımız bize hep birlikte hangi yolda yürüyeceğimizi işaret edecektir. Biz onların işaret ettiği yolda yürüyeceğiz. YENİ PARTİNİN RİSKLERİ VAR MI? 5- Yeni bir partinin bazı riskleri olduğu da belirtiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Merdan Bey, bu ülkede milletin gerçekleri öğrenme hakkı için bedel ödeyen bir gazeteci olarak ne dediğimi iyi anlayacağınızı düşünüyorum; karşınızdakiler iktidarını korumak için her sesi susturmayı, her hür ruhu dört duvar arasına hapsetmeyi ve bulduğu her fırsatta milletin hakkına girmeyi göze almış, hatta bundan keyif alacak hale gelmişse, risk dediğiniz durum ortadan kalkar. Asıl risk içerisinde yaşayan ise millettir. Riski, siniri, stresi yüklenenler; haftası dolmadan maaşları eriyen, her gün daha zorlu bir hayatın içine sürüklenen ailelerdir, babalardır, annelerdir. Her geçen gün daha adaletsiz bir Türkiye’ye uyanan insanımızdır. Büyük risk, aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adınadır. Tarihimizde tecrübe etmediğimiz seviyede büyük siyasi, idarî, hukukî ve rejim tehditleriyle ve risklerle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu milletin değişim ateşi bir kere yanmışsa bunu söndürecek güç, durduracak risk yoktur. 6- Özgür Özel ile bu konuda bir yaklaşım farklılığınız var mı? Bizim Sayın Özgür Özel ile aramızda bir yaklaşım farkı yok, hatta çok önemli bir ortak noktamız olduğunu düşünüyorum. İkimizde de bize dayatılanları reddetmek ve her daim milletin açtığı yoldan gitmek gibi bir huy mevcuttur. İkimizde de birbirimizi besleyen; milletine ve ülkesine adanmışlık, azim, cesaret, kararlılık mevcuttur. Kardeşliğimizin gücünü tarifleyecek cümle kuramazlar. Benim yüreğim her daim genel başkanımızla ve bütün arkadaşlarımızla birlikte atıyor. Çok inanıyor ve güveniyorum onlara. Hep birlikte milletin açtığı uzun bir yolu yürüyeceğiz inşallah."

Özgür Özel: CHP'yi elimizden almak, iktidar yürüyüşümüzü durdurmak istiyorlar Haber

Özgür Özel: CHP'yi elimizden almak, iktidar yürüyüşümüzü durdurmak istiyorlar

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Özgür Özel, Burdur'daki programı kapsamında yurttaşlarla bir araya geldi. Burada yaptığı konuşmada partisindeki mutlak butlan sürecine değinen Özel, "CHP'yi elimizden almak, iktidar yürüyüşümüzü durdurmak, iktidarlarını korumak istiyorlar. Bunun için biz yola düştük. Halk, 'Yürüyün millet arkanızda' dedi" ifadelerini kullandı. Halkın kendilerine olan desteği anlatan Özel, "Bir baktık Ankara’da yağmur altında 10 binler, Anıtkabir’e doğru 100 binler, milyonlar. Dün önce geçen hafta Trabzon’da Gümüşhane’de, Tokat’ta, Çorum’da, Amasya’da, Nevşehir’de 10 binler, 100 binler ve dün Denizli’de cuma namazı çıkışında caminin önünde bütün bir meydan 10 binler, 100 binler peşimizde takıldı, ‘Yürüyün iktidara yürüyün, millet arkanızdadır, karşınızdakilerden korkmayın’ dediler" ifadelerini kullandı. Özel, tüm engellemelere karşı iktidar yürüyüşlerinden vazgeçmeyeceklerini vurguladı. Özel'in açıklamaları şöyle: "Biliyorsunuz, bundan üç yıl önce söz vererek, neyin sözünü vererek? Kaybetmemenin sözünü vererek, kazanacağımızın sözünü vererek, girdiğimiz bir seçimi kaybedersek bir daha asla Genel Başkanlığa devam etmeyeceğimizin iddialı sözünü vererek önce partide Genel Başkan olduk. Genç arkadaşlarımızla, kadın arkadaşlarımızla, her yaştan tecrübeli partililerimizle birleştik. Beş ay sonra Türkiye’nin yüzde 65’ini, Türkiye ekonomisinin yüzde 85’ini kazanarak 47 yıl sonra, söz verdiğimiz gibi partimizi birinci parti yaptık. Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurulduğu günden beri ilk kez bir seçimde biz yendik, onlar ikinci oldular. O gün bugündür iktidara yürüyoruz. Ama herkes şunu bilsin ki biz halkçı bir partiyiz, milleti düşünen bir partiyiz. Biraz önce serada çalışan kadın işçilerimizle konuştuk. Tarımda ne yapacaklarımızı, süt üretiminde ne yapacağımızı, çiftçinin nasıl destekleneceğini tüm Türkiye’ye anlatıyoruz ve burada da konuştuk. Örneğin zirai kredilerin faizlerinin bir kerelik tamamen silinmesini, zirai kredi borçlarının faizsiz beş yıla bölünmesini, KDV’siz ve ÖTV’siz olarak 30 liraya çiftçiye mazot verilmesini, gübre desteğini, gübrenin yüzde 55-60 zamlandığı yerde ürünün yüzde 20 zamlandığı ve ürünün tarlada 20 lira rafta 80 lira olduğu bu düzeni değiştireceğimizi hep söyledik, hep müjdeledik. En düşük emekli maaşının 20 bin lira sefalet maaşı olduğunu, o paranın kiraya gitse aç kalındığını ve karnını doyursa sokakta kalındığını söyledik. Asgari ücretin yetersizliğini söyledik. Gençlere umut veren, Türkiye’nin yasaksız, Avrupa’nın vizesiz olacağını, gençlerin artık dünyanın başka ucunda değil; memleketlerinde hayal kuracaklarına ilişkin onlara neler yapacağımızı müjdeledik. “PARTİYE BİR YÖNELME BAŞLADI” Bunların hepsinin sonunda aynı kurulduğumuz gün gibi, aynı 31 Mart seçimlerinde olduğu gibi, nasıl 31 Mart‘ta genç eczacı meslektaşım Ali Başkana siz burada yetki verirken, bütün Türkiye’de partimiz nasıl birinci parti olduysa yapılacak seçimlerde de birinci parti olacağımızı, biz kazanınca sadece CHP’nin değil; Türkiye’nin kazanacağını, AK Parti’li, MHP’li emeklinin de emekçinin de çiftçinin de ya da paritesi 1.4’te olup, süt için kesim kuyruğunda olan hayvanların kurtulduğunda sadece CHP’lilerin değil AK Parti’nin süt üreticisinin de kurtulacağını MHP’linin de rahat edeceğini herkes gördü ve partiye bir yönelme başladı. Biz öyle insan ayıran, AK Partili’yi MHP’liyi, CHP’liden ayıran, İYİ Partili’ye, başka partiden olanlara mesafe koyan değil, Türkiye İttifakı diye herkesi kucaklayan bir anlayış içerisinde, hep şöyle düşündük: Önce bir kurtaralım memleketi 100 yıl önce olduğu gibi, önce bir hep birlikte kurtaralım ondan sonra tekrar rekabete döneriz. Ama artık bütün yoksulların, bütün emeklilerin, bütün işçilerin, bütün çiftçilerin, hayvancılıkla uğraşan herkesin menfaatinin nerede olduğunu, kurtuluşun nerede olduğunu görmesini istedik. "BUNDAN SONRA MEYDANDAYIZ, SOKAKTAYIZ" İşte bunun sonunda maalesef, parti birinci parti oldu ama partiyi birileri de hedefe koydu. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'ni elimizden almak, yani yürüyüşümüzü durdurmak, iktidar yürüyüşünü durdurmak, emekliyi, işçiyi, çiftçiyi, gençleri iktidara taşıyacağımız büyük yürüyüşü durdurmak, bizden kurtulmak, iktidarlarını korumak istiyorlar. Bunun için biz yola çıktık, yola düştük. Bir baktık Ankara’da yağmur altında 10 binler, Anıtkabir’e doğru 100 binler, milyonlar. Dün önce geçen hafta Trabzon’da Gümüşhane’de, Tokat’ta, Çorum’da, Amasya’da, Nevşehir’de 10 binler, 100 binler ve dün Denizli’de cuma namazı çıkışında caminin önünde bütün bir meydan 10 binler, 100 binler peşimizde takıldı, ‘Yürüyün iktidara yürüyün, millet arkanızdadır, karşınızdakilerden korkmayın’ dediler. Bugün Çavdır’a gelirken değerli il başkanım, milletvekilim, Burdur Belediye Başkanı, Çavdır Belediye Başkanı, ilçe başkanı, ‘Çavdır‘a uğramazsanız çok çok önemli bir kitlenin size vereceği desteği, sevgiyi görmezseniz bu yolculuk eksik kalır’ dediler. Hepinize teşekkür ediyorum, hepinize. Şunu bilin, bizi devletimizin polisini kullanarak zorla binadan attılar. Üstünde 265 tane miting yaptığım otobüsleri aldılar ve dediler ki ‘Daha bu Özgür’ü sustururuz, bu değişimcileri, iktidar yürüyüşünü durdururuz’ dediler. Aha da buradan söylüyorum. Burdur’dayım, Çavdır’dayım, Çavdır’da bir kahvede bir sandalyenin üstündeyim, ama milletin gönlündeyim. Bize büyük binalar, bize lüks binalar lazım değil. Gerekirse portakal kasasını çevirir, üstüne çıkar milletle buluşuruz. Bundan sonra siyaset eski, köhnemiş, yaşlanmış, kaybetmeye alışmış ve bundan sonra da ‘CHP kazanmasın, millet kazanmasın’ siyasetini geride bıraktık, geride. Önümüze bakıyoruz, bundan sonra meydandayız, sokaktayız, sandalyenin üstündeyiz, milletimizle omuz omuzayız. Hepinizi çok seviyorum, hepinize inanıyorum, hepinize güveniyorum. O karşı kahve hepinizin ellerinden öpüyorum, hepinizin ellerinden öpüyorum. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. İyi ki varsınız. Hep beraber yürüyecek miyiz? Yürüyecek miyiz?. Hadi o zaman iktidara yürüyelim arkadaşlar, iktidara yürüyelim. Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun." "MİLLETİN YANINDA, MİLLETİN GÖNLÜNDEYİM" Özel, buradaki konuşmasının ardından Yeşilova ilçesinde bir kahvehanenin önünde yurttaşlara hitap etti. AKP'nin kurulduğu günden beri ilk kez kaybetmesiyle birlikte partilerine saldırıların başladığını söyleyen Özel, "Bu partinin genel başkanına, binasına, kurultayına saldırdılar" dedi. Buna karşın iktidar yürüyüşlerinden vazgeçmediklerini vurgulayan Özel, "Otobüsümüzü aldılar, bir bankın üzerindeyim ama milletin gönlündeyim" şeklinde konuştu. Özel, şunları dile getirdi: "Biliyorsunuz seçimleri bundan üç yıl önce kaybettiğimizde büyük bir üzüntü vardı. Yola çıktık, ‘Değişim olacak’ dedik. ‘CHP değişecek, Türkiye değişecek’ dedik. Siz bize inandınız, partide yönetime geldik. Beş ayın ardından partiyi 47 yıl sonra birinci parti yaptık. Zaten söz vermiştim. Demiştim ki ‘Eğer girdiğim bir seçimi bile kaybedersem, hemen görevi bırakacağım.’ Beş ay sonra girdiğimiz seçimi arkadaşlarımızla birlikte, örgütümüzle, milletvekillerimizle, hep beraber belediye başkanlarımız Türkiye çapında, zaten Yeşilova’da sağ olun, başkana siz güveniyorsunuz, biz güveniyoruz. Burdur’da belediye sayımız arttı. Türkiye’de yüzde nüfusun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 85’ine CHP’li belediyeler hizmet eder oldu. Öyle bir şey ki Cumhuriyet Halk partisi, 50 yıl sonra, 47 yıl sonra birinci oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi de kurulduğu günden sonra ilk kez kaybetti. Bunu birlikte başardık. “PARTİMİZ KAZANIRKEN MİLLETE KAYBETTİRMEDİK” CHP kazanırken, Adalet ve Kalkınma Partisi kaybederken, millete kaybettirmedik. AK Partili, MHP’li, başka partili kimseyi ayırmadık. ‘Türkiye ittifakı’ dedik. ‘Ay yıldızlı al bayrağı seven kim varsa, Milli Takımı kim tutuyorsa, filenin sultanları şampiyon olunca kim ağlıyorsa biz onunla beraberiz, Türkiye İttifakıyız’ dedik. O gün bugün her ankette birinciyiz. Neden? Çünkü millet görüyor. CHP gelirse nasıl 100 yıl önce memleketi kurtardık, Cumhuriyeti kurduk, genç Cumhuriyet ayağa kalktı, şaha kalktı, nasıl Ecevit 1970’lerde, bugün emekli maaşı alınıyorsa Ecevit sayesinde, doktora gidiliyorsa, varsa sağlık sigortası Ecevit sayesinde, işçiler ne hak kazandıysa Ecevit sayesinde. İlk başta Cumhuriyet kurulduğunda Atatürk’ün söylediği, ‘Çiftçi milletin efendisidir’ lafı bir yerde duruyorken, çiftçiler bu haldeyse, süt üreticisi bu haldeyse, milletin efendisi olanlar şu anda zordaysa bunların da hepsi Erdoğan’ın sayesinde. Bu arada biraz önce bir bebek kaldırdım, sarışın, mavi gözlü. Herhalde sekiz aylık mı, kaç aylık? Adı ne, adı? Mustafa Kemal. Şimdi 70’lerde ve ne zaman işçiler bir şey kazandıysa Ecevit sayesinde. Çiftçi bu hale geldiyse, demin özetledim. Hep bu iktidar yüzünden. Ve millet gördü ki bizim yürüyüşümüz bir iktidar yürüyüşü. Bu işte AK Partilinin de MHP’linin de diğer partilerden olanların da menfaati var. Çünkü biz insan ayırmadan, biz emekli maaşını yükselince herkesi yükseltecek. Biz asgari ücreti yükseltince herkesin yükselecek. Bunlar zenginlerin havaalanında uçuş garantisi, yoluna geçiş garantisi, köprüsüne geçiş garantisi, hastanesine hasta garantisi veriyorlar ama süt üreticisi süt üretiyor, ona parite garantisi yok. Buğday üreticisi 21 liraya buğday mal ediyor, 16 lira fiyat veriyorlar ona garanti yok. Biz çiftçilere de, hayvancılıkla uğraşanlara da, geçim garantisi vadedeceğiz, geçim garantisi. Gördüler ki bizim iktidarımızda emekli ezilmeyecek, nasıl meydanları emekliler dolduruyor. Bizim iktidarımızda gençler ümidini kaybetmeyecek, nasıl en önümüzde gençler yürüyor. Bizim iktidarımızda kimse kimseyi ezemeyecek. Nasıl bize gittiğimiz her yerde kadınlar sahip çıkıyor, köylü kadın da sahip çıkıyor, okumuş kadın da sahip çıkıyor, gence de sahip çıkıyor anneleri de sahip çıkıyor. Bize kadınlar sahip çıkıyor. İşte gençlerin partisi, kadınların partisi, çiftçilerin, işçilerin, emeklerinin umudunun partisi olmuşken; partimize saldırıda bulunarak iktidar yürüyüşünü kesmeye çalıştılar. Bu partinin Cumhurbaşkanı adayına saldırdılar, adaysızlaştırmak için. Bu partinin Genel Başkanına saldırıyorlar, lidersizleştirmek için. Bu partinin binalarına saldırdılar, kurultayına saldırdılar kurumsuzlaştırmak için. Ama ne oldu? Binayı arkada bıraktık, dedik ki ‘Bize bina lazım değil.’ Otobüsleri bahçede bıraktık. Dedik ki ‘Bize otobüs lazım değil.’ Bunu iyi görsün herkes, Yeşilova’dayım, Yeşilova’dayım, sokağın ortasındayım. Bir bankın üzerindeyim ha. Bir bankın üzerindeyim. Ama milletin gönlündeyim. Milletle gönül gönüleyim. Bu mesele Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde bir mesele değil. Bu mesele Tayyip Erdoğan’la milletin arasında, yıllarca seçilip oyları alıp emekliyi, işçiyi, çiftçiyi unutanlar şimdi çiftçiler, emekliler, emekçiler, kadınlar, gençler karar vermiş, iktidarı değiştirirken bizi iktidara götürürken, birinci parti yapmışken bu yürüyüşümüzü kesmek istiyorlar. Onun için, ona meydan okuyorum. Sen partiyi alıp başkasına verebilirsin, ben milletin gönlündeyim. Milletle bir aradayım. Yeşilova’ya ve bütün Türkiye büyük bir minnet duyuyor. Belediye başkanına duyuyor, Yeşilova’daki herkese duyuyor. Burdur il başkanımızla, milletvekilimize, Burdur Belediye Başkanımıza minnet duyuyor. Yeşilova’ya niye minnet duyuyor biliyor musunuz? Doğanın emaneti, Allah’ın emaneti, Türkiye’nin en önemli kıymetlerinden biri Salda’ya evladı gibi sahip çıkıyor Yeşilova. Hepinize teşekkür ediyorum. Salda’ya sahip çıkan Yeşilova’ya, Özgür Özel’e sahip çıkan Yeşilova’ya, geleceğine sahip çıkan Yeşilova’ya selam olsun size. Selam olsun. Özenli mitingler yapıyoruz, toplantılar yapıyoruz, 10 binlere, 100 binlere, milyonlara konuşuyoruz. Ama bugün Yeşilova‘da 360 derece gönül gönüle, bir bankın üstündeki bu mitingi ömrüm boyunca unutmayacağım. Ve size söz veriyorum. Buraya milletvekili geldim, Grup Başkanvekili, Grup Başkanı, Genel Başkan geldim. Söz veriyorum unutmayın, kaldırın bu bankı bir kenarda dursun. Buraya iktidar partisinin Genel Başkanı olarak geleceğim, bu bankın üstüne bir daha çıkacağım. Gönlünü açanlara, arkamızda duranlara, bizimle yürüyenlere selam olsun. Birlikte yürüyecek miyiz? Bu yolu birlikte yürüyecek miyiz? İktidara yürüyecek miyiz? Yolumuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar. Yürüyelim arkadaşlar." İŞÇİLERLE BİR ARAYA GELDİ Özel, programının devamında Burdur Belediyesi Sultandere Kampüsü'nde belediye işçileriyle bir araya geldi. Ülkedeki ekonomik koşullara dikkati çeken Özel, asgari ücrete vurgu yaparak "Asgari ücretin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylediği gibi hiç değilse 39 bin lira olması, bütün maaşlar üzerinde bir rahatlama yaratacaktı. Ancak bunu kimseye kabul ettiremedik. Bu iktidar ilk geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün 2 çeyrek altın alıyor. 7 çeyrek altın alıyordu asgari ücret. Bugün 2.5 - 3 çeyrek altını zor alıyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi hiç gelmese, hiç bize ilişmese bugün asgari ücretin yaklaşık 60 bin lira olduğu, sizin aldığınız ücretlerin de ona göre çok daha üstünde yer aldıkları bir noktaya gelecekti" dedi. Özel, şunları söyledi: "Burası Burdur Belediyesi’nin çok önemli bir kampüsü. Burada Burdurlu’nun parası çarçur edilmek, ihalelerde birtakım işler dışarıya verilmek yerine kent mobilyalarının yapılmasından tutun da her türlü bakım onarıma kadar, çok sayıda Burdur Belediyesi’nde araçların temin edilip, kendi malı olarak hizmet üretilmesine kadar sosyal demokrat belediyeciliğin iyi örneklerini veriyor. Oturunca sordum, ‘En düşük maaş ne kadar?’ diye. Malum Adalet ve Kalkınma Partisi’nin belirlediği en düşük maaş 28 bin lira. Belediyemizde en düşük maaş 55 bin lira. Ama emin olun ki bu 55 bin lira da yeterli bir maaş değil. Asgari ücret dünyada çalışanların bir yıl süreyle aldığı, kıdem kazandıkça hızla uzaklaştıkları istisna bir ücrettir. Avrupa’da işçilerin yüzde 9’u, Almanya’da işçilerin yüzde 6’sı asgari ücret ve hemen üstünü alıyor. Türkiye’de işçilerin yüzde 55’i asgari ücret ya da hemen üstünde bir maaş alıyorlar. Öyle olunca bütün maaşlar kutu kolanın tepesine basılmış gibi aşağı doğru baskılanıyor. Aslında asgari ücretin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylediği gibi hiç değilse 39 bin lira olması, bütün maaşlar üzerinde bir rahatlama yaratacaktı. Ancak bunu kimseye kabul ettiremedik. Bu iktidar ilk geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün 2 çeyrek altın alıyor. 7 çeyrek altın alıyordu asgari ücret. Bugün 2.5 - 3 çeyrek altını zor alıyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi hiç gelmese, hiç bize ilişmese bugün asgari ücretin yaklaşık 60 bin lira olduğu, sizin aldığınız ücretlerin de ona göre çok daha üstünde yer aldıkları bir noktaya gelecekti. “BUGÜN SANDIK GELSE BİRİNCİ PARTİ OLACAĞIMIZ BELLİ” Cumhuriyet Halk Partisi bunun için bir değişim kurultayında, ‘CHP değişirse Türkiye değişir’ dedi. Kurultayından büyük bir başarıyla çıktı. Söz verdiğimiz gibi ki ‘Eğer bunu yapamazsak ben Genel Başkanlığı bırakacağım’ demiştim. İlk girdiğim seçimlerden birinci parti çıktık. Türkiye’de de her girdiğimiz kamuoyu araştırmasında Cumhuriyet Halk Partisi, birinci parti olarak görülüyor. Artık Cumhuriyet Halk Partisi emeklilerin, emekçilerin, Cumhuriyet Halk Partisi çiftçilerin, hayvancılıkla uğraşanların ki Burdur‘da çok önemli. Cumhuriyet Halk Partisi, gençlerin ve kadınların partisi olmuş durumda. Bugün sandık gelse birinci parti olacağımız belli. Bunun için partiye karşı iktidar partisi bir saldırı gerçekleştiriyor. Partiyi adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma, lidersizleştirme için ellerinden geleni yapıyorlar. Butlan kararıyla birlikte de partinin seçilmiş Genel Başkanını, yaş ortalaması 42 ile seçilmiş olan Parti Meclisi’ni, yarısı kadın olan MYK’larını, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ni ortadan kaldırıp partiye 6 yıl önce yapılmış bir kurultaya geri götürmeye çalışıyorlar. Buna karşılık biz de hem partimizi geri almak için mücadele ediyoruz hem de Türkiye’nin birinci partisini iktidar yapabilmek için bir yol yürüyoruz. Bu yürüyüşte dün Denizli’yi görmüşsünüzdür. Bugün sabah hem Çavdır’da hem Yeşilova’da inanılmaz bir heyecan, inanılmaz bir sahiplenmeyle karşılaştık. Milletin bir yandan CHP’ye yapılanlara öfkesi, bir yandan da geleceğe dair bir umudu var. “BİZ EMEĞİN, ALIN TERİNİN PARTİSİYİZ” Bizim umudumuz, Cumhuriyet Halk Partisi’ni 1970’lerde Karaoğlan Ecevit‘in yaptığı gibi girdiği ikisi genel, ikisi yerel tüm seçimlerde birinci parti çıkarmak. Bugün işçilerin emeklilik hakkı varsa 70’lerin Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Ecevit’in sayesindedir. Sendika 1970’lerin sonunda dört işçiden üçünde vardı. Darbe geldi onu çok yerlere götürdü. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin kararlılığı ortadadır. Bugün için işçilerin tüm hakları 70’lerde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından sağlanmıştır. İnşallah ama bu senenin sonuna kadar, ama gelecek sene en geç 2028’in Nisan’ında, Mayıs’ında o sandık geldiğinde biz partimizi iktidar yapınca Türkiye’de emekçiler yeniden iktidar olacak. Alın teri yeniden karşılığını alacak. Ve Türkiye’deki işçi sınıfı artık bir kez daha altın çağını yaşayacak. Ve o gün geldiğinde örneğin biz zaten kamuda taşerona hep karşı olmuş, mücadele etmiştik. Herkesin kamudaki memurlar gibi işçilerin de kadrolu olmasını, herkesin güçlü sendikal haklarının olmasını ve yarınlara, emekçilere güvenle bakmasını hep savunuyoruz. Biz emeğin, alın terinin partisiyiz. Bugünlerde Cumhuriyet Halk Partisi'nde yapılmaya çalışılan tam da CHP’nin iktidar yolculuğundan çevrilerek emeğin bir kez daha hakkını alacağı bir büyük mücadelenin önünü kesmektir. Biz hepinizin hem belediyemizin emekçileri olarak, hem Türkiye’nin emekçileri olarak, hem de alın terine sahip çıkan bir partinin Genel Başkanı olarak hepinizi çok seviyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün bizimle aşınızı paylaştınız, öğle yemeğinizi bizimle birlikte yediniz. Ailelerinize selam söylüyorum, evlatlarınızın gözlerinden öpüyorum. Büyüklerimizin ellerinden öpüyorum. Kimse merak etmesin, hep birlikte başaracağız arkadaşlar. Hep birlikte başaracağız. Sağ olun, var olun. Hepinizi saygıyla selamlıyorum." "ATATÜRK'ÜN EN ÖNEMLİ ESERLERİ SALDIRI ALTINDA" Özel, akşam saatlerinde kentteki programları kapsamında Bucak Belediyesi Kadın Etüd Merkezi'ne gitti. Burada yaptığı konuşmada, Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük 2 eserinin saldırı altında olduğunu söyledi. Özel, "Atatürk'ün en önemli eserleri saldırı altındadır, Cumhuriyet saldır altındadır, Cumhuriyet Halk Partisi saldırı altındadır" diye konuştu. Mutlak butlan yönetimine tepki gösteren Özel, "Binada oturmakla iktidar olunmuyor" ifadelerini kullandı. Özel'in açıklamaları şöyle: "Daha önceki dönem milletvekili adaylığında ikinci sırada iken burada sizin verdiğiniz oylarla partimizin oyunu çok arttıran, benim dikkatimi çeken, belediye seçimleri geldiğinde… Hatta ‘Bizim ikinci sırada Bucaklı bir milletvekili adayımız vardı. Gençti, 26 yaşındaydı. Ne yapıyor şimdi?’ deyince ‘Hülya bekliyor’ dediler. Dedim ki ‘Beklemesin, Bucak belediye başkanı adayı olsun, Bucak’ta hemşerileri onun arkasında duracak, onu seçecek. Belki ilk anda kendisi bile inanmamıştı. Çünkü kolay bir şey değil, Bucak gibi bir yerde 27 yaşında bir kadının başarılı olması. Ama tam tersine, hep inandığın bir şey var. Eğer kadınlara engel olunmazsa, ki bakın şunu demiyorum; destek olunursa falan değil. Kadınların öyle çok desteğe falan ihtiyacı yok. Erkek destekle mi oluyor da kadın illa destekle olacak. Köstek olunmasın yeter, önüne geçilmesin yeter. Kadınların önünde engel olmadıktan sonra başaramayacakları hiçbir şey yok. Biz ona inandık, ona güvendik. Siz de güvendiniz. Önce seçtiniz. Sonrasında da takip ediyoruz, çok başarılı bir belediye başkanlığı yapıyor. İlçe başkanımız, genç ilçe başkanımız, örgütümüz de onun arkasında. Bucak’ın bütün kadınları arkasında. Hem il başkanlarımız, yönetimimiz, hem Burdur Belediye Başkanımız, diğer belediye başkanlarımız dayanışma içinde. Öyle güzel ilerleniyor ki burada Hülya’nın ve Bucak’ın başarması ilerleyen dönemde genç kadınların önündeki bütün engellerin kaldırılmasının öncüsü olacak. Kendisini kutluyorum, hepinize teşekkür ediyorum. 10 Mayıs günüydü herhalde… Erkekler bir kerede siz görmeyin, kadınlar görecek. Şimdi bu erkekler her yerde öne geçiyorlar, kadınlara yer kalmıyor. Bir kere geride kalmışlar, bağırıyorlar ‘Göremiyoruz, göremiyoruz’ diye. Değerli Bucaklılar, gerçekten de hem belediye başkanımızın hem Bucaklı kadınların ve erkeklerin göstermiş oldukları dayanışma hem benim adıma çok anlamlı hem partimiz adına anlamlı. Cumhuriyet Halk Partisi, bugünlerde maalesef zor günlerden geçiyor. Niye zor günlerden geçiyor? Aslında iktidara doğru yürüyor. Son seçimlerde Hülya, Bucak’ı kazanırken Türkiye’de nüfusun yüzde 65’ini kazandık. 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi, birinci parti oldu. Bütün anketlerde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin açıkça önünde. Cumhuriyet Halk Partisi, anketlerin kırılımlarına bakıldığında kadınların partisi olmuş, gençlerin partisi olmuş, emeklilerin partisi olmuş, mavi yakalıların, beyaz yakalıların umudu olmuş, ev hanımlarının umudu olmuş, iktidara yürüyen bir parti pozisyonunda. Aslında şöyle düşünmek lazım. ‘Ben geldim, seçildim. Bunca yıl görev yaptım. Kazanınca iyi oldu, bu sefer kaybettim. Olabilir, yarışırız, kaybedersek muhalefete çekilirim, bir kere de kazanan diğer partiyi tebrik ederim.’ Çünkü bir kişinin, bir partinin, bir yapının demokrat olup olmadığı seçimi kazandığı akşam ne yaptığı ile belli olmaz. Kazanınca herkes oynar, kazanınca herkes seçmeni över. Maksat kaybedince seçmenin kararına saygı duymaktır. İşte Tayyip Bey’in yapmadığı, yapamadığı, bugün Türkiye’yi yönetenlerin yapmadığı bu. 23 yıl kazandın, bir şey diyen yok. 47 yıl kazanamadık, ağzımızı açıp bir şey söylemedik. Bu sefer biz kazandık, hazmedemediler. Önce belediye başkanlarımızdan başladılar. Sonra Cumhurbaşkanı adayımıza geldiler. Cumhuriyet Halk Partisi’ni adaysızlaştırma, Ekrem İmamoğlu’na operasyonla. Kurumsuzlaştırma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayına dava açarak, butlan davaları yaparak ve partiyi lidersizleştirme çabasının içine girdiler. “PLANLADIKLARI GİBİ OLMADI” Burada hedef görünürde Cumhuriyet Halk Partisi, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Özgür Özel. Görünürde biziz ama esasta hedef milletin kendisidir. Milletin seçme iradesidir. Milletin karar verme, seçimle getirip seçimle götürme hakkına karşı, ‘Biz gelecek seçimi kaybedeceğiz. Onun için karşımızda aday bırakmayalım, karşımızda parti bırakmayalım, karşımızda rakip bırakmayalım, karşımızdaki partinin Genel Başkanına da Cumhurbaşkanı adayına da biz karar verelim.’ Bugün Türkiye’de yapılan oyun tam olarak budur. Bu oyunu kuranların hesaba katamadıkları bir şey oldu. Bunlar dediler ki ‘Biz Ekrem’i içeri atarız, bunlar onu orada unutur. Yolumuza bakarız.’ Öyle olmadı. Biz hiçbir arkadaşımızı, ne Ekrem Başkanı ne de diğer belediye başkanlarımızı unuttuk. ‘Sıra Mansur Yavaş’a gelir, onu karalarız. Onunla uğraşırız. Korkuturuz, bunlar kendi aralarında, Mansur Yavaş, korkar gider. Özgür Özel fırsat bilir. Birbirlerine düşerler, biz yolumuzu yürürüz.’ Öyle de olmadı. Ekrem Başkanımız da başımızın üstünde, Mansur Başkanımız da başımızın üstünde. Buradan söylüyorum. Burdur’un, Bucak’ından söylüyorum. Gazetecilere, televizyonculara, onların aracılığıyla milletimize, dostumuza, olmayana, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun da Mansur Yavaş’ın da bu iktidarı kim değiştirecekse onun da sonuna kadar arkasındadır. Özgür Özel hiçbir zaman kendi korkmayacak, yılmayacak, geri adım atmayacak, susmayacak, iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyecek. İşte partimize yaptıkları saldırı, şimdi bizim partimizi geri almak için verdiğimiz mücadele, yürüdüğümüz yol sizlerin sayesinde büyük bir toplumsal harekete dönüşmüş durumda. Sizlerin sayesinde. “MİLLET AYAKTA, YOLLARDA, SOKAKTA” Sabah 06.00’da Gümüşhane’ye geçmek için Trabzon Havaalanına iniyoruz. Trabzon ayakta. Gümüşhane’ye gidiyoruz, bir avuç oyumuzun olduğu beldelerde millet ayakta, yollarda, sokakta. Gidiyoruz Tokat’a, Çorum’a, Amasya’ya, Nevşehir'e, her beldenin üzerinde millet ayakta. Dün Denizli’de 10 binlerle Cuma namazından çıktık, Cuma namazı, millet namazda, çıktık, kapının önüne baktık. 10 binler caminin avlusuna sığmamış, meydanları doldurmuş. Döndük, yürüdük, bulvarda 10 binler eklendi arkamıza. Bu tarihin herhangi bir zamanında, herhangi bir siyasetçiye, herhangi bir siyasi partiye nasip olacak ya da çağırınca olacak, duyurunca olacak bir şey değil. Millet iliğine, kemiğine kadar hissediyor ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eseri saldırı altındadır. Cumhuriyet Halk Partisi saldırı altındadır, Cumhuriyet saldırı altındadır. Millet diyor ki ‘Bu bahçıvanın torunu Özgür Özel’in, bu emekli öğretmenlerin çocuğu Özgür Özel’in, devlet parasız yatılı bursuyla okumuş Özgür Özel’in arkasından yürümezsek, bu yolun sonu iktidara çıkmayacak. Biz bunun arkasında durmazsak, sandığa varsak da istediğimi aday olmayacak. İstediğimiz parti olmayacak. Bir kere daha kaybedeceğiz.’ Milletin kaybetmeye tahammülü yoktur. Benim de milletin önünden çekilmeye hakkım yoktur. Bunun için buradaki her yaştan kıymetli hanımefendilere, annelerime, ablalarıma, kardeşlerime sesleniyorum. Son günlerde, dün görmüşsünüzdür Denizli yerel basınında da Türkiye’nin genel basınında da her yerde bir şey öne çıkıyor. Diyorlar ki ‘Özgür Özel’i ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin en büyük destekçileri kadınlar.’ Bugün de buraya geldim, her biriniz bize sahip çıktınız. Erkeklerin sevgisinden, mücadelesinden şüphemiz yok ama bir işin içine kadın girerse, işin ucundan kadın tutarsa o işin kurtuluşu yoktur. Cumhuriyet projesi tam da dünyanın başardığı gibi Türk kadının kadınların başarma projesidir. Hayatın içinde olma projesidir. Çalışmada, eğitimde, istihdamda, sosyal hayatta olma projesidir. “KADIN DEVRİMİNİN YENİSİNİ YAPACAĞIZ” Cumhuriyetin ikinci yüz yılında, Cumhuriyetin birinci yüz yılında gerçekleştirdiği kadın devriminin yenisini yapacağız. Ev hanımının, o balkonda duran ve oradan bana el sallayan o ev hanımlarının umudu Cumhuriyet Halk Partisidir. Eğer ona bir iş veremediysen, çocuk büyüttüyse, yaşlısına baktıysa, iş bulamadıysa, o evdeki hanımın sosyal güvencesinin, emeklilik hakkının adı da bizim Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarıdır. Bunu yapacağız. Bugün sabah erkenden domates serasına gittim. Dün yağıştan tarlalar girilmeyecek haldeydi. Arı domates serasına gittim. Serada çalışan kadınlara, yevmiye ile çalışan kadınlarla konuştum. 68 yaşında Antalya’daki evladı, torununu okula gönderebilsin diye, serada gündeliğe giden teyzemle konuştum. ‘21 yaşında evleneceğim ama aileme destek için çalışmam lazım, evliliği erteledim’ diyen gencecik kadınla konuştum. ‘Patron bizi sigortalı yapamaz, yaparsa para kazanamaz, zorlanır, satamaz, üretemez’ diyen, çalışanına hak ettiğini verince ihracat yapamayan, vermeyince kul hakkına giren patronun zorluklarını konuştum. Dedik ki ‘Tarımdaki kadın istihdamında, tarımda çalışan kadınların sigortasını devletin ödeyeceği rejimin adı Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci kadın devrimidir.’ Ev hanımının da umudu olacağız. Tarımdaki kadınların da umudu olacağız. Bir kez daha milletin efendisi çiftçileri yapacağız. Artık bundan sonra kadınlarla birlikte, erkeklerle birlikte önce Gazi’nin bir eseri Cumhuriyet Halk Partisi’ni kurtaracağız sonra hep birlikte ülkemizi kurtaracağız. Onun için durmadan çalışmaya ve durmadan yürümeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz bizi partiden polis eliyle çıkardılar. Şimdi de söyleyenler oldu. Ağlayarak izlediler, dualar ettiler ve o günden beri kadınlar bu meseleye daha çok sahip çıktılar. Yağmurun, dolunun altında eski, köhnemiş, kaybeden bir anlayışı geride bıraktık. Önümüz iktidar yolu, Gazi’nin Meclisi’ne doğru birlikte yürüdük. Biz bu yoldan asla dönmeyeceğiz. İktidar binada olunmaz, olunsaydı 47 yıldır o bina orada. Bina orada, olunurdu. Genel merkezde oturarak iktidar olunmuyor. Sokakta çalışarak, milletle buluşarak, derdi dinleyerek, çözümü söyleyerek iktidar olacağız. Bizde şimdi bina yok, otobüs yok, öyle güçlü ses sistemleri yok. Ama ayağımızın altında bir bank var, ayağımızın altında bir sandalye var, icabında bir portakal kasası var. Ama karşımızda gönlümü bize vermiş, bize inanmış, bize güvenen sizler varsınız. Onun için bundan sonra durmadan yürümeye devam edeceğiz. Bu yürüyüş kadınların, gençlerin, Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin, gerçek anlamda vatanını ve milletini seven milliyetçilerin, bayrağını sevenlerin, ülkesini sevenlerin ve bu ülke için gerekirse canını verecek olanlarındır. Bu yürüyüşü hep birlikte sürdürmeye var mısınız? Hep birlikte yürüyecek miyiz? Hepinizi çok seviyorum ve uzaktaki, ilk kez arkada kalan erkeklere sesleniyorum. Bu ses çok kıymetlidir, kadınların, gençlerin sesine ses olun. Onlarla birlikte Cumhuriyet’i bir kez daha iktidar yapacağız. Bir kez daha partimiz iktidar yapacağız. Hep birlikte yürüyecek miyiz? Hepinizi çok seviyorum. Sağ olun, var olun."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.