Özgür Özel'den 'çerçeve yasa' açıklaması: Ben ve yönetici arkadaşlarım 'evet' diyeceğiz
Özgür Özel'den 'çerçeve yasa' açıklaması: Ben ve yönetici arkadaşlarım 'evet' diyeceğiz
TBMM Genel Kurulu'nda bugün oylanacak Çerçeve Yasa için YENİ Parti kararını verdi. YENİ Parti lideri Özgür Özel, Meclis kürsüsünden partisinin kararını açıkladı. Özel, "Ben ve yönetici arkadaşlarım evet diyeceğiz! Milletvekilleri seçildikleri iller ne diyorsa ona göre karar verecek" dedi.
Haber Giriş Tarihi: 10.08.2026 15:22
Haber Güncellenme Tarihi: 10.08.2026 15:23
Kaynak:
Haber Merkezi
'Terörsüz Türkiye' süreci kapsamında hazırlanan ve PKK'lı teröristlere infaz ertelemesi imkanı sunan 'Çerçeve Yasa' bugün TBMM Genel Kurulu'nda oylanacak.
AK Parti, MHP ve DEM grubunun öncülüğünde Meclis'e sunulan düzenlemeye YENİ Parti'nin nasıl yanıt vereceği merak ediliyordu. Bugün Özgür Özel liderliğinde toplanan YENİ Parti grubu, kapalı şekilde gerçekleştirdiği toplantıda Çerçeve Yasa'ya yönelik nihai kararını verdi.
Türkiye'nin en ağır, en yakıcı, en uzun sorunlarından birini konuşmak üzere bu çatının altındayız. Öncelikle bu kanun teklifini buraya getirenler açık açık yazmasalar konuşmaya cesaret etmeseler de meselenin adını doğru telaffuz etmek durumundayız. Bugün Kürt meselesini konuşmak üzere buradayız. Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesiydi değildir. Yalnızca bir güvenlik meselesi değildir, yalnızca örgütün silah bırakması meselesi değildir, eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir.
Aynı zamanda Edirne'deki, İzmir'deki Trabzon'daki Manisa'daki yurttaşlarımızın güven içinde yaşaması evladını teröre kurban vermemesi meselesidir. On yıllardır canımızı, malımızı, kaynaklarımızı feda ettiğimiz bu mesele 86 milyon yurttaşımızın meselesidir. Demokrasimizin, kalkınmamızın, bölgesel gücümüzün toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesidir. Biz Cumhuriyeti kuran milli egemenliğini tesis eden ve Ve Türkiye'yi çok partili demokrasiye taşıyan siyasal mirasın sahipleriyiz. Cumhuriyetimiz, üniter devlet yapımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü kırmızı çizgimizdir.
Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil, onların güvencesi olarak görüyoruz. Çünkü toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil, tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlam durur. Yurttaşlarını baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler.
Toplumu kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de üniter yapımızı zayıflatmamış, aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi, devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık. Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. İşine geldiğinde çözüm diyen, işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde, hep doğru yerde durduk.
Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil, siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil, milletin gözü önünde milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören, acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir.
Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi Meclis'tir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyоn kurulduğunda katılım gösterdik Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik.
Komisyоn kurulduğunda katılım gösterdik Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihseldir. Konjonkturel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm işine gelmeyince terörist diyen, bir süreci önce masaya koyup sonra buzdolabına kaldıran Dolmabahçe'de görüştükleri rahmetli Sırra Süreyya Önder'i hapse atıp sonra arkasından timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, Siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir bir süreç yürütülmüştür.
Üç kişinin bildiği metin diye, bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş bir telaş ve bir bir panikle son sürece girilmiştir. Komisyonda itiraz eden, soru soran eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar, yani bir süreç yönetmek yerine bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin bütün milletin gözü önünde yaşanmıştır.
Barışın hukuku milletin gözünden kaçırarak yazar mıyız? Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi kurulamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir. Değerli milletvekillerimiz, açıkça ifade etmek istiyorum. Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sokağa sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan YENİ Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle butlan atanan biziz. Öyle saldırılara maruz kaldık ve Ve kalıyoruz ki en temel insan haklarının ihlal edildiği, masumiyet karinesinin yok sayıldığı bir düşman hukukuna muhatabız. Sahte delillerle, kanıtlanmamış iddialarla, gizli tanık ifadeleriyle tarihe utanç olarak geçecek bir süreci yaşıyoruz. Yerel seçimleri kaybettiği için siyasi rekabeti refah kaldıranların ailelere, eşlere, evlatlara zulmeden bir darbeci anlayışına muhatap olan bizleriz. Günlerdir günlerdir bu teklife hayır dememiz için binlerce öneri, eleştiri hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize Şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz ve bu millete olan bağlılığımızla, bu ülkeye olan sevgimizle, toplumsal barışı olan inancımızla sorumluluk alanda biziz. Kolaya kaçmayan devletciddiyetiyle karar veren bu ülkenin on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğini hisseden de bizleriz.
'EN ÇOK HAYIR DEME HAKKINA SAHİP OLAN BİZLERİZ'
Biz Türkiye'nin sorunlarını çözmek için yeni partiyi kurduk. Kutuplaşmayı bitirmek, barışı getirmek için kurduk. Biz yeni partiyi bir partimiz olsun diye kurmadık. İktidar olsun sorunları çözsün sorunların ve eşitsizliklerin üzerine kararlılıkla yürüsün diye kurduk. Bize defalarca bu şartlarda o masada neden oturuyorsunuz dediler. Bu çağrıları yapanların öfkesini de kaygısını da anlıyorum. Ama kimse bize ne yaşadığımızı anlatmasın. Çünkü bize yapılanları en iyi biz biliyor, yüreğimizin en derinliklerinde hissediyoruz. Bir tanesini unutursak da yüreğimiz kurusun. Bu yasaya hayır deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan da bizleriz.
'KOMİSYON MASASI ERDOĞAN'IN MASASI DEĞİL'
Komisyonda masadan Çünkü o masa Erdoğan'ın masası değildir. O masa milletin barış umutlarının masasındır. Türkiye'nin hak ettiği kalkınma umudunun masasıdır. Türkiye'de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız. Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorumludur. Yazıma aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatıyla hazırlandı. Raporun geçindiği maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uyulmasına, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesine kadar pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi birileri 'E bunlar Bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur. Hele bu süreç bir yere varsın ondan sonra olur' diyorlar. Bu sürecin bir yere varsın diye tarif edilen, verilen süre örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre. O süreyi de bekleyelim. Demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız. Elindeki silahı bir terör örgütü mensubunun teslim etmesiyle Mardin'deki gencecik bir seçmenin verdiği oyu alan belediye başkanının belediyeyi yönetmesini nasıl ilişkilendiririz? Terörle Kürtleri bir görüp gösteriyorsunuz zaman zaman deyince itiraz edenlere söylüyorum. Seçilmiş bir milletvekilinin burada göreve gelip başlamasıyla anayasa mahkemesi kararına gösterilen direncin ortadan kaldırılmasıyla veya örneğin bakanların gidip de bakan kimlikleriyle önce kayyum atanmış bir belediyeyi ardından AK Parti ilçe başkanlığının ziyaretiyle. Sonra gelip MKYK toplantılarında 'Esenyurt Belediyesi'nin kayyumu sorulduğunda o farklı. Orada başka şeyler var' Bu nasıl bir hukuk anlayışı?
'CAN ATALAY İÇİN ADIM, DEMİRTAŞ İÇİN AÇIK BİR HUKUK YOK'
Ama iki kayyımın bile partisine göre farklı tarifler yapan orayı siyaseten elde tutmak için bu kadar büyük ve önemli gördüğümüz bir meseleyi buna alet edenlerin bu sürece nasıl bir katkı yapmasını bekliyorsunuz? Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunlu demiştim. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı, uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara, gizli tanık düzenine, siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay'ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtülü keyfiyete kalmış bir muğlaklık var ve bunun tarifinde maharet gösteren bir takım iktidar aktörleri var. Siyasi rakipleri, gazetecileri akademisyenleri ve seçilmiş belediye başkanlarını cezaevinde tutan düzene ilişkin bir değişiklik yok. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan meseleyi yüzeysel ele alan, özensiz bir metin var. Burada yargının bütün yetkisini yürütmeye devreden bir yetki var. Yasamanın üstlenmesi gereken sorumlulukları yürütmeye veren, istismara açık yetkiler düzenleyen bir betim var. Yargıda verdiği tüm kararlar neredeyse anayasa mahkemesinden dönmüş. Siyasi operasyonların baş aktörü olmuş. Bir siyasete gelmiş, bir hakim savcı kürsülerine gitmiş, birisinin içinde bulundurulacağı bir komisyona siyasete kimin ne zaman dahil olacağı konusunda 'bezirgan başılık' gibi bir görevin tarifi var. Yani bu süreçten sonra siyasete dahil olma meselesinin bile bugünkü yürütmenin elinde koz olarak tutan veya bu meseleyi halen daha bir takım parçası kılan bir anlayış var. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri biz Biz Adalet ve Kalkınma Partisi'nin sicilini unutmuş değiliz. Kırk yılı aşkın bu meselenin yirmi beş yılı AK Parti dönemindedir. Binlerce şehit AK Parti döneminde toprağa düşmüştür. AK Parti'nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu.
'ERDOĞAN BARIŞTAN YANAYMIŞ GİBİ YAPAN TARAFTA'
Mecliste büyük çoğunluklara sahipti. Toplumdan geniş destek alıyordu. Devletin bütün imkanları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi. Çözümün gerektirdiği demokratik ödemekten hep kaçtı. Çünkü kalıcı çözümü iktidar hesabının önüne koyamadı. Bir dönem oturttuğu siyaset arkadaşlarını yıllarca pasif pozisyonlara gitti. Dün el sıkıştığı insanları ertesi gün terörist ilan etti. Mecliste büyük çoğunluklara sahipti. Toplumdan geniş destek alıyordu. Devletin bütün imkanları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi. Çözümün gerektirdiği demokratik ödemekten hep kaçtı. Çünkü kalıcı çözümü iktidar hesabının önüne koyamadı. Bir dönem oturttuğu siyaset arkadaşlarını yıllarca pasif pozisyonlara gitti. Dün el sıkıştığı insanları ertesi gün terörist ilan etti. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi'ni yöneten akıl hiçbir zaman bu meselenin gerçekten çözümünü ve Türkiye'nin topyekun huzurunu parti çıkarlarının önüne getirmedi.
'İKTİDARIN SAMİMİYETİNE GÜVENMİYORUM'
Sayın Erdoğan bugün siyasi rakiplerini yargıyla bertaraf etmeyi göze alan tek kaygısı kendi koltuğu olan bir noktadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef varışı isteyen samimi bir tarafta durduğunu gösterememektedir. Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için banıştan yanaymış gibi yapan taraftаtır. Yeni parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır. Biz böyle bir iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz. Geçmişine güvenmiyoruz, bugünkü niyetine güveniriz. Gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz. Biz kendimize ve milletimize güveniyoruz.
'VAR OLAN TEHLİKELERİ GÖRÜYORUZ'
Biz rüzgara göre şekil değiştirenler değiliz. Biz doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun savunan ve ilkelerine sahip çıkanlarız. Değerli milletvekilleri, bizi uyaran yurttaşlarımızın sesini duyuyorum. Bütün bunları yapan bir iktidarın getirdiği yasaya nasıl destek vereceksiniz dediklerini duyuyorum. Haksızlar mı? Bu soruyu son derece meşru buluyorum. Bu itirazı ciddiye anlıyorum. 'Bu süreç Erdoğan'ın yeniden adaylığının önünü açacak bir anayasa pazarlığına dönüşür mü' şüphelerini anlıyorum. Var olan tehlikeleri görüyorum. Bu iktidar demokratikleşmez diyenlerin endişesini, güvensizliğini paylaşıyorum. Ancak eleştirilerin barışa karşı olmadığını da görüyorum.
'BARIŞIN ÖNÜNÜ AÇACAĞIZ'
Herkesin tam bir barışı arzuladığını ama her şeyin bu Bu iktidara güvensizlikten kaynaklandığını biliyorum. Erdoğan iktidarını demokratikleştirmeyi başaramadı, başaramayacak. Erdoğan'ın iktidarı kalkınmayı sağlayamadı, sağlamayacak Hukukun üstünlüğünü adaleti getirmedi asla getirmeyecek. O yüzden bunları bu iktidara bırakamayız, bırakmayacağız. İşte buradan tarih önünde ifade ediyorum. Bu yasaya hayır deme hakkına en çok sahip olan yeni parti kendi hakkını milletin barış hakkının önüne koymayacaktır. Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için hiçbir evladımızın gazi olmaması için, yoksul evlere ateş düşmemesi için barışın önünde durmayacağız. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diye bu ülkenin çocukları, bu Bu ülkenin geleceğini okullarda, fabrikalarda, tarlalarda laboratuvarlarda kursun diye barışın önünü açacağız. Türkiye bölgemizdeki ve dünyadaki tehditlere karşı 'Bir ve bütün olsun, güçlü olsun diye barışın önünü açacağız.'
'BARIŞIN SAHİBİ ERDOĞAN DEĞİL MİLLETİN TA KENDİSİDİR'
Yıllardır teröre, silaha, gözyaşına harcadığımız gücümüzü üretime, eğitime, refahı ayırmak için barışın önünü açacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan yan yana gönül gönüle ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız. Erdoğan iktidarını buyurun devam edin. Buyurun, buyurun. Erdoğan iktidarının başaramadığı demokratikleşmeyi, kalkınmayı adaleti ve hukukun üstünlüğünü de biz başaracağız. Çünkü bu iktidarın bunu yapmaya niyeti yoktur. Bu iktidarı koltuğundan başka düşündüğü yoktur. Bu ülkeyi bu kadar kötülük yapan bir iktidarın barışın sahibi olmasını beklemiyorduk. olmayacakları açıktır. Barışın sahibi bu ülkenin adalete, huzura susamış tüm insanlarıdır. Demokratlar bu ülkeye barışı getirecek ama bu iktidarın milletin vicdanında da asla atlamayacaklardır. Barışın sahibi ne Erdoğan'dır, ne bir siyasi partidir, ne bir örgüttür. Barışın sahibi, sahip çıkarsa gerçekleşir, milletin ta kendisidir. Biz insanca ve hakça yaşayacağımız bir Türkiye'ye inanan, doğuda ve batıda bunun hayalini kuran siyasetin temsilcileriyiz. Ortak bir barışın mümkün olduğunu biliyoruz. Ve biz bu hayali şehir şehir kurmaya talibiz. Terör örgütünün fesi silahların bırakılması ve infaz düzenlemeleri çatışmayı sona erdirmenin konusudur. Önemlidir ama yeterli değildir. Ama asıl hedefimiz demokratik çözümdür.
'KOYDUĞUMUZ İMZA NAMUSUMUZ'
Terörün kökünü ancak demokrasi kazır. Bu milletin bu milletin hiçbir ferdinin umudunu siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz. Değerli milletvekilleri, bugün silah faslının kapanması için bir kapı aranıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl büyük mücadele şimdi başlayacak. Demokrasi mücadelesi, adalet mücadelesi, eşit yurttaşlık mücadelesi, kalkınma ve refah mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız ama Cumhur İttifakı'nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz. Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis'e getireceğiz. Kayyum uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan hakkının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının ifade özgürlüğünün seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlık mücadelesini vereceğiz. AK Parti'nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onları kurmadığı toplumsal mutabakatı biz Biz arayacağız. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız.
'EVET DİYORSAK ÇOCUKLARIMIZIN KANI BİR DAHA AKMASIN DİYEDİR'
Onları kurmadığı toplumsal mutabakatı biz Biz arayacağız. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz. Çünkü biz yalnızca çatışmasızlığa değil, demokratik barışa talibiz. Yalnızca silahların susmasına değil, sözün özgürleşmesine sahip talibiz. Biz ortak geleceğimizin adalet ve vefa kurulmasına sahibiz son sözüm vatanını ve milletini korumak için gözünü kırpmadan canını veren şehitlerimize, ailelerine. Daha yirmili otuzlu yaşlarda toprağa düşen evlatlarımıza, onların annelerine babalarına eşlerine çocuklarına kimse şehitlerimizin aziz hatırasını siyasete alet edemez. Hiç kimse milletimize evlatlarınız boşuna şehit oldu da uykusunu yaşatmayı kabul edemez. Onlar bu vatan yaşasın. Bu millet bir daha aynı acıları yaşamasın diye can verdiler. Bugünkü tutumumuz bugün 'evet' diyorsak gencecik çocuklarımızın kanı bir daha toprağa düşmesin diyedir. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diyedir. Türkiye bir daha terörün karanlığına dönmesin diyedir. Bu oylamadan önce kulağımda çınlayan söz Şehit aileleri derneklerine 21 Kasım 2024 tarihinde 3 büyük derneğe devletin de protokolünde yer alan yaptığımız ziyarette şehit babasının vatan sağ olsun, ben yandım başkası yanmasın ama kimse de bizi kandırmasın sözünün üzerinedir. Hatta aynı gün Şehit Aileleri Vakfı Başkanı Abdurrahman Yılmaz Bey, terörün bitmesini, şehidin gelmemesini, annelerin ağlamamasını biz de isteriz. Ama yeter ki önceki süreçte olduğu gibi kandırılmayalım demişti. Sırrı Süreyya Önder, rahmetli Süreyya Önder grubumuzu ziyaretinde belki bugün aldığımız bir kararla şehit ailelerini memnun edemeyiz ama bir daha şehit gelmemesi en önemli şeydir dediğinde demiştim ki Sırrı abi geçen gün gittiğim bir dernekte başkanın sözleri tam da böyle terör bitsin, şehit gelmesin, anneler ağlamasın. Biz yandık başkası yanmasın ama kimse bizi kandırmasın. O gün rahmetli Sırrı Süreyya Önder böyle bir bakış açısının bizim üstlendiğimiz sorumluluktan da değerli bir sorumlu olduğunun hakkını teslim etmişti. Hatta bir gün o derneğe birlikte ziyaret etme zemini oluşsun diye konuşmuştuk. Allah nasip etmedi, ömrü yetmedi ama artık bundan sonra 10 Kasım'da Anıtkabir'e de birlikte çıkmanın, bütün evladını kaybetmiş anaların acısını hep birlikte yüreğimizde hissetmenin, bir daha hiçbir eve evlat acısı düşmesin diye sorumluluk almanın vaktidir. İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin içinde olmayacağımızı söylemiştik. Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki herkes kendi vicdanıyla yaşar, herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar. Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin teröre sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden başta Türk silahlı kuvvetlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın olmak üzerek tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir.
'BEN VE YÖNETİCİ ARKADAŞLARIM 'EVET' DİYECEK, VEKİLLER MİLLETİN SESİNİ DİNLEYECEK'
Anayasanın güvence altına aldığı Cumhuriyet'in temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz. Buna asla izin vermeyiz. Bu anlayışlar, bu anlayışı iktidara değil ama milletimize güvenerek bu metne değil ama partimizin duruşuna ve milletvekillerimizin göstereceği duruşa güvenerek bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye'nin geleceğinin önünü açacak bir bir sorumluluğu üstleniyorum. Ben ve yönetici arkadaşlarım Tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde millet ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Cumhuriyet Halk Partisi grubunu kararında serbest bırakıyor değilim. Aksine kendi il, bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum. Hiçbir yeni parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. yeni partinin, yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa olacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum. Yüce Meclis'i saygıyla selamlıyorum. Bundan sonra bu kürsülerden kanın, gözyaşının, ayrılıkların değil birlikte olmanın, birlikte yaşamanın, birlikte kalkınmanın geleceğe 86 milyon güvenle birlikte bakmanın umudunu taşıyarak Yüce Meclis'i saygıyla selamlıyorum.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özgür Özel'den 'çerçeve yasa' açıklaması: Ben ve yönetici arkadaşlarım 'evet' diyeceğiz
TBMM Genel Kurulu'nda bugün oylanacak Çerçeve Yasa için YENİ Parti kararını verdi. YENİ Parti lideri Özgür Özel, Meclis kürsüsünden partisinin kararını açıkladı. Özel, "Ben ve yönetici arkadaşlarım evet diyeceğiz! Milletvekilleri seçildikleri iller ne diyorsa ona göre karar verecek" dedi.
'Terörsüz Türkiye' süreci kapsamında hazırlanan ve PKK'lı teröristlere infaz ertelemesi imkanı sunan 'Çerçeve Yasa' bugün TBMM Genel Kurulu'nda oylanacak.
AK Parti, MHP ve DEM grubunun öncülüğünde Meclis'e sunulan düzenlemeye YENİ Parti'nin nasıl yanıt vereceği merak ediliyordu. Bugün Özgür Özel liderliğinde toplanan YENİ Parti grubu, kapalı şekilde gerçekleştirdiği toplantıda Çerçeve Yasa'ya yönelik nihai kararını verdi.
Özgür Özel, Meclis kürsüsünden partisinin kararını açıklıyor.
İşte Özgür Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar:
Türkiye'nin en ağır, en yakıcı, en uzun sorunlarından birini konuşmak üzere bu çatının altındayız. Öncelikle bu kanun teklifini buraya getirenler açık açık yazmasalar konuşmaya cesaret etmeseler de meselenin adını doğru telaffuz etmek durumundayız. Bugün Kürt meselesini konuşmak üzere buradayız. Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesiydi değildir. Yalnızca bir güvenlik meselesi değildir, yalnızca örgütün silah bırakması meselesi değildir, eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir.
Aynı zamanda Edirne'deki, İzmir'deki Trabzon'daki Manisa'daki yurttaşlarımızın güven içinde yaşaması evladını teröre kurban vermemesi meselesidir. On yıllardır canımızı, malımızı, kaynaklarımızı feda ettiğimiz bu mesele 86 milyon yurttaşımızın meselesidir. Demokrasimizin, kalkınmamızın, bölgesel gücümüzün toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesidir. Biz Cumhuriyeti kuran milli egemenliğini tesis eden ve Ve Türkiye'yi çok partili demokrasiye taşıyan siyasal mirasın sahipleriyiz. Cumhuriyetimiz, üniter devlet yapımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü kırmızı çizgimizdir.
Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil, onların güvencesi olarak görüyoruz. Çünkü toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil, tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlam durur. Yurttaşlarını baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler.
Toplumu kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de üniter yapımızı zayıflatmamış, aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi, devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık. Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. İşine geldiğinde çözüm diyen, işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde, hep doğru yerde durduk.
Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil, siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil, milletin gözü önünde milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören, acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir.
Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi Meclis'tir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyоn kurulduğunda katılım gösterdik Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik.
Komisyоn kurulduğunda katılım gösterdik Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihseldir. Konjonkturel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm işine gelmeyince terörist diyen, bir süreci önce masaya koyup sonra buzdolabına kaldıran Dolmabahçe'de görüştükleri rahmetli Sırra Süreyya Önder'i hapse atıp sonra arkasından timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, Siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir bir süreç yürütülmüştür.
Üç kişinin bildiği metin diye, bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş bir telaş ve bir bir panikle son sürece girilmiştir. Komisyonda itiraz eden, soru soran eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar, yani bir süreç yönetmek yerine bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin bütün milletin gözü önünde yaşanmıştır.
Barışın hukuku milletin gözünden kaçırarak yazar mıyız? Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi kurulamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir. Değerli milletvekillerimiz, açıkça ifade etmek istiyorum. Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sokağa sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan YENİ Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle butlan atanan biziz. Öyle saldırılara maruz kaldık ve Ve kalıyoruz ki en temel insan haklarının ihlal edildiği, masumiyet karinesinin yok sayıldığı bir düşman hukukuna muhatabız. Sahte delillerle, kanıtlanmamış iddialarla, gizli tanık ifadeleriyle tarihe utanç olarak geçecek bir süreci yaşıyoruz. Yerel seçimleri kaybettiği için siyasi rekabeti refah kaldıranların ailelere, eşlere, evlatlara zulmeden bir darbeci anlayışına muhatap olan bizleriz. Günlerdir günlerdir bu teklife hayır dememiz için binlerce öneri, eleştiri hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize Şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz ve bu millete olan bağlılığımızla, bu ülkeye olan sevgimizle, toplumsal barışı olan inancımızla sorumluluk alanda biziz. Kolaya kaçmayan devletciddiyetiyle karar veren bu ülkenin on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğini hisseden de bizleriz.
'EN ÇOK HAYIR DEME HAKKINA SAHİP OLAN BİZLERİZ'
Biz Türkiye'nin sorunlarını çözmek için yeni partiyi kurduk. Kutuplaşmayı bitirmek, barışı getirmek için kurduk. Biz yeni partiyi bir partimiz olsun diye kurmadık. İktidar olsun sorunları çözsün sorunların ve eşitsizliklerin üzerine kararlılıkla yürüsün diye kurduk. Bize defalarca bu şartlarda o masada neden oturuyorsunuz dediler. Bu çağrıları yapanların öfkesini de kaygısını da anlıyorum. Ama kimse bize ne yaşadığımızı anlatmasın. Çünkü bize yapılanları en iyi biz biliyor, yüreğimizin en derinliklerinde hissediyoruz. Bir tanesini unutursak da yüreğimiz kurusun. Bu yasaya hayır deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan da bizleriz.
'KOMİSYON MASASI ERDOĞAN'IN MASASI DEĞİL'
Komisyonda masadan Çünkü o masa Erdoğan'ın masası değildir. O masa milletin barış umutlarının masasındır. Türkiye'nin hak ettiği kalkınma umudunun masasıdır. Türkiye'de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız. Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorumludur. Yazıma aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatıyla hazırlandı. Raporun geçindiği maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uyulmasına, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesine kadar pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi birileri 'E bunlar Bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur. Hele bu süreç bir yere varsın ondan sonra olur' diyorlar. Bu sürecin bir yere varsın diye tarif edilen, verilen süre örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre. O süreyi de bekleyelim. Demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız. Elindeki silahı bir terör örgütü mensubunun teslim etmesiyle Mardin'deki gencecik bir seçmenin verdiği oyu alan belediye başkanının belediyeyi yönetmesini nasıl ilişkilendiririz? Terörle Kürtleri bir görüp gösteriyorsunuz zaman zaman deyince itiraz edenlere söylüyorum. Seçilmiş bir milletvekilinin burada göreve gelip başlamasıyla anayasa mahkemesi kararına gösterilen direncin ortadan kaldırılmasıyla veya örneğin bakanların gidip de bakan kimlikleriyle önce kayyum atanmış bir belediyeyi ardından AK Parti ilçe başkanlığının ziyaretiyle. Sonra gelip MKYK toplantılarında 'Esenyurt Belediyesi'nin kayyumu sorulduğunda o farklı. Orada başka şeyler var' Bu nasıl bir hukuk anlayışı?
'CAN ATALAY İÇİN ADIM, DEMİRTAŞ İÇİN AÇIK BİR HUKUK YOK'
Ama iki kayyımın bile partisine göre farklı tarifler yapan orayı siyaseten elde tutmak için bu kadar büyük ve önemli gördüğümüz bir meseleyi buna alet edenlerin bu sürece nasıl bir katkı yapmasını bekliyorsunuz? Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunlu demiştim. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı, uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara, gizli tanık düzenine, siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay'ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtülü keyfiyete kalmış bir muğlaklık var ve bunun tarifinde maharet gösteren bir takım iktidar aktörleri var. Siyasi rakipleri, gazetecileri akademisyenleri ve seçilmiş belediye başkanlarını cezaevinde tutan düzene ilişkin bir değişiklik yok. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan meseleyi yüzeysel ele alan, özensiz bir metin var. Burada yargının bütün yetkisini yürütmeye devreden bir yetki var. Yasamanın üstlenmesi gereken sorumlulukları yürütmeye veren, istismara açık yetkiler düzenleyen bir betim var. Yargıda verdiği tüm kararlar neredeyse anayasa mahkemesinden dönmüş. Siyasi operasyonların baş aktörü olmuş. Bir siyasete gelmiş, bir hakim savcı kürsülerine gitmiş, birisinin içinde bulundurulacağı bir komisyona siyasete kimin ne zaman dahil olacağı konusunda 'bezirgan başılık' gibi bir görevin tarifi var. Yani bu süreçten sonra siyasete dahil olma meselesinin bile bugünkü yürütmenin elinde koz olarak tutan veya bu meseleyi halen daha bir takım parçası kılan bir anlayış var. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri biz Biz Adalet ve Kalkınma Partisi'nin sicilini unutmuş değiliz. Kırk yılı aşkın bu meselenin yirmi beş yılı AK Parti dönemindedir. Binlerce şehit AK Parti döneminde toprağa düşmüştür. AK Parti'nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu.
'ERDOĞAN BARIŞTAN YANAYMIŞ GİBİ YAPAN TARAFTA'
Mecliste büyük çoğunluklara sahipti. Toplumdan geniş destek alıyordu. Devletin bütün imkanları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi. Çözümün gerektirdiği demokratik ödemekten hep kaçtı. Çünkü kalıcı çözümü iktidar hesabının önüne koyamadı. Bir dönem oturttuğu siyaset arkadaşlarını yıllarca pasif pozisyonlara gitti. Dün el sıkıştığı insanları ertesi gün terörist ilan etti. Mecliste büyük çoğunluklara sahipti. Toplumdan geniş destek alıyordu. Devletin bütün imkanları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi. Çözümün gerektirdiği demokratik ödemekten hep kaçtı. Çünkü kalıcı çözümü iktidar hesabının önüne koyamadı. Bir dönem oturttuğu siyaset arkadaşlarını yıllarca pasif pozisyonlara gitti. Dün el sıkıştığı insanları ertesi gün terörist ilan etti. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi'ni yöneten akıl hiçbir zaman bu meselenin gerçekten çözümünü ve Türkiye'nin topyekun huzurunu parti çıkarlarının önüne getirmedi.
'İKTİDARIN SAMİMİYETİNE GÜVENMİYORUM'
Sayın Erdoğan bugün siyasi rakiplerini yargıyla bertaraf etmeyi göze alan tek kaygısı kendi koltuğu olan bir noktadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef varışı isteyen samimi bir tarafta durduğunu gösterememektedir. Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için banıştan yanaymış gibi yapan taraftаtır. Yeni parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır. Biz böyle bir iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz. Geçmişine güvenmiyoruz, bugünkü niyetine güveniriz. Gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz. Biz kendimize ve milletimize güveniyoruz.
'VAR OLAN TEHLİKELERİ GÖRÜYORUZ'
Biz rüzgara göre şekil değiştirenler değiliz. Biz doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun savunan ve ilkelerine sahip çıkanlarız. Değerli milletvekilleri, bizi uyaran yurttaşlarımızın sesini duyuyorum. Bütün bunları yapan bir iktidarın getirdiği yasaya nasıl destek vereceksiniz dediklerini duyuyorum. Haksızlar mı? Bu soruyu son derece meşru buluyorum. Bu itirazı ciddiye anlıyorum. 'Bu süreç Erdoğan'ın yeniden adaylığının önünü açacak bir anayasa pazarlığına dönüşür mü' şüphelerini anlıyorum. Var olan tehlikeleri görüyorum. Bu iktidar demokratikleşmez diyenlerin endişesini, güvensizliğini paylaşıyorum. Ancak eleştirilerin barışa karşı olmadığını da görüyorum.
'BARIŞIN ÖNÜNÜ AÇACAĞIZ'
Herkesin tam bir barışı arzuladığını ama her şeyin bu Bu iktidara güvensizlikten kaynaklandığını biliyorum. Erdoğan iktidarını demokratikleştirmeyi başaramadı, başaramayacak. Erdoğan'ın iktidarı kalkınmayı sağlayamadı, sağlamayacak Hukukun üstünlüğünü adaleti getirmedi asla getirmeyecek. O yüzden bunları bu iktidara bırakamayız, bırakmayacağız. İşte buradan tarih önünde ifade ediyorum. Bu yasaya hayır deme hakkına en çok sahip olan yeni parti kendi hakkını milletin barış hakkının önüne koymayacaktır. Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için hiçbir evladımızın gazi olmaması için, yoksul evlere ateş düşmemesi için barışın önünde durmayacağız. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diye bu ülkenin çocukları, bu Bu ülkenin geleceğini okullarda, fabrikalarda, tarlalarda laboratuvarlarda kursun diye barışın önünü açacağız. Türkiye bölgemizdeki ve dünyadaki tehditlere karşı 'Bir ve bütün olsun, güçlü olsun diye barışın önünü açacağız.'
'BARIŞIN SAHİBİ ERDOĞAN DEĞİL MİLLETİN TA KENDİSİDİR'
Yıllardır teröre, silaha, gözyaşına harcadığımız gücümüzü üretime, eğitime, refahı ayırmak için barışın önünü açacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan yan yana gönül gönüle ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız. Erdoğan iktidarını buyurun devam edin. Buyurun, buyurun. Erdoğan iktidarının başaramadığı demokratikleşmeyi, kalkınmayı adaleti ve hukukun üstünlüğünü de biz başaracağız. Çünkü bu iktidarın bunu yapmaya niyeti yoktur. Bu iktidarı koltuğundan başka düşündüğü yoktur. Bu ülkeyi bu kadar kötülük yapan bir iktidarın barışın sahibi olmasını beklemiyorduk. olmayacakları açıktır. Barışın sahibi bu ülkenin adalete, huzura susamış tüm insanlarıdır. Demokratlar bu ülkeye barışı getirecek ama bu iktidarın milletin vicdanında da asla atlamayacaklardır. Barışın sahibi ne Erdoğan'dır, ne bir siyasi partidir, ne bir örgüttür. Barışın sahibi, sahip çıkarsa gerçekleşir, milletin ta kendisidir. Biz insanca ve hakça yaşayacağımız bir Türkiye'ye inanan, doğuda ve batıda bunun hayalini kuran siyasetin temsilcileriyiz. Ortak bir barışın mümkün olduğunu biliyoruz. Ve biz bu hayali şehir şehir kurmaya talibiz. Terör örgütünün fesi silahların bırakılması ve infaz düzenlemeleri çatışmayı sona erdirmenin konusudur. Önemlidir ama yeterli değildir. Ama asıl hedefimiz demokratik çözümdür.
'KOYDUĞUMUZ İMZA NAMUSUMUZ'
Terörün kökünü ancak demokrasi kazır. Bu milletin bu milletin hiçbir ferdinin umudunu siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz. Değerli milletvekilleri, bugün silah faslının kapanması için bir kapı aranıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl büyük mücadele şimdi başlayacak. Demokrasi mücadelesi, adalet mücadelesi, eşit yurttaşlık mücadelesi, kalkınma ve refah mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız ama Cumhur İttifakı'nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz. Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis'e getireceğiz. Kayyum uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan hakkının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının ifade özgürlüğünün seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlık mücadelesini vereceğiz. AK Parti'nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onları kurmadığı toplumsal mutabakatı biz Biz arayacağız. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız.
'EVET DİYORSAK ÇOCUKLARIMIZIN KANI BİR DAHA AKMASIN DİYEDİR'
Onları kurmadığı toplumsal mutabakatı biz Biz arayacağız. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz. Çünkü biz yalnızca çatışmasızlığa değil, demokratik barışa talibiz. Yalnızca silahların susmasına değil, sözün özgürleşmesine sahip talibiz. Biz ortak geleceğimizin adalet ve vefa kurulmasına sahibiz son sözüm vatanını ve milletini korumak için gözünü kırpmadan canını veren şehitlerimize, ailelerine. Daha yirmili otuzlu yaşlarda toprağa düşen evlatlarımıza, onların annelerine babalarına eşlerine çocuklarına kimse şehitlerimizin aziz hatırasını siyasete alet edemez. Hiç kimse milletimize evlatlarınız boşuna şehit oldu da uykusunu yaşatmayı kabul edemez. Onlar bu vatan yaşasın. Bu millet bir daha aynı acıları yaşamasın diye can verdiler. Bugünkü tutumumuz bugün 'evet' diyorsak gencecik çocuklarımızın kanı bir daha toprağa düşmesin diyedir. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diyedir. Türkiye bir daha terörün karanlığına dönmesin diyedir. Bu oylamadan önce kulağımda çınlayan söz Şehit aileleri derneklerine 21 Kasım 2024 tarihinde 3 büyük derneğe devletin de protokolünde yer alan yaptığımız ziyarette şehit babasının vatan sağ olsun, ben yandım başkası yanmasın ama kimse de bizi kandırmasın sözünün üzerinedir. Hatta aynı gün Şehit Aileleri Vakfı Başkanı Abdurrahman Yılmaz Bey, terörün bitmesini, şehidin gelmemesini, annelerin ağlamamasını biz de isteriz. Ama yeter ki önceki süreçte olduğu gibi kandırılmayalım demişti. Sırrı Süreyya Önder, rahmetli Süreyya Önder grubumuzu ziyaretinde belki bugün aldığımız bir kararla şehit ailelerini memnun edemeyiz ama bir daha şehit gelmemesi en önemli şeydir dediğinde demiştim ki Sırrı abi geçen gün gittiğim bir dernekte başkanın sözleri tam da böyle terör bitsin, şehit gelmesin, anneler ağlamasın. Biz yandık başkası yanmasın ama kimse bizi kandırmasın. O gün rahmetli Sırrı Süreyya Önder böyle bir bakış açısının bizim üstlendiğimiz sorumluluktan da değerli bir sorumlu olduğunun hakkını teslim etmişti. Hatta bir gün o derneğe birlikte ziyaret etme zemini oluşsun diye konuşmuştuk. Allah nasip etmedi, ömrü yetmedi ama artık bundan sonra 10 Kasım'da Anıtkabir'e de birlikte çıkmanın, bütün evladını kaybetmiş anaların acısını hep birlikte yüreğimizde hissetmenin, bir daha hiçbir eve evlat acısı düşmesin diye sorumluluk almanın vaktidir. İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin içinde olmayacağımızı söylemiştik. Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki herkes kendi vicdanıyla yaşar, herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar. Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin teröre sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden başta Türk silahlı kuvvetlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın olmak üzerek tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir.
'BEN VE YÖNETİCİ ARKADAŞLARIM 'EVET' DİYECEK, VEKİLLER MİLLETİN SESİNİ DİNLEYECEK'
Anayasanın güvence altına aldığı Cumhuriyet'in temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz. Buna asla izin vermeyiz. Bu anlayışlar, bu anlayışı iktidara değil ama milletimize güvenerek bu metne değil ama partimizin duruşuna ve milletvekillerimizin göstereceği duruşa güvenerek bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye'nin geleceğinin önünü açacak bir bir sorumluluğu üstleniyorum. Ben ve yönetici arkadaşlarım Tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde millet ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Cumhuriyet Halk Partisi grubunu kararında serbest bırakıyor değilim. Aksine kendi il, bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum. Hiçbir yeni parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. yeni partinin, yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa olacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum. Yüce Meclis'i saygıyla selamlıyorum. Bundan sonra bu kürsülerden kanın, gözyaşının, ayrılıkların değil birlikte olmanın, birlikte yaşamanın, birlikte kalkınmanın geleceğe 86 milyon güvenle birlikte bakmanın umudunu taşıyarak Yüce Meclis'i saygıyla selamlıyorum.
Kaynak: Haber Merkezi
En Çok Okunan Haberler