Okul, ailelerin çocuklarını rahatlıkla gönderdiği, kapısından içeri girildiğinde dış dünyadaki tehlikelerden uzak, en güvenli alan olmalıdır. Oysa bugün Türkiye’de okullar, şiddetin her an patlamaya hazır bir bomba gibi sessizce beklediği gerilim hatlarına dönüştü. Geçen hafta Manisa’da bir öğrencinin okula yönelik saldırısında 11 öğrenci yaralandı. Bu hafta ise Osmaniye’de bir öğretmen okul bahçesinde silahla vurularak katledildi.... Bunlar eğitim sisteminin ve toplumsal güvenliğin kolayca çözüldüğünü gösteren ağır kırılma noktaları ve “münferit vakalar” diyerek geçiştirilemez.
Yaşanan bu olayların ardından hayatın hiç aksamadan "normal" akışına devam etmesi ise en dehşet verici durum. Okullarda zil çalıyor, dersler başlıyor, yoklamalar alınıyor. Bir sonraki kara haberin hangi şehirden, hangi okuldan geleceğini bilmeden sıralara oturuluyor.
Bir öğretmenin vurulması, öğrencilerin can güvenliğinin ortadan kalkması artık sırandan bir haber olarak geçip gidiyor. Toplumun üzerine çöken bu kanıksama hali, şiddetin kendisinden çok daha tehlikeli. Bir olayın sıradanlaşması, o olayın gündelik hayatın bir parçası kabul edildiğini gösterir ki eyvah eyvah!
Bu tablo karşısında sorumluluğu almaması gereken derin sessizlik içinde. Milli Eğitim Bakanı Manisa’da ki olay için “okul dışında yaşandı” diyerek kendini sorumsuz ilan ediyor. Oysa silahla vahşeti yapan 9.sınıf öğrencisi ve Bakan eğitimden sorumlu…
Eğitim sendikaları, üyelerinin can güvenliği açıkça tehdit altındayken simgesel açıklamalarla günü kurtarma derdinde.
En önemlisi ise velilerin sessizliğii. Çocuklarının sabah okula gönderen, akşam eve sağ salim dönüp dönmeyeceğinden emin olamayan veliler, bu güvensizlik iklimine karşı seslerini birleştirmek yerine bireysel kaygılara hapsolmuş görünüyor. Oysa bu sessizlik, yeni saldırıların zeminini hazırlayan en büyük cesaret kaynağı.
Okullar normal değil ve normalmiş gibi davranmayı reddetmek zorundayız. Güvenlik dedektörlerinden, okul girişlerindeki denetimlerden çok daha öte; şiddeti üreten kültürü, cezasızlık algısını ve okullardaki psikolojik rehberlik yetersizliğini masaya yatıracak köklü tedbirler derhal alınmalıdır. Ancak her şeyden önce, toplum olarak bu dehşete alışmayı reddetmeliyiz. Okulların şiddet sarmalına katıldığı bir ülkede hiçbir şey "normal" devam edemez. Ses çıkarmak, talep etmek ve bu kanıksama halini kırmak, çocuklara ve ülkemizin geleceğine karşı en temel borcumuzdur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ruhşan Yıldız
Sıradanlaşmaya başlayan dehşet
Okul, ailelerin çocuklarını rahatlıkla gönderdiği, kapısından içeri girildiğinde dış dünyadaki tehlikelerden uzak, en güvenli alan olmalıdır. Oysa bugün Türkiye’de okullar, şiddetin her an patlamaya hazır bir bomba gibi sessizce beklediği gerilim hatlarına dönüştü. Geçen hafta Manisa’da bir öğrencinin okula yönelik saldırısında 11 öğrenci yaralandı. Bu hafta ise Osmaniye’de bir öğretmen okul bahçesinde silahla vurularak katledildi.... Bunlar eğitim sisteminin ve toplumsal güvenliğin kolayca çözüldüğünü gösteren ağır kırılma noktaları ve “münferit vakalar” diyerek geçiştirilemez.
Yaşanan bu olayların ardından hayatın hiç aksamadan "normal" akışına devam etmesi ise en dehşet verici durum. Okullarda zil çalıyor, dersler başlıyor, yoklamalar alınıyor. Bir sonraki kara haberin hangi şehirden, hangi okuldan geleceğini bilmeden sıralara oturuluyor.
Bir öğretmenin vurulması, öğrencilerin can güvenliğinin ortadan kalkması artık sırandan bir haber olarak geçip gidiyor. Toplumun üzerine çöken bu kanıksama hali, şiddetin kendisinden çok daha tehlikeli. Bir olayın sıradanlaşması, o olayın gündelik hayatın bir parçası kabul edildiğini gösterir ki eyvah eyvah!
Bu tablo karşısında sorumluluğu almaması gereken derin sessizlik içinde. Milli Eğitim Bakanı Manisa’da ki olay için “okul dışında yaşandı” diyerek kendini sorumsuz ilan ediyor. Oysa silahla vahşeti yapan 9.sınıf öğrencisi ve Bakan eğitimden sorumlu…
Eğitim sendikaları, üyelerinin can güvenliği açıkça tehdit altındayken simgesel açıklamalarla günü kurtarma derdinde.
En önemlisi ise velilerin sessizliğii. Çocuklarının sabah okula gönderen, akşam eve sağ salim dönüp dönmeyeceğinden emin olamayan veliler, bu güvensizlik iklimine karşı seslerini birleştirmek yerine bireysel kaygılara hapsolmuş görünüyor. Oysa bu sessizlik, yeni saldırıların zeminini hazırlayan en büyük cesaret kaynağı.
Okullar normal değil ve normalmiş gibi davranmayı reddetmek zorundayız. Güvenlik dedektörlerinden, okul girişlerindeki denetimlerden çok daha öte; şiddeti üreten kültürü, cezasızlık algısını ve okullardaki psikolojik rehberlik yetersizliğini masaya yatıracak köklü tedbirler derhal alınmalıdır. Ancak her şeyden önce, toplum olarak bu dehşete alışmayı reddetmeliyiz. Okulların şiddet sarmalına katıldığı bir ülkede hiçbir şey "normal" devam edemez. Ses çıkarmak, talep etmek ve bu kanıksama halini kırmak, çocuklara ve ülkemizin geleceğine karşı en temel borcumuzdur.