Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Yeni Türkiye’nin yeni nesil çeteleri: Çocuklar neden çeteleşiyor?

Yazının Giriş Tarihi: 13.11.2025 08:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.11.2025 07:04
ABD’li Rahip Brunson kriziyle birlikte döviz, TL karşısında dramatik düzeyde değer kaybetmeye başladı. Akabinde dönemin ekonomi bakanı olan damat Berat Albayrak, gayri rasyonel para politikalarına başvurarak faizi düşürmeye devam etti. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın “ümmetçi” perspektifinin sosyal alana yansımasıydı. Bunun gibi esasında pek çok gelişme birbirini izledi. Pandemiyle birlikte ekonomi giderek küçülmeye işsizlik geniş kesimlerde yayılmaya başladı. Ancak ilk durak varoşlar olarak bilinen yoksul mahalleler oldu. Yoksulluğun sosyolojik etkileri halkalar halinde dezavantajlı grupların aleyhine işlemeye devam etti. Yargı bağımsızlığı, toplumsal muhalefeti parçalama projesi gibi politikalarla birlikte Erdoğan’ın giderek totaliterleşmesinin sonuçlarından birini bugün yaşıyoruz. İşaret fişekleri çok daha önceye dayanan fakat asıl olarak 2018 sonrası yükselmeye ve zemin bulmaya başlayan ancak kısıtlı bir çevrenin 2022 yılında duymaya başladığı, spesifik cinayetler ile 2024 sonrası geniş kesimler tarafından haberdar olunan yakıcı sorundan söz ediyorum: Yeni nesil çeteler! İstanbul merkezli bu organize suç örgütlerinin özellikle metropollerde kendine zemin bulması düşünüldüğü gibi hiç zor olmadı. Yoksulluğun kaçınılmaz olarak yuttuğu toplam, adaletin tüm biçimlerine olan inancın zayıflaması, gelecek umudunun yitirilmesi gibi pek çok parametre çetelerin aralarında Bursa’nın da olduğu kentlerde kendiliğinden örgütlenmeye başladı. Elbette, yerel demokratik kurumların tasfiyesinin de önemli bir parametre olduğu unutulmamalı. Bu anlamıyla toplumsal muhalefetin bastırılmasının da bir sonucunu yaşıyoruz. Yaklaşık 2 yıl gibi bir süredir, yeni nesil çetelerle ilgili çalışma yürütüyoruz. Sadık Güleç’le birlikte Tekin Yayınevi’nden okuyucu ile buluşan Yeni Nesil Çeteler isimli bir kitap kaleme aldık. En dikkat çekmek istediğim hususlardan biri de bu yeni nesil çetelerin yaş gruplarından oluşuyor. Çoğunlukla 15-24 yaş arasında olan gençlerin kendiliğindenci şekilde suç örgütleriyle ilişki kurmasının arka planının anlaşılması sorunun kör düğüme dönüşmemesi için oldukça elzem. İstanbul’un yoksul mahallelerinde çocukların ya da gençlerin akranlarıyla sosyalleşebileceği alanlar oldukça kısıtlı ya da böylesi alanlar yok. Bu durum Bursa için de geçerli. Kentin batısıyla doğusu arasında iki farklı yapı olduğu zaten biliniyor. Kamusal alanlar-hizmetler kentsel dönüşüm olmadan bu mahallelere ulaşmıyor. Düşünen Antep’te sokak lambası olmayan bir mahalle var. Bu mahalleler suçla kriminalleşmiş durumda. İnsanlar imkanları olsa taşınmayı düşünüyorlar. Çünkü kimse çocuğunu böyle bir ortamda yetiştirmek istemiyor, elbette kendi de yaşamak istemiyor. Bu da meselenin kentsel dönüşümle ilgili arka planına işaret ediyor. Önümüzde çok katmanlı bir sorun duruyor ve bugün yaşanılanların bir sonuç olduğunun altını çizmek istiyorum. Dilim döndüğünce kısa olsa da başlıklara değinmeye çalışacağım. Çünkü bu mesele bir köşe yazısı ile anlatılamayacak kadar derinlikli ve önemli. Radikal solun “mücadele yöntemi” de ayrı bir başlık olarak karşımıza çıkıyor. Bir yöntem tartışması ve hesaplaşma artık zaruri görünüyor. Bu çocuklar yaşadıkları mahallelerde şiddetten başka hiçbir şey görmüyorlar. Bu gerek aile içi gerek akran zorbalığı gerekse patron ve devlet eliyle gerçekleşiyor. Öte yandan MESEM gerçeği var. Liseye geçmiş her genç bu mahallelerde çalışmak zorunda. Ya okula gitmeyerek ya da okuldan arta kalan zamanda. Özellikle İstanbul Okmeydanı gibi yerlerde merdiven altı tekstil atölyelerinde asgari ücret dahi alamadan çalışmak zorundalar. Keza Yıldırım çeşit yoksul mahallesinde de benzer durum söz konusu. Çeteler eliyle uyuşturucu torbası tutan çocuklar, asgari ücret ile bir yılda elde edecekleri geliri bir ayda kazanıyorlar. Mevcut Türkiye gerçeğinde de bu gençler için bu risk, göze alınmaya değer görülüyor. Şimdilerde iktidar çevrelerince Türkiye’nin Avrupa’nın Çin’i olma hedefine son sürat hizmet eden MESEM’i de aşan bir proje konuşuluyor. OSB’ler içine yatılı okullar yapılacak. Öğrenciler eve dahi gitmeden işe gidecekler. Adeta çocuk işçi bölükleri inşa etmek istiyorlar. Geleceğinden ümidi olmayan, yoksulluktan bir biçimiyle kurtulmayı kendine şiar edinmiş çocukların suç örgütleriyle ilişki kurması kendi anlam dünyaları için de hassas bir evre. Çünkü sadece para kazanmıyor aynı zamanda güçlü hissediyorlar. Buranın anlaşılması gerekiyor. Öte yandan 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin akranları tarafından öldürülmesi, çocuklara yönelik şiddet, çocuk suçluluğu ve adalet sistemine ilişkin alınmayan önleyici tedbirlerin sonuçlarını bir kez daha ortaya koydu. Mattia Ahmet Minguzzi’nin ailesinin acısını hep birlikte paylaşıyoruz. Şiddet sonucu yaşamını yitiren tüm çocukların yasını tutuyoruz. 2024’te akran şiddeti sonucu yaşamını yitiren en az 13 çocuk ve 2025’in ilk beş ayında hayatını kaybeden en az 7 çocuk gibi, Mattia Ahmet’in ölümü de önlenebilirdi. Bu vakalar münferit değil; Türkiye’de çocuklara yönelik ihmal ve hak ihlalleri zincirinin sonucudur. Yalnızca akran şiddeti değil, farklı nedenlerle yaşamını yitiren tüm çocuklar açısından da, çocuk koruma sisteminin bütüncül ve hak temelli bir yaklaşımla yeniden yapılandırılması zorunludur. Bir çocuk suçla ilişkilenmeden önce çoğu zaman fark edilebilir ve bu durum önlenebilir. “Devlet; eğitimden sosyal hizmete, sağlıktan kolluk güçlerine kadar tüm ilgili kurumlarıyla, çocukları suça sürükleyen riskleri önceden fark etmek ve gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu sorumluluklar gerektiği gibi yerine getirilirse, pek çok çocuğun yaşamı korunabilir, suça sürüklenmesi engellenebilir.” Çalıştığımız kitap çerçevesinde cezaevine çocuk yaşta girip çıkmış insanlarla da konuştuk. Görünün o ki çocuklar cezaevine girdiklerinde “ıslah” olmak yerine yeni suç ilişkileri ediniyorlar. Esasında ilişkiler cezaevine pekişiyor. “Suçlu” olma damgası da psikolojik ve pedagojik bir perspektiften ele alınmayı gerektiriyor. Cezaevine giren bir genç kendisini dışarıdaki çocuklar gibi “sıradan” hissetmiyor. Hayat boyunca kendi yolunun suç dünyası olduğunu artık başka ihtimalinin olmadığını düşünüyor. Çocuklar, suç faili olsalar bile, adli süreç boyunca önleyici ve onarıcı yaklaşımlar göz ardı edilemez. Uluslararası sözleşmeler de bunu tam bu şekilde düzenler. Ancak Türkiye’de çocuk adalet sistemi, sadece cezalandırıcı bir anlayışla işlemekte çocukları korumak yerine toplumdan dışlamakta ve böylece yeniden suçla ilişkilenmelerine zemin hazırlamaktan başka bir şeye hizmet etmiyor. Çocuk suçluluğu bireysel bir davranış değil aksine toplumun kolektif davranışının örüntüsüdür. Kıssadan hisse; hoca neyse cemaati de o olur. Bugün Türkiye’de çocuklar tehlike altındadır. Taş, altına el atılması için herkese davetiye çıkarıyor. Bursa’nın milletvekilleri de keşke bu soruna kulak kabartsa, gündem etse. Son olarak kitapla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenler Tekin Yayınevi’nin sosyal medya hesaplarına bakabilir. Yaykoop ve çeşitli platformlar üzerinden erişim de sağlayabilirler.
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.