Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Raf-tarla hattında sıkışan tarım: Gıda egemenliği kritik eşikte

Yazının Giriş Tarihi: 03.12.2025 08:24
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.12.2025 08:24
Ekonomi büyürken tarımın küçülmesi, sorunun tarlada değil tarımı kıskaca alan yapıda olduğunu gösteriyor. Türkiye’de tarım krizini bugüne kadar genellikle hep aynı ağızlardan duyduk: Çiftçi örgütleri, odalar, birkaç muhalif siyasetçi, birkaç akademisyen… Alışığız: “Girdi maliyetleri yükseliyor, üretici kazanamıyor, ekim alanları daralıyor” cümleleri yıllardır farklı cümleler ile tekrarlandı. Siyaset çoğu zaman duymazdan geldi, şehirde yaşayanlar da sofra hesabını “pahalılık” diye kodlayıp geçiştirdi. Şimdi ilginç bir şey oluyor: O sofradaki fiyatın en son belirlendiği yerden, büyük bir zincir marketin CEO koltuğundan, aynı cümleler gelmeye başlıyor. “Bu tempoda gidersek Türkiye’de satacak ürün bulamayabiliriz.” Bu cümleyi kuran, tarım kooperatifinin başkanı değil. Tarlada traktör süren bir çiftçi değil. Migros’un CEO’su Özgür Tort. Asıl kırılma tam da burada: Krizi yaşayanlar değil, krizi yönetenler konuşmak zorunda kalıyor.

YAPILAN ÇIKIŞ NEYE İŞARET EDİYOR?

Tort’un cümlesi iki ayrı yerden okunabilir: 1. Bir itiraf olarak: – Üretimin sürdürülebilir olmadığı, – Üretici gelirinin tıkandığı, – Arz tarafının çatırdadığı kabul ediliyor. 2. Bir uyarı / baskı aracı olarak: – “Eğer tarım rejimini değiştirmezsek ithalata yüklenmek zorunda kalırız” mesajı, – Yani: “Bu sistem böyle devam ederse kimse mutlu olmayacak, verimlilik için radikal adımlara ihtiyaç var” alt metni. Türkiye’de bugüne kadar “tarımsal çöküş” daha çok ideolojik bir tartışmaydı. Şimdi ilk kez doğrudan gıda tedarik zincirinin merkezinden “satacak ürün bulamayabiliriz” sesi yükseliyor. Bu sadece ekonomik bir sorun değil; gıda egemenliği meselesinin bizzat piyasa tarafından gündeme getirilmesidir.

FİYAT FARKININ ARDINDAKİ DENGELER

Antalya–İstanbul hattındaki örnek, yalnızca bir fiyat farkı değil; güç dağılımının ölçeğidir. – Antalya’da üreticide ürün 5 TL. – İstanbul’da rafta 35 TL. – CEO’ya göre sıfır maliyetli bir ürünü İstanbul’da satmanın maliyeti 21 TL. Kabaca tablo: – 5 TL → üretici, – 21 TL → lojistik, fire, depolama, ambalaj, enerji, personel, kira, vergi, finansman, – Geri kalan → perakende kârı + zincir içi maliyetler. Marketlere mal veren üreticiler için de tablo dışarıdan göründüğü kadar kolay değil; satılmayan ya da rafta bozulan ürünlerin iade edilmesi, ürün bedellerinin uzun vadelerde ödenmesi ve satıştan sonra ortaya çıkan ilave masrafların da üreticiye yüklenmesi nedeniyle birçok çiftçi bu cazip gözüken zincirden gerçek anlamda para kazanamıyor. Tort’un “marketlerin kâr marjı yüzde 4” sözü de önemli; çünkü bu ifade, tartışmanın yüksek kârdan çok, fiyatı kimin belirlediği ve zincirde gücün kimde toplandığıyla ilgili olduğunu gösteriyor. Bir noktada asıl soru şudur: Bu zincirde fiyat değil, güç kimde? – Üretici fiyat belirleyemiyor. – Tüketici pazarlık gücüne sahip değil. – Zincir marketler ise fiyatları yukarıdan aşağıya kurgulayabiliyor. 5 TL’den 35 TL’ye giden yol sadece mazot, hal ücreti ve kira hikâyesi değildir; değerin kimden çekilip kime aktarıldığının yoludur. Türkiye’de tarım krizini “marketler çok para kazanıyor” üzerinden konuşmak, sofradaki sorunu rafla sınırlamak olur. Oysa mesele şudur kısaca: Kazanç artık üreticide değil, zincirin tepesindedir.

ÜRETİCİNİN ÇEKİLMESİNİN GERÇEK NEDENİ

Tort’un en kritik tespitlerinden biri: “Üreticiler para kazanamadığı için üretmek istemiyor.” Bu cümle, devletin ve piyasanın birlikte yarattığı tarımsal yapının sonucudur: – Girdi fiyatları kur şoklarıyla yıllardır yükseliyor. – Destekler çoğu üründe maliyeti karşılamıyor. – Taban fiyat çoğu zaman maliyetin altında kalıyor. – İthalat, yerli üreticiyi baskılayan bir araç olarak kullanılıyor. Sonuç: – Üretici riskin tamamını üstleniyor, getirinin kırpıldığını görüyor. – Ürünü değiştiriyor, alanı daraltıyor veya tamamen çekiliyor. Türkiye’de üretici artık tarım politikalarının merkezinden dışarı itiliyor. Bu “verimlilik” değil; arzı kontrol edilebilir birkaç büyük aktöre teslim eden bir tasfiye sürecidir.

TARIMDA TEKNOLOJİ KİMİN LEHİNE ÇALIŞIYOR?

Tort’un çözüm önerileri kağıt üzerinde mantıklı: – Toplu üretim olursa maliyet düşer, – Raylı sistemle nakliye ucuzlar, – Teknoloji şarttır. Ama önemli bir ayrıntı var: Teknoloji tarafsız değildir. Ölçek tarafsız değildir. Randıman tarafsız değildir. Yüksek teknolojili tarım modeli: – Finansmana erişebilenlerin, – Büyük hacimli alım-satım yapanların, – Sözleşmeli üretim ağlarını yönetenlerin dünyasıdır. Kooperatifler ve kamusal planlama olmadan bu model, küçük üreticiyi dışarı iter. Üretici kendi toprağında çalışmaya devam eder ama karar masasından tamamen silinir. Teknoloji üreticinin lehine örgütlenmiş kamusal politika ile birleşmezse, verimi artırırken güç yoğunlaşmasını da artırır.

DEVLETİN ROLÜNDEKİ DEĞİŞİM

Son 20–25 yılda tarım politikası özetle şöyledir: – Üreticiyi koruyan mekanizmalar zayıflatıldı. – Fiyat istikrarı piyasalara bırakıldı. – “Bulamazsak ithal ederiz” yaklaşımı normalleştirildi. Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 3,7 büyürken tarımın yüzde 12,7 küçülmesi; bütün sektörler büyürken sadece tarımın daralması, sorunun çiftçide değil, tarımı kıskaca alan mevcut yapıda olduğunu açıkça gösteriyor. Bu yaklaşım üç mesaj verir: 1. Üreticiye: “Yerine başkasını bulurum.” 2. Market zincirlerine: “Bu alanı siz düzenleyin.” 3. Topluma: “Serbest piyasa en ucuzu bulur.” Bugün tablo net: – Fiyat ucuz değil, – Üretici güçlü değil, – Tüketici korunmuş değil. Ama birileri memnun: Değer zincirinin tepesinde olanlar.

ASIL SORUYU YENİDEN KURMAK

Bu ülkenin geleceğini artık “domates kaç lira?” sorusuyla açıklayamayız. Asıl soru şudur: Bu ülkenin sofralarını yarın kim besleyecek? Küçük üretici mi, ithalat rejimi mi, zincir market ağları mı? Eğer cevap: – Üretici örgütlenir, – Kooperatifler güçlenir, – Kamu planlama yapar, – Zincir marketler regüle edilip denetim altına alınırsa  Bu, gıda egemenliğine giden yoldur. Ama eğer: “Küçük üretici verimsiz; biz çözeriz” anlayışı hâkim olursa, büyüyen şey üretim değil bağımlılık olur.

BU ÇIKIŞ NEREYE AÇILIYOR?

Özgür Tort’un çıkışı bir eşiği işaret ediyor. Bu eşik iki şekilde kullanılabilir: 1. Mevcut sistemi meşrulaştırmak için: “CEO bile verimlilikten bahsediyor, büyükler büyüsün.” 2. Sistemi sorgulamak için: “Madem zincirin tepesindeki aktör bile alarm veriyor, sorun üreticide değil yapının kendisindedir. Üreticinin örgütsüz, kooperatiflerin zayıf, zincir marketlerin denetimsiz, devletin ise yalnızca “destek açıklayan” konumda kaldığı bir yerde hiçbir teknoloji bizi gıda egemenliğine götürmez. Türkiye’nin sofrasını gerçekten güvenceye almak için şu soruyla yüzleşmeliyiz: Gıdanın sahibi kim olacak: sermaye zinciri mi, üreten halk mı? Bu soru sorulmadan yapılan her tartışma, en fazla etiketi değiştirir; yapıyı değiştirmez. ERKAN ERDEM
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.