CHP'de uzun süredir beklenen, kulislerde fısıldanan ve nihayetinde kaçınılmaz olan o büyük kopuş gerçekleşti. Günlerdir süren "mutlak butlan" (hukuken yok hükmünde olma) tartışmaları, partinin siyaseten ve fiziken de yok hükmüne geçmesiyle sonuçlandı. Ortadaki tabloya "bölünme" demek, yaşanan depremin şiddetini hafifletmek olur. Parti ikiye bölünmedi; yüzde 90'ı ceketini alıp çıktı. Geride ise yalnızca tabelalar, boş koridorlar ve iktidarın can suyuyla ayakta tutulmaya çalışılan bir enkaz kaldı.
Bu enkazın tepesinde ise Kemal Kılıçdaroğlu oturuyor. Kendisini siyasetin "mutlak hakimi" sanırken, aslında tabanında sıfır karşılığı olan, karikatürize bir figüre, bir *siyasi meftaya* dönüştüğünü kabullenemeyen bir isim. Kendi seçmeninin gözünde bir zamanlar taşıdığı krediyi tüketerek, inatla koltuğa yapışan bir *nefret objesine* dönüşme hikayesi ibretliktir. Seçim hezimetlerinin ardından değişime direnen Kılıçdaroğlu, artık saray rejiminin "aman muhalefet toparlanmasın, alternatif çıkmasın" diyerek el altından desteklediği, iktidarın statükoyu koruma aparatından başka bir şey değil.
Peki ya gidenler?
Yeni oluşum, Meclis'te *86 milletvekiliyle* son derece güçlü bir grup kurarak yola çıkıyor. Özgür Özel'in bu tarihi kopuşu ilan ettiği konuşma, sıradan bir istifa metni değil, Türkiye siyaseti için adeta bir veda hutbesi niteliğindeydi. Statükoya, koltuk sevdasına ve öğrenilmiş çaresizliğe edilmiş net bir veda.
Ancak bu 86 milletvekilinin ve yeni parti yönetiminin omuzlarındaki yük artık çok daha ağır. Yeni kurulacak partinin, eski CHP'nin düştüğü o konforlu ama kısır döngüye girmemesi şart. Sadece Meclis kürsülerine sıkışan, birbirini tekrar eden salon toplantılarıyla veya coşkulu ama sonuçsuz hafta sonu mitingleriyle iktidar yürüyüşü başlatılamaz.
Acil hedefler
Siyaset dört duvar arasından çıkarılmalı. İşçisiyle, emeklisiyle, öğrencisiyle sokağın nabzını tutan, toplumsal itirazı doğrudan sahada örgütleyen geniş tabanlı bir "sokak ittifakı" kurulmalıdır.
Sadece yoksulluğu teşhir eden değil, "Nasıl çözeceğiz?" sorusuna yanıt veren, halka güven aşılayan somut ve gerçekçi bir ekonomi programı derhal açıklanmalıdır.
Türkiye'nin savrulan rotasını düzeltecek, bölgesel ve küresel gelişmelere karşı ilkeli bir duruş sergileyen kapsamlı bir dış politika perspektifi oluşturulmalıdır.
Tarih bu kırılma anını yazarken iki şeyi not edecek: Bir yanda yenilgiyi reddedip kendi yolunu çizenlerin başlattığı o büyük kopuşu... Diğer yanda ise asırlık Cumhuriyet Halk Partisi'ni kendi elleriyle tasfiye eden, kurumu içten içe çürüten ve nihayetinde iktidarın muhalefete atadığı bir *"kayyım"* olarak hatırlanacak olan Kemal Kılıçdaroğlu'nu.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mahir Yılmaz
Özgür Özel'in veda hutbesi
CHP'de uzun süredir beklenen, kulislerde fısıldanan ve nihayetinde kaçınılmaz olan o büyük kopuş gerçekleşti. Günlerdir süren "mutlak butlan" (hukuken yok hükmünde olma) tartışmaları, partinin siyaseten ve fiziken de yok hükmüne geçmesiyle sonuçlandı. Ortadaki tabloya "bölünme" demek, yaşanan depremin şiddetini hafifletmek olur. Parti ikiye bölünmedi; yüzde 90'ı ceketini alıp çıktı. Geride ise yalnızca tabelalar, boş koridorlar ve iktidarın can suyuyla ayakta tutulmaya çalışılan bir enkaz kaldı.
Bu enkazın tepesinde ise Kemal Kılıçdaroğlu oturuyor. Kendisini siyasetin "mutlak hakimi" sanırken, aslında tabanında sıfır karşılığı olan, karikatürize bir figüre, bir *siyasi meftaya* dönüştüğünü kabullenemeyen bir isim. Kendi seçmeninin gözünde bir zamanlar taşıdığı krediyi tüketerek, inatla koltuğa yapışan bir *nefret objesine* dönüşme hikayesi ibretliktir. Seçim hezimetlerinin ardından değişime direnen Kılıçdaroğlu, artık saray rejiminin "aman muhalefet toparlanmasın, alternatif çıkmasın" diyerek el altından desteklediği, iktidarın statükoyu koruma aparatından başka bir şey değil.
Peki ya gidenler?
Yeni oluşum, Meclis'te *86 milletvekiliyle* son derece güçlü bir grup kurarak yola çıkıyor. Özgür Özel'in bu tarihi kopuşu ilan ettiği konuşma, sıradan bir istifa metni değil, Türkiye siyaseti için adeta bir veda hutbesi niteliğindeydi. Statükoya, koltuk sevdasına ve öğrenilmiş çaresizliğe edilmiş net bir veda.
Ancak bu 86 milletvekilinin ve yeni parti yönetiminin omuzlarındaki yük artık çok daha ağır. Yeni kurulacak partinin, eski CHP'nin düştüğü o konforlu ama kısır döngüye girmemesi şart. Sadece Meclis kürsülerine sıkışan, birbirini tekrar eden salon toplantılarıyla veya coşkulu ama sonuçsuz hafta sonu mitingleriyle iktidar yürüyüşü başlatılamaz.
Acil hedefler
Siyaset dört duvar arasından çıkarılmalı. İşçisiyle, emeklisiyle, öğrencisiyle sokağın nabzını tutan, toplumsal itirazı doğrudan sahada örgütleyen geniş tabanlı bir "sokak ittifakı" kurulmalıdır.
Sadece yoksulluğu teşhir eden değil, "Nasıl çözeceğiz?" sorusuna yanıt veren, halka güven aşılayan somut ve gerçekçi bir ekonomi programı derhal açıklanmalıdır.
Türkiye'nin savrulan rotasını düzeltecek, bölgesel ve küresel gelişmelere karşı ilkeli bir duruş sergileyen kapsamlı bir dış politika perspektifi oluşturulmalıdır.
Tarih bu kırılma anını yazarken iki şeyi not edecek: Bir yanda yenilgiyi reddedip kendi yolunu çizenlerin başlattığı o büyük kopuşu... Diğer yanda ise asırlık Cumhuriyet Halk Partisi'ni kendi elleriyle tasfiye eden, kurumu içten içe çürüten ve nihayetinde iktidarın muhalefete atadığı bir *"kayyım"* olarak hatırlanacak olan Kemal Kılıçdaroğlu'nu.