Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Yalnız penguen: Sürü düzeni içinde kaybolan bir ülke

Yazının Giriş Tarihi: 29.01.2026 07:46
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.01.2026 22:03
Bir penguenin yürüyüşü, bir ülkenin ruh halini anlatabilir mi? Normal zamanlarda bu soru gülünç olurdu. Ama biz normal zamanlarda yaşamıyoruz. Gündemdeki “yalnız penguen” videosu da böyle bir sahne. Antarktika’da çekilmiş eski bir belgeselden alınmış kısa bir görüntü birkaç gün içinde sosyal medyanın gündemine oturdu. Sürü denize doğru ilerliyor; yani yiyeceğin, yaşamın, hayatta kalmanın olduğu yere. Ama içlerinden biri ters yöne dönüyor. Dağlara, buzun içine, geri dönüşü olmayan bir yalnızlığa doğru yürüyor. Bilim insanları bunun bir yön kaybı olabileceğini söylüyor. Muhtemelen öyle. Doğada bazen hayvanlar şaşırır, sürüden kopar, rotasını kaybeder. Fakat mesele zaten penguenin biyolojisi değil artık. Mesele, insanların o yürüyüşte kendilerini görmesi. Penguene “nihilist” dediler. “Tükenmiş” dediler. Çünkü çağımızın insanı kendi ruh halini artık büyük kitaplarda değil, küçük ve kısa story'lerde, sahnelerde yakalıyor. Bir hayvanın sürüden ayrılışında, kendi hayatının kopuşunu okuyor. Üstelik daha sahne soğumadan, kendini becerikli sanan reklamcıların bu yalnız yürüyüşü bile markaların kampanyalarına malzeme yapması, çağımızın en büyük hastalığını gösteriyor: Anlam arayışını bile pazarlama diline çeviren, her duyguyu satılabilir bir ürüne dönüştüren bir düzenin içindeyiz. Nietzsche’nin sözü bu yüzden yeniden dolaşıma girdi: “Büyük ve imkansız olanı denerken ölmekten daha iyi bir yaşam amacı bilmiyorum.” Nietzsche’nin derdinin hiçbir zaman rahat bir hayat olmadığı söylenir. O, konforun değil anlamın filozofuydu. İnsan dediğimiz varlığın değerini, sürüye karışarak değil, kendi yükünü sırtlanarak kazandığını savundu. Ama burada durup düşünmek gerekiyor. Çünkü Türkiye’de mesele artık “kendi yolunu seçmek” kadar basit değil. Türkiye’de insanlar dağa yürümüyor çünkü özgürlük arıyorlar. Türkiye’de insanlar dağa yürümüş gibi hissediyor çünkü deniz artık yiyecek vermiyor. Güvenli sular kalmadı. Bugün bu ülkede “sürüye karışmak” bile insanı kurtarmıyor. Herkes “normal” olanı yapıyor. Okuyor, çalışıyor, borçlanıyor, dayanıyor. Ama sonra bir noktada durup soruyor: Ee bu muydu? Okuyorsun, çalışıyorsun, uyum sağlıyorsun, ses çıkarmıyorsun, sabrediyorsun. Ama yine de ay sonu gelmiyor. Yine de hayat hafiflemiyor. Yine de geleceğin kapısı açılmıyor. Gençler ülkeyi terketmek istiyor. Emekliler hayatta kalmak için çalışmaya devam ediyor. İşçiler en temel hakkını aradığı için kapının önüne konuyor. Kadınlar güvencesizliğin içinde hayatta kalmaya çalışıyor. Ve kalabalıkların içinde herkes yalnız. Bu ülkenin en büyük dramı, yalnızlığın artık bireysel bir duygu değil, toplumsal bir rejim haline gelmiş olması. Bir sistem düşünün: İnsanları bir arada tutmuyor, yan yana diziyor sadece. Aynı otobüste, aynı markette, aynı kuyrukta ama birbirinden kopuk. Sürü var ama dayanışma yok. Kalabalık var ama güven yok. Penguenin sahnesi bu yüzden bu kadar etkili oldu. Çünkü o görüntü, Türkiye’de milyonlarca insanın hissettiği şeyi gösteriyor: Yönünü kaybetmiş bir yürüyüş. Ama burada asıl soru şu: Bu yürüyüş bir cesaret mi, yoksa bir savruluş mu? Nietzsche’nin “kendi yolunu seçmek” dediği şey, güçlü bir iradenin ifadesiydi. Fakat Türkiye’de insanların büyük kısmı yol seçmiyor. Yol kalmadığı için savruluyor. Bir ülke düşünün ki gençleri hayal kurmuyor, kaçış planı yapıyor. Bir ülke düşünün ki emeklilik dinlenme değil, yeni bir yoksulluk evresi. Bir ülke düşünün ki çalışmak, hayat kurmak değil, hayatta kalma mücadelesi. Bu bir sürü toplumu değil artık, bu bir tükenmişlik toplumu. Ve en tehlikelisi şu: İnsanlar yoksullaştıkça sadece cebini değil, yön duygusunu da kaybediyor. Çünkü yoksulluk sadece ekonomik bir mesele değildir. Yoksulluk, insanın gelecekle bağının kopmasıdır. İnsan yarını düşünemediğinde, bugünün içinde sıkışır. Bugünün içinde sıkışan toplumlar ise sürüye dönüşür. Sürüleşmek, yalnızca kalabalık olmak değildir; sorgulamadan yürümektir. İşte penguenin sahnesi burada yeniden anlam kazanıyor. Sürü denize gidiyor. Penguen dağa yürüyor. Ve biz hangisiyiz diye soruyoruz. Ama Türkiye’nin gerçeği daha ağır: Ne deniz güvenli. Ne de dağ umutlu. İnsanlar artık iki yol arasında değil, iki çaresizlik arasında sıkışıyor. Bu yüzden “yalnız penguen” sadece bir sosyal fenomen değil. Bu, bir çağın ruh hali. Bir ülkenin iç sıkıntısı. Bir toplumun pusulasızlığı. Kendi yolunu çizenlerin hikayesi her zaman daha derindir denir. Doğru. Ama Türkiye’de o derinlik çoğu zaman romantik değil. Çoğu zaman ağır bir bedeldir. Yine de çıkış buradadır: Pusulayı yeniden bulmak, ancak birlikte mümkün. Dayanışmayı yeniden kurmadan, emeği yeniden örgütlemeden, adil bölüşümü ve kurumsal güveni yeniden inşa etmeden hiçbir yön duygusu geri gelmeyecek. Çünkü bu ülkede mesele bir penguenin yanlış yürümesi değil; milyonların doğru bir hayata yürüyememesidir. ERKAN ERDEM
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.