Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Seçilmişi koltuğundan indirdiler, on binler onu Anıtkabir'e taşıdı

Yazının Giriş Tarihi: 31.05.2026 10:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 31.05.2026 11:01

Bayramın son günü Ankara'da iki sahne kuruldu. Biri halkın kurduğu, biri personel mesaja çağrılarak doldurulan. Biri on binlerin kendiliğinden aktığı bir meydan, biri afişlerin yapıştırıldığı, otobüslerin kaldırıldığı, izinlilerin geri çağrıldığı bir bahçe.

Siyasette sözlerin değil bedenlerin konuştuğu anlarda, sayılar yalan söylemez.

Güvenpark'ta saat henüz 14.00'ü bulmamıştı ki meydan dolmuş, insan seli sokaklara taşmıştı. On binler. Bayraklar, slogan sesleri, balkonlardan sallanan eller. Bayramlaşma olarak başlayan program, mahşeri bir kalabalıkla devasa bir mitinge dönüştü.

CHP Genel Merkezi'nde ise bambaşka bir tablo vardı. Bayram iznindeki personele "Tüm personel 30 Mayıs Cumartesi günü çalışacaktır" mesajı gönderilmişti. Bazı illerden ücretsiz otobüsler kaldırılmış, "Yalnız değilsin, seninleyiz Kahraman Kemal" afişleri Ankara'nın dört bir yanına asılmıştı. Tüm bu örgütlenmeye rağmen meydana tiyatroyu izlemeye 1.000-2.000 kişi ancak toplanabildi. Buna düello demek istemiyorum; bu bir düello değil, aradaki uçurumun belgesidir.

Şunu baştan net söyleyeyim: Bu mesele bir CHP genel başkanlık kavgası değildir. Kimin koltuğa oturacağı meselesi de değildir. Burada tartışılan şey, bir ülkede sandığın hükmünün geçip geçmeyeceğidir. Seçimle gelen bir genel başkanın yargı kararıyla koltuğundan alınmasına seyirci kalınması, yarın herhangi bir seçilmişin aynı yöntemle tasfiye edilebileceğinin habercisidir.

CHP'nin krizi, Türkiye'nin demokrasi krizinin küçük bir modelidir. Kim bu modeli önemsemeden geçerse, başka bir yerde başka bir sandık iptal edildiğinde şaşırmasın.

Özgür Özel'in konuşması dikkat çekiciydi. Kalabalık "Hain Kemal" diye bağırırken Özel freni çekti: "Bugün öfke sözleri söyleme değil umudu haykırma günüdür."

Ardından sahnede elektrik kesildi. Özel duraksadı, sonra devam etti: "Beklediğimizi yaptılar, elektriği kestiler. Jeneratör devrede. Sesimizi kesemeyecekler." Teknik arıza mı, kasıt mı bilinmez; ama o kalabalığa söylenen sözün ağırlığı her iki ihtimalde de aynıydı.

"Bu partide sandık ortadan kalkarsa Türkiye'de de sandık ortadan kalkar" dedi Özel.

Ve sonra, doğaçlama, hazırlıksız, hiçbir protokol gereği hazırlık olmaksızın mikrofona eğildi: "Beni, partisini seven, ülkesini seven arkamdan gelsin. Yürüyelim arkadaşlar, Anıtkabir'e."

On binler tek bir refleksle hareket etti. Kimse birbirine sormadı, kimse hazırlık yapmadı. Lider yürüdü, halk yürüdü. Aslanlı Yol'u dolduran bu kalabalık, Anıtkabir avlusunda adım atacak yer bırakmadı.

İşte o an, siyasi bir liderlik doğdu. Planlı değil, sahici. Otobüsle değil, yürekle gelen bir kalabalıkla. Bir liderin büyüklüğü çoğunlukla programlı mitinglerde değil, tam da böyle doğaçlama anlarda belli olur. Özgür Özel o anı, on binlerle birlikte yarattı.

Bu yürüyüşte Özgür Özel'in sağ yanında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da vardı. Yavaş, bu süreçte Türkiye'nin en güçlü muhalefet belediye başkanı sıfatını taşıyan bir isim olarak hiçbir belirsizliğe yer bırakmadı. Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararıyla genel merkeze yerleştiği günden bu yana seçilmiş genel başkanın koşulsuz ve şüphesiz yanında durdu. Güvenpark'ta "en kısa sürede kurultaya gidilmeli" dedi; ama sözünü asıl güçlü kılan buydu: sahada olmak, yürümek, on binlerin önünde seçilmişin yanında görünmek. Siyasette tutum beyanı bazen tek bir adımla verilir. Yavaş o adımı attı.

Genel merkez bahçesinde ise başka bir sahne oynandı. 2,5 yılın ardından ilk kez geldiği genel merkeze "Halkın umudu Kılıçdaroğlu" sloganlarıyla karşılanan Kılıçdaroğlu, hazır metinden okuduğu konuşmasında özür diledi; FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğini, rüşvetçi belediye başkanlarını atamadığını, sırtından hançerleyenleri göremediğini söyledi. Sonunda gökyüzüne beyaz güvercinler bıraktı. 1.000-2.000 kişilik bir kalabalıkla, personeli mesaiye çağırarak doldurulmuş bir bahçede yapılan bu gösterinin adını siz koyun.

Özür kolay değildir; bu doğru. Ama 38. Kurultay'da sandıkta kaybeden, ardından mahkeme kararıyla geri dönen bir ismin kazananı FETÖ maşası ilan etmesi, özür dilemenin ikramiyesini silip götürür. Bu dil, CHP'nin iç meselesini terör söylemine bağlar; ve bu söylem, yıllardır iktidarın muhalefete uyguladığı çerçevenin tam içinden çıkar.

Bursa'da da bazı isimler bu tablonun neresinde durduğunu net biçimde gösterdi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, mutlak butlan kararının hemen ardından bir grup milletvekiliyle birlikte Kılıçdaroğlu adına genel merkeze yürüyerek kararın uygulanmasını talep etti. Sandıkla gelen genel başkanın tasfiyesine bu denli açık ve aktif biçimde ortak olmak, Bursa CHP örgütünde derin bir öfkeyle karşılandı. Halkevleri Sarıbal'ı ihraç etti; "Saray iktidarının saldırılarının doğrudan ya da dolaylı parçası olmak tartışmasız işbirlikçiliktir" dedi. Basın danışmanı da görevinden istifa etti. Bursa'nın eski il yöneticilerinden Kılıçdaroğlu'na destek verenler de bu tablodan paylarına düşeni aldı; Bursa CHP örgütünün tabanı, kimin hangi irade adına hareket ettiğini artık çok iyi biliyor.

Bursalı seçmen bu isimlere sandıkta oy verdi. Hangi irade adına genel merkeze yürüdüklerini, o seçmenler de artık biliyor.

Ben bu yazıyı, köşe yazarlığımın getirdiği sorumlulukla yazıyorum ve nerede durduğumu açıkça söylüyorum: Seçilmiş genel başkan Özgür Özel'in yanındayım. Sandığa saygı duyulmasını istiyorum. Yargı kararıyla genel başkanı değiştirilen bir partinin seçim kazanma iddiasını taşıyamayacağına inanıyorum.

Ve şunu düşünüyorum: Güvenpark'ta doğaçlama başlayan o yürüyüş, Türkiye'nin ilerleyen döneminde hatırlanacak sahnelerden biri olacak.

Seçilmiş olan on binlerle yürüdü. Atanmış olan güvercinini uçuramadı.

Tarih iki sahneyi de not etti.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.