Bursa’da sermaye, siyaset ve dedikodu arasında sıkışan gazetecilik
Yazının Giriş Tarihi: 01.07.2025 09:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.07.2025 06:42
Bursa, Türkiye’nin sanayi, turizm ve nüfus açısından gelişmiş kentlerinden biri olmasına rağmen, uzun zamandır medya alanında yapısal krizlerle karşı karşıya. Yerel gazeteciliğin sermaye gruplarıyla olan doğrudan ya da dolaylı olarak kurduğu bağ, belediyelerle medya organları arasındaki siyasi-ekonomik ve ‘tanışık’ ilişkiler, etik değerlerdeki erozyon ve genç gazetecilerin yaşadıkları sorunlar kentteki haber üretimini ve değerini doğrudan etkiliyor.
Yerel medya, yurttaşların yaşadığı kentteki gelişmeleri öğrenmesini sağlayan, yönetenlerle yönetilenler arasında iletişim kuran en önemli kamusal araçlardan biri ancak bu araçlar Türkiye’de genel olarak, özelde ise Bursa gibi büyük kentlerde çeşitli baskılarla karşı karşıya. Bursa’da gazeteciliğin içinde bulunduğu kriz, ekonomik bağımlılıklar, siyasi yönlendirme, etik gerileme ve istihdam sorunları üzerinden okunabilir hale gelmiş durumda.
Sermaye ve Siyasetin Gölgesinde Gazetecilik
Bursa’daki medya ortamı, doğrudan veya dolaylı olarak sermaye gruplarının ve siyasi aktörlerin etkisi altında. Yerel medya kuruluşlarının önemli bir kısmı, sanayi veya inşaat sektöründeki büyük aktörlerle organik ilişkilere sahip. Bir de ‘büyük’ siyasi aktörlerin bir güç olarak elinde tutmak istedikleri kuruluşlar mevcut. Bu ilişkiler, habercilikte bağımsızlığın önünde büyük bir engel oluşturuyor. Sermaye sahipleriyle ters düşmemek için birçok medya kuruluşu otosansür uyguluyor, eleştirel habercilikten kaçınıyor. Bu bağlamda “haber değeri” taşıyan birçok konu, sermayenin ya da politik aktörlerin çıkarlarıyla çeliştiği gerekçesiyle gündeme taşınamıyor. Sermayeye dokunmayan, siyasetçiye bulaşmayan, tarafsız görünmeye çalışan ama aslında ‘suskun’ bir medya dili giderek normalleşiyor.
Yerel medya organlarının en büyük gelir kaynağı reklam ve ilanlar. Ancak bu kaynakların bir bölümü belediyelerin kontrolünde. Belediyelerden reklam almak isteyen medya kuruluşları, eleştirel tutum sergilemekten kaçınıyor, bu da haberciliğin tarafsızlığını gölgeliyor. Reklam dağılımı çoğu zaman şeffaf değil, yazının başında da belirttiğim üzere belirli dönemlerde ‘tanışık’ ilişkiler devreye giriyor, bütçe pay ediliyor. Bunun yarattığı ekonomik kırılganlık, küçük ve bağımsız medya organlarının yaşamasını da güçleştiriyor.
Dedikodu, Hizipleşme ve Bürokrasi: Medya İçinden Bir Portre
Peki, siyasi aktörlerin, sermaye gruplarının ve belediyelerin gölge baskısı altında yaşayan çalışan medyalar ve herhangi bir baskı hissetmeyip sermaye gruplarıyla, siyasi aktörlerle gazetecilik dışında kurdukları ilişkilerle övünen, kendine ‘patron’ arayan ancak sahada ‘patronluk’ taslayan ‘büyük’ isimler ne yapıyor: Dedikodu...
Evet yazının buraya kadarki bölümü yapısal eleştirilerin dile getirilmesi nedeniyle belki can sıkmış olabilir ama bundan sonraki kısmı okuyucu için daha ‘heyecanlı’ olacak...
Bursa’da sermayenin, belediyelerin, siyasi aktörlerin dışında bir de medya içi bürokrasi, ortaklıklar, düşmanlıklar, hizipleşmelerin kendini hissettirdiği bir mücadele alanı mevcut. Kendini politik aktörlerin savunucusu, belediyelerin “tanıtım aparatı” haline getiren gazeteciler basın toplantılarında, köşe yazılarında, yemek masalarında çok rahatlıkla seçilebiliyor.
Ekonomik ve siyasi bağımlılıklar gazeteciliği zayıflatırken meslek örgütlerinin Bursa’daki yetersiz bile sayılamayacak, neredeyse hiç olmayan çalışmaları ve bununla birlikte ilgili meslek örgütlerindeki tanıtım aparatları sadece çok sevdikleri koltuğa oturmanın rahatlığında.
Aynı isimlerin yıllarca koltukları işgal ettiği statükocu yapılar yerine, şeffaflığa ve diyaloga dayalı, gençlerin de söz sahibi olabileceği ‘gerçek’ meslek örgütleri, ortak akılla sorunlara dair birçok çözüm üretebilecekken; mevcut yapılar, yalnızca temsil ettiklerini iddia ettikleri meslektaşlarını değil, gazeteciliğin geleceğini de çıkmazda bırakıyor.
Dolayısıyla Türkiye’de olduğu gibi Bursa'da da genç gazeteciler için medya artık bir umut değil, çoğu zaman bir çıkmaz olarak görülüyor. Düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve sansür baskısı, genç gazetecilerin mesleki gelişimini engelliyor. Genç gazeteciler çoğu zaman ‘büyük’ isimler tarafından “uyumlu” olmaya zorlanıyor ya da sistemin dışına itiliyor. Bursa’da çok sayıda genç gazeteci, meslekten erken kopuyor, farklı mesleklere yöneliyor. Bu da yerel medyada deneyimsiz ve etik ilkelere mesafeli bir kadro yapısının yaygınlaşmasına neden oluyor.
Bursa’da yerel gazetecilik çok yönlü bir kriz içerisinde ancak biz gazeteciler dedikoduyu severiz... Sermaye grupları ve yerel yönetimlerle kurulan bağımlı ilişkiler, medyanın özgür ve eleştirel işlevini zayıflatırken biz birbirimizi aşağıya çekmeyi, sosyal medyalarda hedef göstermeyi severiz.
Medya sahipliğinin şeffaflaştırılması ve çıkar ilişkilerinin denetlenebilir hale getirilmesi, reklam ve ilan bütçelerinin adil ve objektif kriterlere göre dağıtılması, belediye-medya ilişkilerinin kurumsal çerçeveye alınması, bağımsız ve alternatif gazetecilik girişimlerinin desteklenmesi, genç gazetecilere sosyal güvenceli, etik ve özgür çalışma alanlarının yaratılması için meslek örgütlerinin çalışmalar yapması gerekirken biz dedikoduyu severiz.
Bursa’da bağımsız, şeffaf ve topluma hesap verebilir bir medya yapısının inşası artık ertelenemez bir zorunlulukken biz dedikoduyu severiz...
Bu yazıyı okuyan bazı ‘büyük’lere ve aparatlara da buradan dipnot düşmek istiyorum: BursaTanık, bu yazıdaki eleştirilerden muaf ya da bağımsız değil, herhangi bir sermaye grubuna bağımlı değil, sadece dedikoduyu biraz daha az seviyor...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Miran Akın
Bursa’da sermaye, siyaset ve dedikodu arasında sıkışan gazetecilik
Bursa, Türkiye’nin sanayi, turizm ve nüfus açısından gelişmiş kentlerinden biri olmasına rağmen, uzun zamandır medya alanında yapısal krizlerle karşı karşıya. Yerel gazeteciliğin sermaye gruplarıyla olan doğrudan ya da dolaylı olarak kurduğu bağ, belediyelerle medya organları arasındaki siyasi-ekonomik ve ‘tanışık’ ilişkiler, etik değerlerdeki erozyon ve genç gazetecilerin yaşadıkları sorunlar kentteki haber üretimini ve değerini doğrudan etkiliyor.
Yerel medya, yurttaşların yaşadığı kentteki gelişmeleri öğrenmesini sağlayan, yönetenlerle yönetilenler arasında iletişim kuran en önemli kamusal araçlardan biri ancak bu araçlar Türkiye’de genel olarak, özelde ise Bursa gibi büyük kentlerde çeşitli baskılarla karşı karşıya. Bursa’da gazeteciliğin içinde bulunduğu kriz, ekonomik bağımlılıklar, siyasi yönlendirme, etik gerileme ve istihdam sorunları üzerinden okunabilir hale gelmiş durumda.
Sermaye ve Siyasetin Gölgesinde Gazetecilik
Bursa’daki medya ortamı, doğrudan veya dolaylı olarak sermaye gruplarının ve siyasi aktörlerin etkisi altında. Yerel medya kuruluşlarının önemli bir kısmı, sanayi veya inşaat sektöründeki büyük aktörlerle organik ilişkilere sahip. Bir de ‘büyük’ siyasi aktörlerin bir güç olarak elinde tutmak istedikleri kuruluşlar mevcut. Bu ilişkiler, habercilikte bağımsızlığın önünde büyük bir engel oluşturuyor. Sermaye sahipleriyle ters düşmemek için birçok medya kuruluşu otosansür uyguluyor, eleştirel habercilikten kaçınıyor. Bu bağlamda “haber değeri” taşıyan birçok konu, sermayenin ya da politik aktörlerin çıkarlarıyla çeliştiği gerekçesiyle gündeme taşınamıyor. Sermayeye dokunmayan, siyasetçiye bulaşmayan, tarafsız görünmeye çalışan ama aslında ‘suskun’ bir medya dili giderek normalleşiyor.
Yerel medya organlarının en büyük gelir kaynağı reklam ve ilanlar. Ancak bu kaynakların bir bölümü belediyelerin kontrolünde. Belediyelerden reklam almak isteyen medya kuruluşları, eleştirel tutum sergilemekten kaçınıyor, bu da haberciliğin tarafsızlığını gölgeliyor. Reklam dağılımı çoğu zaman şeffaf değil, yazının başında da belirttiğim üzere belirli dönemlerde ‘tanışık’ ilişkiler devreye giriyor, bütçe pay ediliyor. Bunun yarattığı ekonomik kırılganlık, küçük ve bağımsız medya organlarının yaşamasını da güçleştiriyor.
Dedikodu, Hizipleşme ve Bürokrasi: Medya İçinden Bir Portre
Peki, siyasi aktörlerin, sermaye gruplarının ve belediyelerin gölge baskısı altında yaşayan çalışan medyalar ve herhangi bir baskı hissetmeyip sermaye gruplarıyla, siyasi aktörlerle gazetecilik dışında kurdukları ilişkilerle övünen, kendine ‘patron’ arayan ancak sahada ‘patronluk’ taslayan ‘büyük’ isimler ne yapıyor: Dedikodu...
Evet yazının buraya kadarki bölümü yapısal eleştirilerin dile getirilmesi nedeniyle belki can sıkmış olabilir ama bundan sonraki kısmı okuyucu için daha ‘heyecanlı’ olacak...
Bursa’da sermayenin, belediyelerin, siyasi aktörlerin dışında bir de medya içi bürokrasi, ortaklıklar, düşmanlıklar, hizipleşmelerin kendini hissettirdiği bir mücadele alanı mevcut. Kendini politik aktörlerin savunucusu, belediyelerin “tanıtım aparatı” haline getiren gazeteciler basın toplantılarında, köşe yazılarında, yemek masalarında çok rahatlıkla seçilebiliyor.
Ekonomik ve siyasi bağımlılıklar gazeteciliği zayıflatırken meslek örgütlerinin Bursa’daki yetersiz bile sayılamayacak, neredeyse hiç olmayan çalışmaları ve bununla birlikte ilgili meslek örgütlerindeki tanıtım aparatları sadece çok sevdikleri koltuğa oturmanın rahatlığında.
Aynı isimlerin yıllarca koltukları işgal ettiği statükocu yapılar yerine, şeffaflığa ve diyaloga dayalı, gençlerin de söz sahibi olabileceği ‘gerçek’ meslek örgütleri, ortak akılla sorunlara dair birçok çözüm üretebilecekken; mevcut yapılar, yalnızca temsil ettiklerini iddia ettikleri meslektaşlarını değil, gazeteciliğin geleceğini de çıkmazda bırakıyor.
Dolayısıyla Türkiye’de olduğu gibi Bursa'da da genç gazeteciler için medya artık bir umut değil, çoğu zaman bir çıkmaz olarak görülüyor. Düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve sansür baskısı, genç gazetecilerin mesleki gelişimini engelliyor. Genç gazeteciler çoğu zaman ‘büyük’ isimler tarafından “uyumlu” olmaya zorlanıyor ya da sistemin dışına itiliyor. Bursa’da çok sayıda genç gazeteci, meslekten erken kopuyor, farklı mesleklere yöneliyor. Bu da yerel medyada deneyimsiz ve etik ilkelere mesafeli bir kadro yapısının yaygınlaşmasına neden oluyor.
Bursa’da yerel gazetecilik çok yönlü bir kriz içerisinde ancak biz gazeteciler dedikoduyu severiz... Sermaye grupları ve yerel yönetimlerle kurulan bağımlı ilişkiler, medyanın özgür ve eleştirel işlevini zayıflatırken biz birbirimizi aşağıya çekmeyi, sosyal medyalarda hedef göstermeyi severiz.
Medya sahipliğinin şeffaflaştırılması ve çıkar ilişkilerinin denetlenebilir hale getirilmesi, reklam ve ilan bütçelerinin adil ve objektif kriterlere göre dağıtılması, belediye-medya ilişkilerinin kurumsal çerçeveye alınması, bağımsız ve alternatif gazetecilik girişimlerinin desteklenmesi, genç gazetecilere sosyal güvenceli, etik ve özgür çalışma alanlarının yaratılması için meslek örgütlerinin çalışmalar yapması gerekirken biz dedikoduyu severiz.
Bursa’da bağımsız, şeffaf ve topluma hesap verebilir bir medya yapısının inşası artık ertelenemez bir zorunlulukken biz dedikoduyu severiz...
Bu yazıyı okuyan bazı ‘büyük’lere ve aparatlara da buradan dipnot düşmek istiyorum: BursaTanık, bu yazıdaki eleştirilerden muaf ya da bağımsız değil, herhangi bir sermaye grubuna bağımlı değil, sadece dedikoduyu biraz daha az seviyor...