Sadece ruhlarını satmadılar, seçmenin oyunu da sattılar
Yazının Giriş Tarihi: 07.10.2026 11:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.10.2026 11:50
Önce telefonu kapatıyorlar. Sonra rozeti takıyorlar. En sonda da yorumları kapatıyorlar.
Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, AKP'ye geçiş gerekçesini anlattığı yazılı açıklamayı yorumlara kapattı. Çekmeköy'de Orhan Çerkez, Foça'da Saniye Bora Fıçı, Çiğli'de Onur Emrah Yıldız aynı yolu izledi. Halk TV bunu geleneğe uymak diye yazdı. Haklıydı, çünkü ortada artık bir gelenek var. Kararından bu kadar emin olan birinin, o karara gelecek soruyu göze alamaması bence hikayenin en dürüst ayrıntısı.
Kasaplar Meydanı'nın hükmü
Çiğli'de, Kasaplar Meydanı'nda bir yurttaşa belediye başkanının AKP'ye geçişi sorulmuş. Adam siyaset bilimci değil, gazeteci de değil. Başkanın altı ay önce böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylediğini hatırlatıyor, sonra tek cümle kuruyor. "Soruşturma açılmasın diye AKP'ye geçtiğini düşünüyorum." Bu cümle, konu üzerine yazılmış sayfaların çoğundan fazlasını anlatıyor. Çünkü yurttaş hizmeti, kalkınmayı, vicdanı atlayıp doğrudan menfaate bakıyor.
Menfaatin dört kalemi
Hepsi gazete arşivlerinde duruyor, hiçbiri yargı önünde çıkar ilişkisi olarak kanıtlanmış değil. Ama yan yana konunca hepsi aynı yere bakıyor.
Birincisi dosya. İBB Meclisi'nde konuşan Özgür Karabat, bazı üyelere savcıyla konuşurum, AKP'ye geçersen dosyan kapanır denildiğini ve bunun tanıklarının olduğunu öne sürdü. Kanıtlanmış bir şey yok. Ama bir soruşturmanın rozet karşılığında kapanması mümkünse o ülkede hukuk değil pazarlık var demektir. Mümkün olduğunu kimse ispatlamadı. Mümkün olduğuna inanan seçmen ise yolda yürüyor.
İkincisi kasa. Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız 10 Eylül'de Ankara'ya İller Bankası kesintileri ve SGK borçları için gittiğini söyledi, gündeminde başka bir konu olmadığını ekledi. Eylül'ün sonunda AKP rozetini taktı. Kesintilerin kalkıp kalkmadığını bilmiyorum. Rozetin takıldığını biliyoruz. İller Bankası'nın 2021'de yüzde 100 kredi desteği verdiği yedi büyükşehir projesinin altısı AKP'li belediyelerindi, soL'un banka verisine dayandırdığı habere göre. Kasanın anahtarını tutan, kapıyı kimin için açacağına da karar veriyor.
Üçüncüsü şirket. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu hakkında ihaleye fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla hapis istenen davalar vardı. 14 Ağustos 2025'te AKP'ye geçti. Sonraki aylarda bu davalardan beraat etti. Ailesinin şirketi Jantsa, 2026'da ilk kez Dış Ticaret Sermaye Şirketi listesine alındı. Düşük teminatla KDV iadesi, Eximbank kredisi, gümrükte kolaylık geldi. Bunların her biri tek tek hukuka uygun olabilir. Soru, sıranın bu kadar düzenli olması.
Dördüncüsü koltuk ve en ucuz kalem de bu. Parti değiştirmek belediye başkanlığını düşürmüyor. Başkan, bir partinin rozetiyle kazandığı koltukta öbürünün rozetiyle oturmaya devam ediyor. Bedel ödeyen yok, oy bile iade edilmiyor.
Bağımsızlık, bekleme salonunun adı
Alıcı da bu işe pek saygı duymuyor. Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan CHP'den istifa edince eski AKP milletvekili Şamil Tayyar, geçişin hakkındaki soruşturma yüzünden şimdilik rafa kaldırıldığını duyurdu. Özarslan o günlerde dosyası olmadığını söylüyor, bağımsız olduğunu vurguluyor ve "İstesem hem MHP'ye hem AK Parti'ye geçerim" diyordu. Yaklaşık dört buçuk ay sonra, 25 Haziran'da rozetini Erdoğan taktı.
Bağımsızlık dediğin, bekleme salonunun adıymış. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da Haziran'da Özel'in kuracağı parti dışında bir yere gitmeyeceğini söylemişti. YENİ Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Tugay'ın bir buçuk aydır mesajlarına dönmediğini, telefonlarını açmadığını söylüyor. Bu satırlar yazılırken, 7 Ekim sabahı, televizyonlar Cemil Tugay'ı AKP Genel Merkezi'nde gösteriyordu. Yoruma gerek var mı?
Eşyanın tabiatına aykırı
Siyasette bütün geçişler eşit değil. Bir partiden öbürüne geçmek çoğu zaman adres değişikliğidir. Ama merkez sol bir partiden, sağ ve muhafazakar bir iktidar partisine geçmek adres değil, istikamet değişikliğidir. Suyun yokuş yukarı akması gibi bir şey bu. Akması için dışarıdan bir güç gerekir.
CHP'ye oy veren yurttaş, o oyla bir dünya görüşünü seçti. İktidara muhalefeti, laikliği, emeğin yanında durmayı seçti. AKP, yirmi yılı aşkın süredir iktidarda olan ve bu görüşün karşısında konumlanan partidir. İşçiye dayanışma sözü verip oy alan birinin ertesi sabah patronlar sofrasında rozet takması, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bu insanlar kendileri de farkında. Cemil Tugay haziranda eski CHP'den ideolojik bir görüş değişikliği nedeniyle ayrılmadığını söylemişti. Bu doğruysa ve rozet takılırsa, hiçbir ideolojik değişiklik yaşamadan, muhalefet seçmeninin oyuyla sağ ve muhafazakar bir partiye geçilmiş olacak. İki ihtimal var.
Ya ideoloji bu insanlar için hiçbir ağırlığı olmayan bir ambalaj ya da ambalaj ilk günden beri boştu.
Afyon'da Burcu Köksal rozetini taktığı gün, ailenin kutsallığına inananlarla aynı yolda yürüyeceğini söyledi.
Fikir değiştirmek suç değil. İnsan yıllar içinde dönüşebilir. Ama fikri değiştiren koltuğu da değiştirmeli.
Adayları belirleyenlere de bir soru?
Bu işin bir tarafı hep unutuluyor. Bu insanları kim aday yaptı?
Keçiören'de kökeni MHP olan, İYİ Parti kurucuları arasında yer almış biri, Mansur Yavaş'ın desteğiyle CHP adayı yapıldı. Yüzde 48 oyla kazandı, ilçeyi 40 yıl sonra CHP'ye getirdi. Sonra rozet değiştirdi.
Afyon'da Burcu Köksal kampanyada belediyenin kapılarının DEM Parti hariç her partiye açık olacağını söylemişti. Özgür Özel bu sözü dil sürçmesi diye savundu. Köksal geri adım atmadı, aday olarak kaldı, seçildi, sonra AKP'ye geçti.
Burada kişilerden önce yöntemi suçluyorum. Kazanır diye aday yapmak, ahlaktan borç alıp seçim hesabını kapatmaktır. Borcun faizini seçmen öder.
Kim olursa olsun sadece "kazanacak aday" diyerek aday göstermek yanlıştır. Oy getiren isim değer getirmiyorsa, bugün kazandırdığını yarın kaybettirir. Kimden geldiği, neye inandığı sorulmayan aday, ilk sıkıştığı yerde sorulmamış soruların faturasını seçmene ödetir.
Bu uyarı geçmiş için değil, yarın için. YENİ Parti ilk sınavını aday listelerinde verecek. O listeye sadece kazanır diye yazılan her isim, bir sonraki rozet töreninin adayıdır.
Aynı günlerde başka bir grup başkan daha var ve onlar yorum kapatmıyor, mektup yazıyor. Silivri'den, Çorlu'dan, Bursa'dan.
bianet'in derlemesine göre Ekim 2024'ten bu yana 36 CHP'li belediye başkanı tutuklandı. Bir başkan hakkında hapis cezası, iki başkan hakkında ev hapsi kararı verildi. Gerisi duruşma bekliyor. Tutuklu olmak suçlu olmak değildir, tutuksuz olmak da suçsuz olmak demek değildir. Kimin ne yaptığını mahkeme söyleyecek.
Avcılar'ın başkanı Utku Caner Çaykara mart ayında Silivri'den yazdı. Avcılar'ı 14 ay yönetmiş, 10 aydır tutukluymuş. Mektubunda, 15 metrekarelik hücresinde umudunun eksilmediğini söylüyor.
Büyükçekmece'nin başkanı Hasan Akgün nisanda yazdığı mektupta 11 aydır içeride olduğunu, hakkında henüz iddianame bulunmadığını anlatıyor ve savcılığa tek bir şey soruyordu. Suçum varsa açıkça yazın, millet görsün. Yazdılar. İddianame 30 Nisan'da geldi, savcılık 68 yıldan 183 yıla kadar hapis istiyor. Akgün temmuzdaki ilk duruşmada örgüt suçlamasını reddetti, somut delil olmadığını söyledi.
Bursa'da Mustafa Bozbey 170 bin oy farkla seçilmişti. Savcılık 402 yıla kadar hapis istiyor. Bozbey temmuzda cezaevinden yazdığı mesajda hakkında mahkumiyet kararı olmadığını hatırlatıp beraat beklediğini söyledi.
Üsküdar'da Sinem Dedetaş, belediye meclisindeki kritik oylamadan önce meclis üyelerine bir mektup yazdı. Vazgeçenlerin vicdanlarının yüküne mahkum olacağını söyledi. Sonunda 8 Eylül'de belediye AKP'ye geçti.
Rozet takanlar soruya kapalı, hücredekiler iddianameye açık. Birinin elinde yorumu kapatma tuşu var, ötekinin elinde kağıt ve kalem. Hangisinin haklı olduğunu mahkeme söyleyecek. Ama hangisinin seçmene hesap vermeye hazır göründüğü ortada.
Satılan şey emanetti
Gerekçe mi? Hepsi hizmet diyor, hiçbiri menfaat demiyor. Haklarını yemeyelim, menfaat sağladıklarını kanıtlayan da yok. Ama menfaat yoksa bu kadar emin olanlar için çok kolay bir sınav var. İstifa etsinler, yeni rozetle yeniden sandığa gitsinler. Gitmiyorlar. Çünkü sandık dosya kapatmaz, İller Bankası'ndan kredi çıkarmaz, şirkete statü vermez. Sandığın tek kusuru, pazarlık kabul etmemesi.
Satış, sahibi olduğun şeyin satılmasıdır. Çiğli yirmi yedi yıldır aynı çizgiye oy verdi, o çizgiyi emanet etti. O emaneti bir dosya, bir kredi, bir statü karşılığında başka bir masaya taşıyorlar.
Kendi ruhunu satana kızılır. Başkasının ruhunu satana ne denir, okur bilir.
Yastığa baş koyunca
Böyle hayatlara baktığımda, elde edilenlerin büyüklüğü kadar, bütün bunlar olup biterken bu insanların kendilerini nasıl gördüklerini de düşünürüm. Ruhlarını kaça sattıklarını, yastığa başlarını koyduklarında nasıl uyuduklarını, insanın şerefini yitirerek yaşamasının nasıl bir şey olduğunu…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Erkan Erdem / Köşe Yazarı
Sadece ruhlarını satmadılar, seçmenin oyunu da sattılar
Önce telefonu kapatıyorlar. Sonra rozeti takıyorlar. En sonda da yorumları kapatıyorlar.
Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, AKP'ye geçiş gerekçesini anlattığı yazılı açıklamayı yorumlara kapattı. Çekmeköy'de Orhan Çerkez, Foça'da Saniye Bora Fıçı, Çiğli'de Onur Emrah Yıldız aynı yolu izledi. Halk TV bunu geleneğe uymak diye yazdı. Haklıydı, çünkü ortada artık bir gelenek var. Kararından bu kadar emin olan birinin, o karara gelecek soruyu göze alamaması bence hikayenin en dürüst ayrıntısı.
Kasaplar Meydanı'nın hükmü
Çiğli'de, Kasaplar Meydanı'nda bir yurttaşa belediye başkanının AKP'ye geçişi sorulmuş. Adam siyaset bilimci değil, gazeteci de değil. Başkanın altı ay önce böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylediğini hatırlatıyor, sonra tek cümle kuruyor. "Soruşturma açılmasın diye AKP'ye geçtiğini düşünüyorum." Bu cümle, konu üzerine yazılmış sayfaların çoğundan fazlasını anlatıyor. Çünkü yurttaş hizmeti, kalkınmayı, vicdanı atlayıp doğrudan menfaate bakıyor.
Menfaatin dört kalemi
Hepsi gazete arşivlerinde duruyor, hiçbiri yargı önünde çıkar ilişkisi olarak kanıtlanmış değil. Ama yan yana konunca hepsi aynı yere bakıyor.
Birincisi dosya. İBB Meclisi'nde konuşan Özgür Karabat, bazı üyelere savcıyla konuşurum, AKP'ye geçersen dosyan kapanır denildiğini ve bunun tanıklarının olduğunu öne sürdü. Kanıtlanmış bir şey yok. Ama bir soruşturmanın rozet karşılığında kapanması mümkünse o ülkede hukuk değil pazarlık var demektir. Mümkün olduğunu kimse ispatlamadı. Mümkün olduğuna inanan seçmen ise yolda yürüyor.
İkincisi kasa. Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız 10 Eylül'de Ankara'ya İller Bankası kesintileri ve SGK borçları için gittiğini söyledi, gündeminde başka bir konu olmadığını ekledi. Eylül'ün sonunda AKP rozetini taktı. Kesintilerin kalkıp kalkmadığını bilmiyorum. Rozetin takıldığını biliyoruz. İller Bankası'nın 2021'de yüzde 100 kredi desteği verdiği yedi büyükşehir projesinin altısı AKP'li belediyelerindi, soL'un banka verisine dayandırdığı habere göre. Kasanın anahtarını tutan, kapıyı kimin için açacağına da karar veriyor.
Üçüncüsü şirket. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu hakkında ihaleye fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla hapis istenen davalar vardı. 14 Ağustos 2025'te AKP'ye geçti. Sonraki aylarda bu davalardan beraat etti. Ailesinin şirketi Jantsa, 2026'da ilk kez Dış Ticaret Sermaye Şirketi listesine alındı. Düşük teminatla KDV iadesi, Eximbank kredisi, gümrükte kolaylık geldi. Bunların her biri tek tek hukuka uygun olabilir. Soru, sıranın bu kadar düzenli olması.
Dördüncüsü koltuk ve en ucuz kalem de bu. Parti değiştirmek belediye başkanlığını düşürmüyor. Başkan, bir partinin rozetiyle kazandığı koltukta öbürünün rozetiyle oturmaya devam ediyor. Bedel ödeyen yok, oy bile iade edilmiyor.
Bağımsızlık, bekleme salonunun adı
Alıcı da bu işe pek saygı duymuyor. Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan CHP'den istifa edince eski AKP milletvekili Şamil Tayyar, geçişin hakkındaki soruşturma yüzünden şimdilik rafa kaldırıldığını duyurdu. Özarslan o günlerde dosyası olmadığını söylüyor, bağımsız olduğunu vurguluyor ve "İstesem hem MHP'ye hem AK Parti'ye geçerim" diyordu. Yaklaşık dört buçuk ay sonra, 25 Haziran'da rozetini Erdoğan taktı.
Bağımsızlık dediğin, bekleme salonunun adıymış. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da Haziran'da Özel'in kuracağı parti dışında bir yere gitmeyeceğini söylemişti. YENİ Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Tugay'ın bir buçuk aydır mesajlarına dönmediğini, telefonlarını açmadığını söylüyor. Bu satırlar yazılırken, 7 Ekim sabahı, televizyonlar Cemil Tugay'ı AKP Genel Merkezi'nde gösteriyordu. Yoruma gerek var mı?
Eşyanın tabiatına aykırı
Siyasette bütün geçişler eşit değil. Bir partiden öbürüne geçmek çoğu zaman adres değişikliğidir. Ama merkez sol bir partiden, sağ ve muhafazakar bir iktidar partisine geçmek adres değil, istikamet değişikliğidir. Suyun yokuş yukarı akması gibi bir şey bu. Akması için dışarıdan bir güç gerekir.
CHP'ye oy veren yurttaş, o oyla bir dünya görüşünü seçti. İktidara muhalefeti, laikliği, emeğin yanında durmayı seçti. AKP, yirmi yılı aşkın süredir iktidarda olan ve bu görüşün karşısında konumlanan partidir. İşçiye dayanışma sözü verip oy alan birinin ertesi sabah patronlar sofrasında rozet takması, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bu insanlar kendileri de farkında. Cemil Tugay haziranda eski CHP'den ideolojik bir görüş değişikliği nedeniyle ayrılmadığını söylemişti. Bu doğruysa ve rozet takılırsa, hiçbir ideolojik değişiklik yaşamadan, muhalefet seçmeninin oyuyla sağ ve muhafazakar bir partiye geçilmiş olacak. İki ihtimal var.
Ya ideoloji bu insanlar için hiçbir ağırlığı olmayan bir ambalaj ya da ambalaj ilk günden beri boştu.
Afyon'da Burcu Köksal rozetini taktığı gün, ailenin kutsallığına inananlarla aynı yolda yürüyeceğini söyledi.
Fikir değiştirmek suç değil. İnsan yıllar içinde dönüşebilir. Ama fikri değiştiren koltuğu da değiştirmeli.
Adayları belirleyenlere de bir soru?
Bu işin bir tarafı hep unutuluyor. Bu insanları kim aday yaptı?
Keçiören'de kökeni MHP olan, İYİ Parti kurucuları arasında yer almış biri, Mansur Yavaş'ın desteğiyle CHP adayı yapıldı. Yüzde 48 oyla kazandı, ilçeyi 40 yıl sonra CHP'ye getirdi. Sonra rozet değiştirdi.
Afyon'da Burcu Köksal kampanyada belediyenin kapılarının DEM Parti hariç her partiye açık olacağını söylemişti. Özgür Özel bu sözü dil sürçmesi diye savundu. Köksal geri adım atmadı, aday olarak kaldı, seçildi, sonra AKP'ye geçti.
Burada kişilerden önce yöntemi suçluyorum. Kazanır diye aday yapmak, ahlaktan borç alıp seçim hesabını kapatmaktır. Borcun faizini seçmen öder.
Kim olursa olsun sadece "kazanacak aday" diyerek aday göstermek yanlıştır. Oy getiren isim değer getirmiyorsa, bugün kazandırdığını yarın kaybettirir. Kimden geldiği, neye inandığı sorulmayan aday, ilk sıkıştığı yerde sorulmamış soruların faturasını seçmene ödetir.
Bu uyarı geçmiş için değil, yarın için. YENİ Parti ilk sınavını aday listelerinde verecek. O listeye sadece kazanır diye yazılan her isim, bir sonraki rozet töreninin adayıdır.
Yorumu kapatanlar dışarıda, mektup yazanlar içeride
Aynı günlerde başka bir grup başkan daha var ve onlar yorum kapatmıyor, mektup yazıyor. Silivri'den, Çorlu'dan, Bursa'dan.
bianet'in derlemesine göre Ekim 2024'ten bu yana 36 CHP'li belediye başkanı tutuklandı. Bir başkan hakkında hapis cezası, iki başkan hakkında ev hapsi kararı verildi. Gerisi duruşma bekliyor. Tutuklu olmak suçlu olmak değildir, tutuksuz olmak da suçsuz olmak demek değildir. Kimin ne yaptığını mahkeme söyleyecek.
Avcılar'ın başkanı Utku Caner Çaykara mart ayında Silivri'den yazdı. Avcılar'ı 14 ay yönetmiş, 10 aydır tutukluymuş. Mektubunda, 15 metrekarelik hücresinde umudunun eksilmediğini söylüyor.
Büyükçekmece'nin başkanı Hasan Akgün nisanda yazdığı mektupta 11 aydır içeride olduğunu, hakkında henüz iddianame bulunmadığını anlatıyor ve savcılığa tek bir şey soruyordu. Suçum varsa açıkça yazın, millet görsün. Yazdılar. İddianame 30 Nisan'da geldi, savcılık 68 yıldan 183 yıla kadar hapis istiyor. Akgün temmuzdaki ilk duruşmada örgüt suçlamasını reddetti, somut delil olmadığını söyledi.
Bursa'da Mustafa Bozbey 170 bin oy farkla seçilmişti. Savcılık 402 yıla kadar hapis istiyor. Bozbey temmuzda cezaevinden yazdığı mesajda hakkında mahkumiyet kararı olmadığını hatırlatıp beraat beklediğini söyledi.
Üsküdar'da Sinem Dedetaş, belediye meclisindeki kritik oylamadan önce meclis üyelerine bir mektup yazdı. Vazgeçenlerin vicdanlarının yüküne mahkum olacağını söyledi. Sonunda 8 Eylül'de belediye AKP'ye geçti.
Rozet takanlar soruya kapalı, hücredekiler iddianameye açık. Birinin elinde yorumu kapatma tuşu var, ötekinin elinde kağıt ve kalem. Hangisinin haklı olduğunu mahkeme söyleyecek. Ama hangisinin seçmene hesap vermeye hazır göründüğü ortada.
Satılan şey emanetti
Gerekçe mi? Hepsi hizmet diyor, hiçbiri menfaat demiyor. Haklarını yemeyelim, menfaat sağladıklarını kanıtlayan da yok. Ama menfaat yoksa bu kadar emin olanlar için çok kolay bir sınav var. İstifa etsinler, yeni rozetle yeniden sandığa gitsinler. Gitmiyorlar. Çünkü sandık dosya kapatmaz, İller Bankası'ndan kredi çıkarmaz, şirkete statü vermez. Sandığın tek kusuru, pazarlık kabul etmemesi.
Satış, sahibi olduğun şeyin satılmasıdır. Çiğli yirmi yedi yıldır aynı çizgiye oy verdi, o çizgiyi emanet etti. O emaneti bir dosya, bir kredi, bir statü karşılığında başka bir masaya taşıyorlar.
Kendi ruhunu satana kızılır. Başkasının ruhunu satana ne denir, okur bilir.
Yastığa baş koyunca
Böyle hayatlara baktığımda, elde edilenlerin büyüklüğü kadar, bütün bunlar olup biterken bu insanların kendilerini nasıl gördüklerini de düşünürüm. Ruhlarını kaça sattıklarını, yastığa başlarını koyduklarında nasıl uyuduklarını, insanın şerefini yitirerek yaşamasının nasıl bir şey olduğunu…