Kirazlıyayla’dan Karacaali’ye: Aynı senaryo, aynı vaat, aynı bedel
Yazının Giriş Tarihi: 23.02.2026 10:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.02.2026 10:28
Kirazlıyayla’daki maden tesisinden Karacaali’de planlanan organize sanayi bölgesi projesine uzanan çizgi, aslında tek bir hikayenin farklı sahnelerinden ibaret.
Her seferinde aynı cümleler kuruluyor.
Tarlalarınız değerlenecek deniyor.
Köyde yaşayanlar iş sahibi olacak deniyor.
Yenişehir’in gelişmesini istemiyorlar suçlaması hemen ardından geliyor.
Ama gerçekler hiçbir zaman bu vaatlerle örtüşmüyor.
Kirazlıyayla’da süreç tam da böyle başladı. Önce umut dağıtıldı. Sonra sessizlik. Ardından kirlilik, gürültü ve kimyasal atıklar… En sonunda da yanlış yerde kurulan atık depolama alanının çökmesiyle dere yatağına karışan tonlarca kimyasal madde.
Her aşamada uyarılar yapıldı. Her aşamada “abartılıyor” denildi.
Ve her aşamada haklı çıkmanın acı bir duygusu yaşandı. Çünkü haklı çıkmak, felaketin gerçekleştiği anlamına geliyordu.
Bedeli ise köyde yaşayanlar ödedi.
Toprağını, suyunu, sessizliğini ve sağlığını kaybeden insanlar…
Bugün benzer bir eşik Karacaali’de karşımıza çıkıyor.
Organize sanayi bölgesi projesi sessizce ilerliyor. Tapulara şerhler düşülüyor. Bölge halkının önemli bir kısmının süreçten haberi bile yok.
Bu sessizlik tesadüf değil. Bu, artık iyi bilinen bir yöntem.
Çünkü bu tür projelerde asıl kazanç, çoğu zaman sanayi kurulmadan önce elde ediliyor.
Karacaali’de de uzun süredir önceden toplanmış araziler konuşuluyor. Tarım değeri üzerinden, görece düşük bedellerle el değiştiren tarlalar; plan kararlarıyla, imar değişiklikleriyle ve sanayi projeleriyle bir anda katlanarak değer kazanıyor.
Rant tam olarak burada oluşuyor.
Oysa bu değer artışı köylünün refahına dönüşmüyor.
Toprağını satan için süreç bitiyor.
Toprağını tutan için ise yaşam zorlaşıyor.
Oysa Karacaali yalnızca bir arazi parçası değil.
Suya, toprağa ve üretime bağlı bir yaşam alanı.
Zaten su sıkıntısı yaşayan bu bölgede, yeni bir sanayi yükü kaçınılmaz biçimde ek su ihtiyacı doğuracak. Tarımsal sulamada kullanılan Kavaklı Göleti’nin yoğun kullanım sonrası kuruma riski ortada.
Kirazlıyayla’da kuruyan göletleri ve susan çeşmeleri hatırlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok.
Bu tablo yalnızca çevresel bir mesele değil.
Aynı zamanda planlı bir ekonomik ve toplumsal dönüşümün hikâyesi.
Çünkü her seferinde kazananlar değişmiyor.
Önceden toplanan tarlalar değerleniyor.
Birileri servetine servet katıyor.
Köyde yaşayanlara ise asgari ücretli iş umudu kalıyor.
Toprak el değiştiriyor.
Hayat küçülüyor.
Üstelik “sanayi gelmiyor” söylemi de gerçeği yansıtmıyor.
Yenişehir’de zaten bir organize sanayi bölgesi var. Şişecam fabrikası yıllardır orada. Üstelik bu alan yalnızca bir fabrika yerleşimi değil; fiziki konumu, ulaşım bağlantıları ve altyapısıyla birlikte sanayi için hazır bir bölge.
Tarıma uygun olmayan DOĞRU bir alanda, yaklaşık 320 dönümlük sahada planlanan YESAN Sanayi Sitesi de bu yaklaşımın doğru bir örneğini oluşturuyor.
Yani sanayi için alternatif yokmuş gibi davranmak gerçeği yansıtmıyor.
Doğru yerde, doğru ölçekte ve mevcut altyapıyla uyumlu biçimde planlama yapmak mümkün.
Yani mesele sanayiye karşı olmak değil.
Mesele, YANLIŞ YERDE ISRAR ETMEK.
Verimli tarım topraklarını sanayiye açmak bir kalkınma politikası değil.
Bu, geleceği tüketmenin en hızlı yolu.
Kirazlıyayla bize çok net bir ders verdi.
Doğa kaybedince herkes kaybediyor.
Ama kazananlar hep aynı kalıyor.
Şimdi soru şu:
Karacaali’de de önce rant mı büyüyecek
yoksa bu kez toprağın, suyun ve yaşamın değeri mi korunacak?
Bu sorunun cevabı yalnızca bir köyün değil, Yenişehir’in yarınını belirleyecek.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Erkan Erdem
Kirazlıyayla’dan Karacaali’ye: Aynı senaryo, aynı vaat, aynı bedel
Kirazlıyayla’daki maden tesisinden Karacaali’de planlanan organize sanayi bölgesi projesine uzanan çizgi, aslında tek bir hikayenin farklı sahnelerinden ibaret.
Her seferinde aynı cümleler kuruluyor.
Tarlalarınız değerlenecek deniyor.
Köyde yaşayanlar iş sahibi olacak deniyor.
Yenişehir’in gelişmesini istemiyorlar suçlaması hemen ardından geliyor.
Ama gerçekler hiçbir zaman bu vaatlerle örtüşmüyor.
Kirazlıyayla’da süreç tam da böyle başladı. Önce umut dağıtıldı. Sonra sessizlik. Ardından kirlilik, gürültü ve kimyasal atıklar… En sonunda da yanlış yerde kurulan atık depolama alanının çökmesiyle dere yatağına karışan tonlarca kimyasal madde.
Her aşamada uyarılar yapıldı. Her aşamada “abartılıyor” denildi.
Ve her aşamada haklı çıkmanın acı bir duygusu yaşandı. Çünkü haklı çıkmak, felaketin gerçekleştiği anlamına geliyordu.
Bedeli ise köyde yaşayanlar ödedi.
Toprağını, suyunu, sessizliğini ve sağlığını kaybeden insanlar…
Bugün benzer bir eşik Karacaali’de karşımıza çıkıyor.
Organize sanayi bölgesi projesi sessizce ilerliyor. Tapulara şerhler düşülüyor. Bölge halkının önemli bir kısmının süreçten haberi bile yok.
Bu sessizlik tesadüf değil. Bu, artık iyi bilinen bir yöntem.
Çünkü bu tür projelerde asıl kazanç, çoğu zaman sanayi kurulmadan önce elde ediliyor.
Karacaali’de de uzun süredir önceden toplanmış araziler konuşuluyor. Tarım değeri üzerinden, görece düşük bedellerle el değiştiren tarlalar; plan kararlarıyla, imar değişiklikleriyle ve sanayi projeleriyle bir anda katlanarak değer kazanıyor.
Rant tam olarak burada oluşuyor.
Oysa bu değer artışı köylünün refahına dönüşmüyor.
Toprağını satan için süreç bitiyor.
Toprağını tutan için ise yaşam zorlaşıyor.
Oysa Karacaali yalnızca bir arazi parçası değil.
Suya, toprağa ve üretime bağlı bir yaşam alanı.
Zaten su sıkıntısı yaşayan bu bölgede, yeni bir sanayi yükü kaçınılmaz biçimde ek su ihtiyacı doğuracak. Tarımsal sulamada kullanılan Kavaklı Göleti’nin yoğun kullanım sonrası kuruma riski ortada.
Kirazlıyayla’da kuruyan göletleri ve susan çeşmeleri hatırlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok.
Bu tablo yalnızca çevresel bir mesele değil.
Aynı zamanda planlı bir ekonomik ve toplumsal dönüşümün hikâyesi.
Çünkü her seferinde kazananlar değişmiyor.
Önceden toplanan tarlalar değerleniyor.
Birileri servetine servet katıyor.
Köyde yaşayanlara ise asgari ücretli iş umudu kalıyor.
Toprak el değiştiriyor.
Hayat küçülüyor.
Üstelik “sanayi gelmiyor” söylemi de gerçeği yansıtmıyor.
Yenişehir’de zaten bir organize sanayi bölgesi var. Şişecam fabrikası yıllardır orada. Üstelik bu alan yalnızca bir fabrika yerleşimi değil; fiziki konumu, ulaşım bağlantıları ve altyapısıyla birlikte sanayi için hazır bir bölge.
Tarıma uygun olmayan DOĞRU bir alanda, yaklaşık 320 dönümlük sahada planlanan YESAN Sanayi Sitesi de bu yaklaşımın doğru bir örneğini oluşturuyor.
Yani sanayi için alternatif yokmuş gibi davranmak gerçeği yansıtmıyor.
Doğru yerde, doğru ölçekte ve mevcut altyapıyla uyumlu biçimde planlama yapmak mümkün.
Yani mesele sanayiye karşı olmak değil.
Mesele, YANLIŞ YERDE ISRAR ETMEK.
Verimli tarım topraklarını sanayiye açmak bir kalkınma politikası değil.
Bu, geleceği tüketmenin en hızlı yolu.
Kirazlıyayla bize çok net bir ders verdi.
Doğa kaybedince herkes kaybediyor.
Ama kazananlar hep aynı kalıyor.
Şimdi soru şu:
Karacaali’de de önce rant mı büyüyecek
yoksa bu kez toprağın, suyun ve yaşamın değeri mi korunacak?
Bu sorunun cevabı yalnızca bir köyün değil, Yenişehir’in yarınını belirleyecek.