Atık değil kaynak: Tekstil atıklarına karşı yerelden yükselen bir çözüm
Atık değil kaynak: Tekstil atıklarına karşı yerelden yükselen bir çözüm
Türkiye’nin önemli üretim alanlarından biri olan tekstil sektörü, hızlı moda, fazla üretim ve tüketim sonrası oluşan atıklarla birlikte giderek büyüyen bir çevre sorununa dönüşüyor. Uzmanlar ve sektör temsilcileri, sorunun yalnızca atık yönetimiyle değil üretim biçimi, tasarım anlayışı ve tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle çözülebileceğini vurgularken, yerel girişimler tekstil atıklarını yeniden değerlendiren alternatif modeller geliştirmeye çalışıyor.
Haber Giriş Tarihi: 12.06.2026 11:38
Haber Güncellenme Tarihi: 12.06.2026 11:41
Kaynak:
Delal Demir
Türkiye, dünyanın önemli tekstil üreticilerinden biri. Ancak üretimin büyüklüğü beraberinde ciddi bir atık sorununu da getiriyor. Avrupa Çevre Ajansı'nın verilerine göre Avrupa Birliği'nde kişi başına yılda yaklaşık 16 kilogram tekstil atığı oluşuyor ve bu atıkların büyük bölümü geri dönüşüm ya da yeniden kullanım süreçlerine dahil edilemeden çöpe gidiyor. Oluşan tekstil atıklarının yalnızca küçük bir kısmı ayrı toplanırken, atıkların yüzde 82'si tüketim sonrası giysilerden kaynaklanıyor. Üretim sırasında ortaya çıkan kumaş kırpıntıları, hatalı ürünler, satılamayan stoklar ve kısa sürede gözden çıkarılan giysiler de bu yükü büyütüyor. Sorunun büyüklüğü karşısında bazı girişimler atıkları yeniden üretim sürecine dahil etmeye çalışıyor. Devridaim Enstitüsü bünyesinde faaliyet gösteren Döngüsel Moda Kolektifi de bu girişimlerden biri.
Kolektif, tekstil atıklarını yeniden değerlendirmenin ötesine geçerek üretim biçimlerini, tasarım anlayışını ve malzemeyle kurulan ilişkiyi dönüştürmeye odaklanıyor. Ancak uzmanlar ve sektör temsilcileri, bu tür çalışmaların önemli olmakla birlikte tek başına yeterli olmayacağı görüşünde.
Sorun yalnızca atık değil
BİRTEK-SEN danışma kurulu üyesi ve Şık Makas işçi temsilcisi Azize Arı’ya göre tekstil sektöründe ortaya çıkan yüksek atık miktarının temel nedenleri arasında üretim sırasındaki fireler, hızlı moda anlayışı, fazla üretim ve geri dönüşüm uygulamalarındaki yetersizlikler bulunuyor.
Arı, atıkların daha üretimin ilk aşamalarında ortaya çıktığını belirterek, numune üretimi, kalıp çıkarma, kesim süreçleri ve kalite hatalarının önemli miktarda kumaş kaybına yol açtığını söylüyor. Buna ek olarak maliyetleri düşürme baskısının ürün kalitesini azalttığını ve kullanım ömrünü kısalttığını ifade ediyor.
Ancak Arı’ya göre asıl dikkat çekici nokta satılamayan ürünler:
“Her yıl üretilen giysilerin yaklaşık yüzde 40’ının satılmadığı tahmin ediliyor. Bu çok büyük bir oran. Bu ürünler yeniden üretime dahil edilmek ya da ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak yerine çoğu zaman çevreye zarar verecek biçimlerde imha ediliyor.”
Bu tablo, tekstil atıklarının yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir sorun olduğunu gösteriyor.
“Başka türlü üretmek mümkün mü?”
Devridaim Enstitüsü bünyesindeki Döngüsel Moda Kolektifi’nin hikâyesi de tam bu sorudan doğuyor: “Başka türlü üretmek mümkün mü?”
Devridaim Enstitüsü’nün kurucusu Yasemin Uluçınar, moda sektöründe üretimin giderek hızlandığını, buna karşılık malzemeyle ve emekle kurulan ilişkinin zayıfladığını söylüyor.
“Moda ve tasarım eğitimi alan gençlerin dijital araçlarla ilişkisi güçlenirken kumaşa, üretim pratiğine ve el emeğine temasları azalıyor” diyen Uluçınar, tasarımın yalnızca ortaya çıkan üründen ibaret olmadığını vurguluyor.
“Malzemeyi gerçekten tanımak, onun sınırlarını ve dönüşüm kapasitesini anlamak başka bir üretim ilişkisi kurmayı mümkün kılıyor.”
Bu nedenle kolektif yalnızca yeni ürün tasarlamıyor; malzemenin hikâyesi, kullanım ömrü ve dönüşüm potansiyeli üzerine de çalışıyor.
Atığa değil, malzemeye bakıyorlar
Devridaim’in yaklaşımında dikkat çeken noktalardan biri “atık” kavramına bakışları.
Kolektif, kullanım dışı kalmış tekstilleri, üretim artıklarını, eski kumaşları ya da kusurlu parçaları doğrudan atık olarak görmüyor. Bunun yerine bunları yeniden ilişki kurulabilecek malzemeler olarak değerlendiriyor.
Yerel üreticiler, bağımsız atölyeler ve farklı bölgelerde yürütülen saha çalışmaları sayesinde bir ağ oluşturulmuş durumda. Kapadokya, Hatay ve İstanbul’da yürütülen çalışmalar sırasında toplanan malzemeler yeni tasarım süreçlerine dahil ediliyor.
Malzemeler toplandıktan sonra doğrudan üretime sokulmuyor. Önce dokuları, geçmişleri ve dönüşüm olanakları inceleniyor. Bazı parçalar yeniden kesilerek kullanılırken, bazıları onarım teknikleriyle değerlendirilerek yeni ürünlere dönüştürülüyor. Süreçte doğal boyama, keçe ve farklı zanaat tekniklerinden de yararlanılıyor.
Etkiyi tonla ölçmüyorlar
Devridaim’e yöneltilen en sık sorulardan biri yılda ne kadar atığın yeniden üretime kazandırıldığı.
Ancak kolektif bu soruya alışılmış biçimde cevap vermiyor.
Türkiye’deki toplam tekstil üretimiyle karşılaştırıldığında dönüştürdükleri malzeme miktarının oldukça sınırlı olduğunu kabul ediyorlar. Buna rağmen etkiyi yalnızca tonaj üzerinden değerlendirmenin eksik olduğunu düşünüyorlar.
Uluçınar’a göre bazen küçük bir kumaş parçasıyla çalışmak bile insanların üretime bakışını değiştirebiliyor.
“Bir tasarımcının ‘atık’ dediği şeye yeniden bakmaya başlaması, üretim sürecinde daha dikkatli kararlar alması ya da malzemeyle farklı bir ilişki kurması bizim için çok önemli bir değişim alanı açıyor.”
Kolektif, atölye çalışmalarında insanların başlangıçta işe yaramaz gördükleri malzemelerle zaman içinde farklı bir bağ kurduklarını gözlemlediklerini söylüyor. Bu nedenle etkilerini yalnızca dönüştürülen malzeme miktarıyla değil, üretim kültüründe yarattıkları değişimle ölçüyorlar.
“Üret-tüket-at” modeline karşı
Polen Ekoloji Derneği’nden Ayçanur Top, döngüsel ekonomi ve geri dönüşüm çalışmalarının neden ortaya çıktığını anlamak için mevcut ekonomik sistemi sorgulamak gerektiğini düşünüyor.
Top’a göre hammadde krizleri, artan ekolojik yıkım ve çöp depolama alanlarının yetersizliği mevcut üretim modelinin sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
“Üret-tüket-at modelinden çıkmak zorundayız. Bu açıdan bakıldığında döngüsel ekonomi son derece önemli bir fikir. Zaten toprağın, suyun, besinin ve hammaddenin mümkün olduğunca kendi döngüleri içinde yeniden değerlendirilebildiği bir yaşam biçimine ihtiyacımız var.”
Ancak Top, döngüsel ekonominin yalnızca teknik bir çözüm olarak ele alınmasına da karşı çıkıyor. Top, “İdeal olarak çok değerli bir fikirden söz ediyoruz; zaten yaşamın döngüselliğini esas alan bir üretim biçimine ihtiyacımız var. Ama bugün bir yandan döngüsellikten bahsederken diğer yandan doğal alanları madenciliğe açıyorsak, sürekli yeni kaynaklar tüketmeye devam ediyorsak, o zaman hangi döngüsellikten söz ettiğimizi de sormamız gerekiyor. ”
Atıkların yeniden hammaddeye dönüşmesinin önemli olduğunu söyleyen Top, bu süreçlerin hangi emek ilişkileri üzerinden yürüdüğünün de sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
“Atık meselesi aynı zamanda emek, eşitsizlik ve sömürü meselesidir. Kimin atık ürettiğini, kimin bu atıkları topladığını ve ortaya çıkan değerden kimin pay aldığını da konuşmamız gerekiyor.”
Yaygınlaşabilir mi?
Devridaim ekibi, geliştirdikleri modelin farklı bölgelerde uygulanabilecek bir potansiyel taşıdığı görüşünde.
Bunun temel nedeni, modelin merkezinde yerel bilgi, zanaat ve topluluk temelli üretimin bulunması.
Kapadokya, Hatay ve İstanbul’daki deneyimlerin birbirinden farklı sonuçlar verdiğini anlatan kolektif, her bölgenin kendi üretim kültürü ve malzeme hafızasıyla yeni bir döngüsel üretim modeli geliştirebileceğini düşünüyor.
Ancak yaygınlaşmanın önünde bazı engeller bulunuyor. Bunların başında da ekonomik sürdürülebilirlik geliyor. Uluçınar, ”Yerel üreticiler, küçük atölyeler ve zanaatkârlar mevcut sistem içinde ayakta kalmakta zorlanabiliyor. Daha özenli ve uzun ömürlü üretim yapmak çoğu zaman daha maliyetli hale geliyor. Büyük ölçekli üretim modelleriyle rekabet etmek kolay olmuyor. Bu da hem üreticiyi hem de tasarımcıyı daha kısa vadeli çözümlere yönlendirebiliyor.”
Daha özenli, uzun ömürlü ve yerel üretim modelleri çoğu zaman daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalıyor. Ayrıca tüketim alışkanlıklarının büyük ölçüde hız ve fiyat ekseninde şekillenmeye devam etmesi, alternatif üretim biçimlerinin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor.
Yerel yönetimlerin rolü
Hem Devridaim hem de Ayçanur Top, yerel yönetimlerin dönüşüm sürecinde önemli bir aktör olduğuna dikkat çekiyor.
Devridaim, mahalle ölçeğinde tekstil toplama noktaları, tamir atölyeleri ve eğitim programları kurulmasını öneriyor. Böylece tekstil atıklarının yalnızca belediyelerin topladığı bir yük olmaktan çıkıp yerel ekonominin ve toplumsal öğrenmenin bir parçası haline gelebileceğini savunuyor.
Uluçınar, ” Döngüsel üretim yapan girişimler için finansal destek, vergi avantajı ve görünürlük mekanizmaları oluşturulmalı. Yerel yönetimler ise toplama, ayrıştırma, onarım ve ileri dönüşüm altyapısını güçlendirebilir. Kentin küçük ama en etkili ölçeğinin mahalle olduğunu biz yakından gözlemledik. Mahalle ölçeğinde tekstil toplama noktaları, tamir atölyeleri, eğitim programları ve üretici–tasarımcı iş birlikleri kurulmasını oldukça önemli buluyoruz. Böylece atık belediyenin topladığı bir yük olmaktan çıkar, yerel ekonomiye ve toplumsal öğrenmeye dahil olur. Yerelden başlanmadıkça ulusalda bir konunun kabul görmesi güç. Sektör tarafındaysa asıl sorumluluk üretim biçimlerini değiştirmekte. Malzemeden tutun, onarıma; ürün ömrünü uzatan tasarımlardan çalışanların bilincine kadar iş yapma biçiminin değişmesi lazım. Çünkü döngüsellik, atık ortaya çıktıktan sonra değil, ürün tasarlanmadan önce başlar. Her şeyin başı tasarım.”
Top ise çevre politikalarının yalnızca teknik bir hizmet olarak görülmemesi gerektiğini söylüyor.
Temiz suya, temiz havaya ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının temel haklar arasında olduğunu hatırlatan Top, “çoğu zaman çevre meseleleri teknik sorunlar gibi ele alınıyor ve bu hak boyutu görünmez hale geliyor. Oysa suyun kirlenmesi, deniz ekosistemlerinin tahrip edilmesi, madencilik faaliyetleri nedeniyle insanların yaşadıkları yerlerden koparılması ya da hava kirliliği yalnızca çevre sorunları değil; aynı zamanda birer yaşam hakkı sorunu. Örneğin turizm yatırımları uğruna deniz çayırlarının yok edilmesi ya da madencilik faaliyetleri nedeniyle toprağın ve suyun kirlenmesi, doğrudan insanların yaşam koşullarını etkiliyor. Yerel yönetimlerin bu süreçlerde yalnızca hizmet sunan kurumlar değil, aynı zamanda kamusal yararı ve yurttaş haklarını savunan aktörler olması gerekiyor. İnsanları bilgilendirmeleri, karar alma süreçlerine katılımlarını güçlendirmeleri ve çevresel riskleri görünür kılmaları önemli.” diyor.
Çoğu zaman unutulduğunu söyleyerek Top, “Ekolojik yıkım yalnızca doğayı değil emeği de etkiliyor. Kirlilikten, güvencesiz çalışma koşullarından ve çevresel risklerden en fazla emekçiler etkileniyor. Emekoloji perspektifinin de gösterdiği gibi, emeğin sömürülmesiyle doğanın sömürülmesi çoğu zaman aynı süreçlerin parçası. Bu nedenle çevre politikalarını emek ve yaşam hakkı mücadelelerinden ayrı düşünmek mümkün değil.” diyerek durumun önemini bir kez daha vurguluyor.
Çözümün sınırları
Devridaim örneği, tekstil atıklarının yeniden değerlendirilmesi konusunda somut bir model sunuyor. Ancak görüştüğümüz uzmanlar ve sektör temsilcileri, bu tür girişimlerin tek başına yeterli olmadığı konusunda ortaklaşıyor.
Azize Arı’ya göre geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulamaları faydalı olsa da, aşırı üretim ve kâr odaklı üretim anlayışı değişmeden sorunun bütünüyle çözülmesi mümkün değil.
“Geri dönüşüm önemli olsa da, emek sömürüsü ve aşırı üretim üzerine kurulu bir sistem içinde tek başına kalıcı bir çözüm sunamaz.”
Devridaim de benzer biçimde döngüselliğin yalnızca atık ortaya çıktıktan sonra başlayan bir süreç olmadığını savunuyor. Onlara göre gerçek dönüşüm, ürün henüz tasarım aşamasındayken başlıyor.
Bu nedenle tekstil atığı sorununun çözümü yalnızca geri dönüşüm kutularında değil; tasarım eğitimlerinde, üretim politikalarında, yerel yönetimlerde ve tüketim alışkanlıklarında aranıyor.
Bu açıdan bakıldığında Devridaim, Türkiye'nin büyüyen tekstil atığı sorununu tek başına çözmüyor. Ancak atığın kaçınılmaz bir sonuç değil, yeniden değerlendirilebilecek bir kaynak olduğunu göstererek alternatif bir yolun mümkün olduğunu ortaya koyuyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Atık değil kaynak: Tekstil atıklarına karşı yerelden yükselen bir çözüm
Türkiye’nin önemli üretim alanlarından biri olan tekstil sektörü, hızlı moda, fazla üretim ve tüketim sonrası oluşan atıklarla birlikte giderek büyüyen bir çevre sorununa dönüşüyor. Uzmanlar ve sektör temsilcileri, sorunun yalnızca atık yönetimiyle değil üretim biçimi, tasarım anlayışı ve tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle çözülebileceğini vurgularken, yerel girişimler tekstil atıklarını yeniden değerlendiren alternatif modeller geliştirmeye çalışıyor.
Türkiye, dünyanın önemli tekstil üreticilerinden biri. Ancak üretimin büyüklüğü beraberinde ciddi bir atık sorununu da getiriyor. Avrupa Çevre Ajansı'nın verilerine göre Avrupa Birliği'nde kişi başına yılda yaklaşık 16 kilogram tekstil atığı oluşuyor ve bu atıkların büyük bölümü geri dönüşüm ya da yeniden kullanım süreçlerine dahil edilemeden çöpe gidiyor. Oluşan tekstil atıklarının yalnızca küçük bir kısmı ayrı toplanırken, atıkların yüzde 82'si tüketim sonrası giysilerden kaynaklanıyor. Üretim sırasında ortaya çıkan kumaş kırpıntıları, hatalı ürünler, satılamayan stoklar ve kısa sürede gözden çıkarılan giysiler de bu yükü büyütüyor. Sorunun büyüklüğü karşısında bazı girişimler atıkları yeniden üretim sürecine dahil etmeye çalışıyor. Devridaim Enstitüsü bünyesinde faaliyet gösteren Döngüsel Moda Kolektifi de bu girişimlerden biri.
Kolektif, tekstil atıklarını yeniden değerlendirmenin ötesine geçerek üretim biçimlerini, tasarım anlayışını ve malzemeyle kurulan ilişkiyi dönüştürmeye odaklanıyor. Ancak uzmanlar ve sektör temsilcileri, bu tür çalışmaların önemli olmakla birlikte tek başına yeterli olmayacağı görüşünde.
Sorun yalnızca atık değil
BİRTEK-SEN danışma kurulu üyesi ve Şık Makas işçi temsilcisi Azize Arı’ya göre tekstil sektöründe ortaya çıkan yüksek atık miktarının temel nedenleri arasında üretim sırasındaki fireler, hızlı moda anlayışı, fazla üretim ve geri dönüşüm uygulamalarındaki yetersizlikler bulunuyor.
Arı, atıkların daha üretimin ilk aşamalarında ortaya çıktığını belirterek, numune üretimi, kalıp çıkarma, kesim süreçleri ve kalite hatalarının önemli miktarda kumaş kaybına yol açtığını söylüyor. Buna ek olarak maliyetleri düşürme baskısının ürün kalitesini azalttığını ve kullanım ömrünü kısalttığını ifade ediyor.
Ancak Arı’ya göre asıl dikkat çekici nokta satılamayan ürünler:
“Her yıl üretilen giysilerin yaklaşık yüzde 40’ının satılmadığı tahmin ediliyor. Bu çok büyük bir oran. Bu ürünler yeniden üretime dahil edilmek ya da ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak yerine çoğu zaman çevreye zarar verecek biçimlerde imha ediliyor.”
Bu tablo, tekstil atıklarının yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir sorun olduğunu gösteriyor.
“Başka türlü üretmek mümkün mü?”
Devridaim Enstitüsü bünyesindeki Döngüsel Moda Kolektifi’nin hikâyesi de tam bu sorudan doğuyor: “Başka türlü üretmek mümkün mü?”
Devridaim Enstitüsü’nün kurucusu Yasemin Uluçınar, moda sektöründe üretimin giderek hızlandığını, buna karşılık malzemeyle ve emekle kurulan ilişkinin zayıfladığını söylüyor.
“Moda ve tasarım eğitimi alan gençlerin dijital araçlarla ilişkisi güçlenirken kumaşa, üretim pratiğine ve el emeğine temasları azalıyor” diyen Uluçınar, tasarımın yalnızca ortaya çıkan üründen ibaret olmadığını vurguluyor.
“Malzemeyi gerçekten tanımak, onun sınırlarını ve dönüşüm kapasitesini anlamak başka bir üretim ilişkisi kurmayı mümkün kılıyor.”
Bu nedenle kolektif yalnızca yeni ürün tasarlamıyor; malzemenin hikâyesi, kullanım ömrü ve dönüşüm potansiyeli üzerine de çalışıyor.
Atığa değil, malzemeye bakıyorlar
Devridaim’in yaklaşımında dikkat çeken noktalardan biri “atık” kavramına bakışları.
Kolektif, kullanım dışı kalmış tekstilleri, üretim artıklarını, eski kumaşları ya da kusurlu parçaları doğrudan atık olarak görmüyor. Bunun yerine bunları yeniden ilişki kurulabilecek malzemeler olarak değerlendiriyor.
Yerel üreticiler, bağımsız atölyeler ve farklı bölgelerde yürütülen saha çalışmaları sayesinde bir ağ oluşturulmuş durumda. Kapadokya, Hatay ve İstanbul’da yürütülen çalışmalar sırasında toplanan malzemeler yeni tasarım süreçlerine dahil ediliyor.
Malzemeler toplandıktan sonra doğrudan üretime sokulmuyor. Önce dokuları, geçmişleri ve dönüşüm olanakları inceleniyor. Bazı parçalar yeniden kesilerek kullanılırken, bazıları onarım teknikleriyle değerlendirilerek yeni ürünlere dönüştürülüyor. Süreçte doğal boyama, keçe ve farklı zanaat tekniklerinden de yararlanılıyor.
Etkiyi tonla ölçmüyorlar
Devridaim’e yöneltilen en sık sorulardan biri yılda ne kadar atığın yeniden üretime kazandırıldığı.
Ancak kolektif bu soruya alışılmış biçimde cevap vermiyor.
Türkiye’deki toplam tekstil üretimiyle karşılaştırıldığında dönüştürdükleri malzeme miktarının oldukça sınırlı olduğunu kabul ediyorlar. Buna rağmen etkiyi yalnızca tonaj üzerinden değerlendirmenin eksik olduğunu düşünüyorlar.
Uluçınar’a göre bazen küçük bir kumaş parçasıyla çalışmak bile insanların üretime bakışını değiştirebiliyor.
“Bir tasarımcının ‘atık’ dediği şeye yeniden bakmaya başlaması, üretim sürecinde daha dikkatli kararlar alması ya da malzemeyle farklı bir ilişki kurması bizim için çok önemli bir değişim alanı açıyor.”
Kolektif, atölye çalışmalarında insanların başlangıçta işe yaramaz gördükleri malzemelerle zaman içinde farklı bir bağ kurduklarını gözlemlediklerini söylüyor. Bu nedenle etkilerini yalnızca dönüştürülen malzeme miktarıyla değil, üretim kültüründe yarattıkları değişimle ölçüyorlar.
“Üret-tüket-at” modeline karşı
Polen Ekoloji Derneği’nden Ayçanur Top, döngüsel ekonomi ve geri dönüşüm çalışmalarının neden ortaya çıktığını anlamak için mevcut ekonomik sistemi sorgulamak gerektiğini düşünüyor.
Top’a göre hammadde krizleri, artan ekolojik yıkım ve çöp depolama alanlarının yetersizliği mevcut üretim modelinin sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
“Üret-tüket-at modelinden çıkmak zorundayız. Bu açıdan bakıldığında döngüsel ekonomi son derece önemli bir fikir. Zaten toprağın, suyun, besinin ve hammaddenin mümkün olduğunca kendi döngüleri içinde yeniden değerlendirilebildiği bir yaşam biçimine ihtiyacımız var.”
Ancak Top, döngüsel ekonominin yalnızca teknik bir çözüm olarak ele alınmasına da karşı çıkıyor. Top, “İdeal olarak çok değerli bir fikirden söz ediyoruz; zaten yaşamın döngüselliğini esas alan bir üretim biçimine ihtiyacımız var. Ama bugün bir yandan döngüsellikten bahsederken diğer yandan doğal alanları madenciliğe açıyorsak, sürekli yeni kaynaklar tüketmeye devam ediyorsak, o zaman hangi döngüsellikten söz ettiğimizi de sormamız gerekiyor. ”
Atıkların yeniden hammaddeye dönüşmesinin önemli olduğunu söyleyen Top, bu süreçlerin hangi emek ilişkileri üzerinden yürüdüğünün de sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
“Atık meselesi aynı zamanda emek, eşitsizlik ve sömürü meselesidir. Kimin atık ürettiğini, kimin bu atıkları topladığını ve ortaya çıkan değerden kimin pay aldığını da konuşmamız gerekiyor.”
Yaygınlaşabilir mi?
Devridaim ekibi, geliştirdikleri modelin farklı bölgelerde uygulanabilecek bir potansiyel taşıdığı görüşünde.
Bunun temel nedeni, modelin merkezinde yerel bilgi, zanaat ve topluluk temelli üretimin bulunması.
Kapadokya, Hatay ve İstanbul’daki deneyimlerin birbirinden farklı sonuçlar verdiğini anlatan kolektif, her bölgenin kendi üretim kültürü ve malzeme hafızasıyla yeni bir döngüsel üretim modeli geliştirebileceğini düşünüyor.
Ancak yaygınlaşmanın önünde bazı engeller bulunuyor. Bunların başında da ekonomik sürdürülebilirlik geliyor. Uluçınar, ”Yerel üreticiler, küçük atölyeler ve zanaatkârlar mevcut sistem içinde ayakta kalmakta zorlanabiliyor. Daha özenli ve uzun ömürlü üretim yapmak çoğu zaman daha maliyetli hale geliyor. Büyük ölçekli üretim modelleriyle rekabet etmek kolay olmuyor. Bu da hem üreticiyi hem de tasarımcıyı daha kısa vadeli çözümlere yönlendirebiliyor.”
Daha özenli, uzun ömürlü ve yerel üretim modelleri çoğu zaman daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalıyor. Ayrıca tüketim alışkanlıklarının büyük ölçüde hız ve fiyat ekseninde şekillenmeye devam etmesi, alternatif üretim biçimlerinin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor.
Yerel yönetimlerin rolü
Hem Devridaim hem de Ayçanur Top, yerel yönetimlerin dönüşüm sürecinde önemli bir aktör olduğuna dikkat çekiyor.
Devridaim, mahalle ölçeğinde tekstil toplama noktaları, tamir atölyeleri ve eğitim programları kurulmasını öneriyor. Böylece tekstil atıklarının yalnızca belediyelerin topladığı bir yük olmaktan çıkıp yerel ekonominin ve toplumsal öğrenmenin bir parçası haline gelebileceğini savunuyor.
Uluçınar, ” Döngüsel üretim yapan girişimler için finansal destek, vergi avantajı ve görünürlük mekanizmaları oluşturulmalı. Yerel yönetimler ise toplama, ayrıştırma, onarım ve ileri dönüşüm altyapısını güçlendirebilir. Kentin küçük ama en etkili ölçeğinin mahalle olduğunu biz yakından gözlemledik. Mahalle ölçeğinde tekstil toplama noktaları, tamir atölyeleri, eğitim programları ve üretici–tasarımcı iş birlikleri kurulmasını oldukça önemli buluyoruz. Böylece atık belediyenin topladığı bir yük olmaktan çıkar, yerel ekonomiye ve toplumsal öğrenmeye dahil olur. Yerelden başlanmadıkça ulusalda bir konunun kabul görmesi güç. Sektör tarafındaysa asıl sorumluluk üretim biçimlerini değiştirmekte. Malzemeden tutun, onarıma; ürün ömrünü uzatan tasarımlardan çalışanların bilincine kadar iş yapma biçiminin değişmesi lazım. Çünkü döngüsellik, atık ortaya çıktıktan sonra değil, ürün tasarlanmadan önce başlar. Her şeyin başı tasarım.”
Top ise çevre politikalarının yalnızca teknik bir hizmet olarak görülmemesi gerektiğini söylüyor.
Temiz suya, temiz havaya ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının temel haklar arasında olduğunu hatırlatan Top, “çoğu zaman çevre meseleleri teknik sorunlar gibi ele alınıyor ve bu hak boyutu görünmez hale geliyor. Oysa suyun kirlenmesi, deniz ekosistemlerinin tahrip edilmesi, madencilik faaliyetleri nedeniyle insanların yaşadıkları yerlerden koparılması ya da hava kirliliği yalnızca çevre sorunları değil; aynı zamanda birer yaşam hakkı sorunu. Örneğin turizm yatırımları uğruna deniz çayırlarının yok edilmesi ya da madencilik faaliyetleri nedeniyle toprağın ve suyun kirlenmesi, doğrudan insanların yaşam koşullarını etkiliyor. Yerel yönetimlerin bu süreçlerde yalnızca hizmet sunan kurumlar değil, aynı zamanda kamusal yararı ve yurttaş haklarını savunan aktörler olması gerekiyor. İnsanları bilgilendirmeleri, karar alma süreçlerine katılımlarını güçlendirmeleri ve çevresel riskleri görünür kılmaları önemli.” diyor.
Çoğu zaman unutulduğunu söyleyerek Top, “Ekolojik yıkım yalnızca doğayı değil emeği de etkiliyor. Kirlilikten, güvencesiz çalışma koşullarından ve çevresel risklerden en fazla emekçiler etkileniyor. Emekoloji perspektifinin de gösterdiği gibi, emeğin sömürülmesiyle doğanın sömürülmesi çoğu zaman aynı süreçlerin parçası. Bu nedenle çevre politikalarını emek ve yaşam hakkı mücadelelerinden ayrı düşünmek mümkün değil.” diyerek durumun önemini bir kez daha vurguluyor.
Çözümün sınırları
Devridaim örneği, tekstil atıklarının yeniden değerlendirilmesi konusunda somut bir model sunuyor. Ancak görüştüğümüz uzmanlar ve sektör temsilcileri, bu tür girişimlerin tek başına yeterli olmadığı konusunda ortaklaşıyor.
Azize Arı’ya göre geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulamaları faydalı olsa da, aşırı üretim ve kâr odaklı üretim anlayışı değişmeden sorunun bütünüyle çözülmesi mümkün değil.
“Geri dönüşüm önemli olsa da, emek sömürüsü ve aşırı üretim üzerine kurulu bir sistem içinde tek başına kalıcı bir çözüm sunamaz.”
Devridaim de benzer biçimde döngüselliğin yalnızca atık ortaya çıktıktan sonra başlayan bir süreç olmadığını savunuyor. Onlara göre gerçek dönüşüm, ürün henüz tasarım aşamasındayken başlıyor.
Bu nedenle tekstil atığı sorununun çözümü yalnızca geri dönüşüm kutularında değil; tasarım eğitimlerinde, üretim politikalarında, yerel yönetimlerde ve tüketim alışkanlıklarında aranıyor.
Bu açıdan bakıldığında Devridaim, Türkiye'nin büyüyen tekstil atığı sorununu tek başına çözmüyor. Ancak atığın kaçınılmaz bir sonuç değil, yeniden değerlendirilebilecek bir kaynak olduğunu göstererek alternatif bir yolun mümkün olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynak: Delal Demir
En Çok Okunan Haberler