Bakmayın siz futbolun bugün sadece bir eğlence aracı olmasına. Futbol tarihi İtalya’dan İngiltere’ye, İrlanda’dan İspanya’ya ve dünyanın her bir ligine kadar sadece oynadıkları oyunla değil, kurdukları politik zemin ve durdukları dik duruşla hatırlanan futbol kulüpleriyle dolu. Futbolu bu kadar güzel yapan da zaten bu. Çünkü şehrinde, ülkende ve yaşadığın evrende olan biten saha dışında kalan bir olgu değil, bizzat sahanın için dolduran 12 numara yani taraftarla alakalı. Yani Barcelonalı olup da Barcelona şehrinde yaşanandan harici bir hikaye kuramazsın. Barcelona bizzat sensin ve şehrinin takımı da senin gündelik problemlerinden azade değildir. Tribünü tribün yapan da bu kadar aynılıkları olanların bir araya gelip birbiriyle sadece 90 dakika eğlenmesi değil, derdini ve protestosunu da ortak dille bestelere dökebilmesidir. Bir kulübü ve taraftarını büyük yapan da budur. Bağlı olduğu şehre sırtını dönmeden o şehirle beraber ortak sözde buluşabilmesidir. Barcelona’yı, Liverpool’u, Celtic’i, Livorno’yu, Bilbao’yu, Pauli’yi ve yazmaya başlasan satırlar sürecek kulübü büyük yapan budur.
Doğası talan edilse, kenti emek sömürüsüyle inlese, kimliği yok sayılsa, iradesi gasp edilse o şehrin takımı ve taraftar grubu bundan nasıl azade olabilir? Her maç cebinden tırnağından artırdığıyla tribünü dolduran değil mi kentinin ormanıyla nefes alan, fabrikasında ter döken, Başkanı gözaltına alınıp iradesi yok sayılan?
Bursaspor’un yıllardır içinde bulunduğu durum malum. Büyük şampiyonluğun ardından düştüğü çukurda yıllarca şehrin yöneticileri suçlandı taraftarlar tarafından. Şehrin takımını sahiplenmemek bu yöneticiler için büyük bir suç sayıldı ve yeniden ihtişamlı günlere dönmek için sorumlu oldukları hatırlatıldı. Sadece onlara da değil, şehrin yaşayanları da sorumlu tutuldu. Kaldı ki yöneticiler o desteği kendi cebinden mi verecekti? Bursaspor’a giden destek Bursalının cebinden çıkan para değil mi?
Mustafa Bozbey seçim döneminde Bursaspor’un yeniden Süper Lig’e çıkması için kulübe destek vereceğini açıklamıştı, seçildikten sonra da kimi taraflarca eleştirildiği büyük destekler verdi kulübe. Nitekim kulüp bugün adım adım Süper Lig’e gidiyorsa, bunda payının büyük olduğunu kimse inkar edemez heralde.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey 2019 yılında bıraktığı Nilüfer Belediye Başkanlığı dönemi nedeniyle bugün gözaltında. Aradan yıllar geçmesine rağmen! Hatırlatmak lazım. Bozbey 2019-2024 arasında görev yapmadı. O halde soralım, ortada yolsuzluk varsa bugüne kadar neyi beklediniz? Madem suçluydu, suçlu birinin şehrin belediye başkanı olmasına nasıl izin verdiniz? Bu hali, operasyonun siyasi saiklerle yapıldığının açık ispatı.
Birçok şehir ve ilçeden sonra Bursa’nın da iradesi gasp ediliyor. Şehrin ‘en büyük markası’ndan çıt yok. Beraber el ele kulübü zirve yarışına soktukları Enes Çelik geçmiş olsun açıklamasıyla yetiniyor. Bursa Büyükşehir Belediye binası önünde toplananlar arasında bireysel olarak Bursaspor formasıyla gelen bir iki kişi haricinde taraftardan matah bir destek yok.
Açıkça sormak lazım. Bursa, Bursaspor’u sırtında taşımak zorunda da, Bursaspor’un şehrine karşı hiç sorumluluğu yok mu?
Şehrin bütün siyasilerini Bursaspor’a destek vermek için zorunlu tutup vermeyene hain muamelesi yapılırken siyaset üstü olmayan Bursaspor, şimdi ne oldu da kendini siyaset üstü konumlar oldu?
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı (kim olursa olsun) tribünleri dolduranların başkanı değil mi? İradesi çalınan o tribünleri dolduranlar değil mi? Şehrin gündemine dair söz söylemeyen kulüp, nasıl şehrin takımı sıfatını taşıyabilir ki?
Şimdi tekrar baştaki hikayeye dönelim. Adı geçen ve geçmeyen büyük kulüpleri büyüten ekonomik hacimleri değildi. Her biri işçilerin ya da politik olarak yoksul bırakılmış şehirlerin takımları. Ama her birinin ortak hikayesi de şehrine ve tribünleri dolduran şehrin insanına sırtını dönmemiş, derdini yok saymamış olması. Liverpool’u asla yalnız yürütmeyen, Barcelona’yı bir kulüpten fazlası yapan şehriyle kurduğu ilişkidir. Kulübü büyük yapan da budur. Çünkü futbol sadece futbol değildir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Zehra Değirmenci
Bursaspor’un şehrine karşı sorumluluğu yok mu?
Bakmayın siz futbolun bugün sadece bir eğlence aracı olmasına. Futbol tarihi İtalya’dan İngiltere’ye, İrlanda’dan İspanya’ya ve dünyanın her bir ligine kadar sadece oynadıkları oyunla değil, kurdukları politik zemin ve durdukları dik duruşla hatırlanan futbol kulüpleriyle dolu. Futbolu bu kadar güzel yapan da zaten bu. Çünkü şehrinde, ülkende ve yaşadığın evrende olan biten saha dışında kalan bir olgu değil, bizzat sahanın için dolduran 12 numara yani taraftarla alakalı. Yani Barcelonalı olup da Barcelona şehrinde yaşanandan harici bir hikaye kuramazsın. Barcelona bizzat sensin ve şehrinin takımı da senin gündelik problemlerinden azade değildir. Tribünü tribün yapan da bu kadar aynılıkları olanların bir araya gelip birbiriyle sadece 90 dakika eğlenmesi değil, derdini ve protestosunu da ortak dille bestelere dökebilmesidir. Bir kulübü ve taraftarını büyük yapan da budur. Bağlı olduğu şehre sırtını dönmeden o şehirle beraber ortak sözde buluşabilmesidir. Barcelona’yı, Liverpool’u, Celtic’i, Livorno’yu, Bilbao’yu, Pauli’yi ve yazmaya başlasan satırlar sürecek kulübü büyük yapan budur.
Doğası talan edilse, kenti emek sömürüsüyle inlese, kimliği yok sayılsa, iradesi gasp edilse o şehrin takımı ve taraftar grubu bundan nasıl azade olabilir? Her maç cebinden tırnağından artırdığıyla tribünü dolduran değil mi kentinin ormanıyla nefes alan, fabrikasında ter döken, Başkanı gözaltına alınıp iradesi yok sayılan?
Bursaspor’un yıllardır içinde bulunduğu durum malum. Büyük şampiyonluğun ardından düştüğü çukurda yıllarca şehrin yöneticileri suçlandı taraftarlar tarafından. Şehrin takımını sahiplenmemek bu yöneticiler için büyük bir suç sayıldı ve yeniden ihtişamlı günlere dönmek için sorumlu oldukları hatırlatıldı. Sadece onlara da değil, şehrin yaşayanları da sorumlu tutuldu. Kaldı ki yöneticiler o desteği kendi cebinden mi verecekti? Bursaspor’a giden destek Bursalının cebinden çıkan para değil mi?
Mustafa Bozbey seçim döneminde Bursaspor’un yeniden Süper Lig’e çıkması için kulübe destek vereceğini açıklamıştı, seçildikten sonra da kimi taraflarca eleştirildiği büyük destekler verdi kulübe. Nitekim kulüp bugün adım adım Süper Lig’e gidiyorsa, bunda payının büyük olduğunu kimse inkar edemez heralde.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey 2019 yılında bıraktığı Nilüfer Belediye Başkanlığı dönemi nedeniyle bugün gözaltında. Aradan yıllar geçmesine rağmen! Hatırlatmak lazım. Bozbey 2019-2024 arasında görev yapmadı. O halde soralım, ortada yolsuzluk varsa bugüne kadar neyi beklediniz? Madem suçluydu, suçlu birinin şehrin belediye başkanı olmasına nasıl izin verdiniz? Bu hali, operasyonun siyasi saiklerle yapıldığının açık ispatı.
Birçok şehir ve ilçeden sonra Bursa’nın da iradesi gasp ediliyor. Şehrin ‘en büyük markası’ndan çıt yok. Beraber el ele kulübü zirve yarışına soktukları Enes Çelik geçmiş olsun açıklamasıyla yetiniyor. Bursa Büyükşehir Belediye binası önünde toplananlar arasında bireysel olarak Bursaspor formasıyla gelen bir iki kişi haricinde taraftardan matah bir destek yok.
Açıkça sormak lazım. Bursa, Bursaspor’u sırtında taşımak zorunda da, Bursaspor’un şehrine karşı hiç sorumluluğu yok mu?
Şehrin bütün siyasilerini Bursaspor’a destek vermek için zorunlu tutup vermeyene hain muamelesi yapılırken siyaset üstü olmayan Bursaspor, şimdi ne oldu da kendini siyaset üstü konumlar oldu?
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı (kim olursa olsun) tribünleri dolduranların başkanı değil mi? İradesi çalınan o tribünleri dolduranlar değil mi? Şehrin gündemine dair söz söylemeyen kulüp, nasıl şehrin takımı sıfatını taşıyabilir ki?
Şimdi tekrar baştaki hikayeye dönelim. Adı geçen ve geçmeyen büyük kulüpleri büyüten ekonomik hacimleri değildi. Her biri işçilerin ya da politik olarak yoksul bırakılmış şehirlerin takımları. Ama her birinin ortak hikayesi de şehrine ve tribünleri dolduran şehrin insanına sırtını dönmemiş, derdini yok saymamış olması. Liverpool’u asla yalnız yürütmeyen, Barcelona’yı bir kulüpten fazlası yapan şehriyle kurduğu ilişkidir. Kulübü büyük yapan da budur. Çünkü futbol sadece futbol değildir.