Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kırk yıl sonra aynı ders: Birleşen kazanır

Yazının Giriş Tarihi: 22.07.2026 12:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 13:07

Silivri'de bir salon inşa ediliyor. Binlerce kişilik. Sanıkların dışarıdan görülmeden geçebilmesi için tüneli var, cezaevi yerleşkesinin tam ortasında oturuyor. Bir mahkeme salonundan çok, bir sahne bu. Adaletin gölgesinde gücün kendi kendine izlettiği bir dekor izlenimi veriyor. Bu bina bir tesadüf olmayabilir, akla gelen ilk soru şu: Görünmeden yargılamak, görünmeden kapatmak, görünmeden yok saymak mı isteniyor?

Zincir uzuyor

19 Mart'ta İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla başlayan hat, tek bir isimle sınırlı kalmadı. Birçok belediye başkanından sonra en son 14 Temmuz'da Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner gözaltına alındı, Özgür Özel bunu Ankara'daki operasyonun ilk adımı olarak nitelendirdi ve sürecin İstanbul'dan başlayıp şimdi başkente taşındığını söyledi. Zincirin her halkası ayrı bir isim, ayrı bir şehir, ayrı bir dava dosyası taşıyor görünüyor. Ama desen aynı. Belediye başkanları tek tek düşürülürken, düşürülenler arasında ortak bir cephe kurulmazsa, her tutuklama bir sonrakini kolaylaştırıyor.

Yeni mevzi mi, yeni bölünme mi

CHP'nin içindeki tablo da sadeleşmek yerine karmaşıklaşıyor. Mutlak butlan kararıyla genel başkanlıktan uzaklaştırılan Özel, yerine geçen Kılıçdaroğlu'nun kayyım atanmasının daha iyi olacağı yönündeki değerlendirmesine, yetki sınırının kayyımda daha dar olacağını hatırlatarak karşılık verdi.

Aynı hafta içinde Özel, temmuz sonu ya da ağustos başında resmiyete dökülecek bir yeni parti hazırlığını da doğruladı.

Burada iki okuma tartışılıyor ama veriler birini daha güçlü kılıyor. Bölünme senaryosu kağıt üzerinde duruyor, çünkü kayyım yönetimiyle hukuki olarak kilitlenmiş bir CHP'de kalmanın pratik bir karşılığı yok, yetki devredilmiş, kongre yolu tıkanmış, örgüt iradesi devre dışı bırakılmış durumda.

Asıl güçlü okuma ikincisi, bu bir yeniden konumlanma. Özel'in tabanı, kayyımın çizdiği sınırların dışına taşıyarak toplumsal desteği canlı tutmayı seçiyor, tükenmeyi değil. Yeni oluşumun kaderini tek bir şey belirleyecek, Özel-İmamoğlu-Yavaş hattının dağılmadan bu yeni çatı altında buluşup buluşamayacağı. Bu üçü aynı safta kalırsa, yeni parti bir bölünme değil, kayyımın elinden alınan bir mevzinin başka bir yerde yeniden kurulması olur.

Kontrollü muhalefetin mimarisi

Siyaset bilimci Berk Esen'in son günlerde altını çizdiği tespit tam da burada devreye giriyor. Hedef muhalefeti tamamen yok etmek değil, ona itiraz gücü olmayan, kontrollü bir rol biçmek. Bu planın önündeki tek gerçek engel belli, Özel, İmamoğlu ve Yavaş üçlüsünün aynı hatta durması. Bu yüzden farklı toplumsal gruplar farklı isimlere yamanmaya çalışılıyor, Kürt seçmene bir isim, Alevi seçmene başka bir isim öne çıkarılarak. Muhalif siyasetçilere düşen görev, tam da burada, muhalif seçmeni lidersiz ve adaysız bırakmamak.

Ortak yoksulluk, ayrı kanallar

Bu ayrışmanın üzerine oturduğu toplumsal zemin de tek renkli değil. Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi'nin temmuz raporuna göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin 324 liraya, yoksulluk sınırı ise 119 bin 330 liraya yükseldi. Rakamlar sınır tanımadan artmaya devam ediyor. Bu veri kendi başına bir siyasi program değil, ama şunu gösteriyor, mutfaktaki öfke toplumun neredeyse tamamına yayılmış durumda. Sorun, bu öfkenin sandıkta mı sokakta mı, hangi örgütlü hatta karşılık bulacağı. Dağınık kalırsa, her kesim kendi mağduriyetini tek başına taşır ve tek başına yorulur.

Parlamentonun ötesi

BirGün yazarı Önder İşleyen, geçtiğimiz haftalarda kaleme aldığı bir yazıda meselenin özünü farklı bir açıdan koydu ortaya. Parlamento eksenli kurumsal siyaset alanı büyük ölçüde tıkandığında, siyasetin ağırlık merkezinin toplumsal alana kaymasının artık bir tercih değil, bir gereklilik olduğunu yazdı.

İşçisinden öğretmenine, emeklisinden köylüsüne kadar herkesin kendi hak mücadelesini ayrı ayrı yürüttüğü bu dönemde, asıl ihtiyacın bu dağınık enerjiyi tek bir toplumsal mücadele hattında birleştirmek olduğunu savundu. Ona göre muhalefetin gerçek görevi, tek bir ismin başka bir isme karşı yarıştığı dar bir çerçeveyi aşıp demokratik hak ve özgürlükler etrafında ortak bir mücadele zemini kurmak.

Tarihin gösterdiği

Bölünen kaybeder, birleşen kazanır. Bunu teoriden değil, tarihten biliyoruz.

1988'de Şili'de on yedi ayrı muhalif parti, ideolojik farklarını bir kenara bırakıp Hayır İçin Taraflar Koalisyonu adı altında birleşti. Kampanya yöneticisi Rene Saavedra, herkesi şaşırtan bir tercih yaptı, geçmişin acılarını anlatmak yerine geleceğin umudunu anlattı. Kararsız seçmeni ikna etmeye odaklanan, öfke değil umut satan bir kampanya yürüttüler. 5 Ekim 1988'de Şili halkı yaklaşık yüzde 55 Hayır oyuyla on beş yıllık diktatörlüğün fiilen sonunu getirdi. Kazandıran şey silah değildi, ortak zeminde durabilme becerisiydi.

Aynı yıllarda Polonya'da bambaşka bir mayalanma vardı. Gdansk tersanesinde işçilerin 1980'de kurduğu Dayanışma Sendikası, kısa sürede on milyon üyeye ulaştı. İşçisi, çiftçisi, aydını, kilisesi, hepsi aynı çatı altında toplandı. Askeri rejim 1981'de sıkıyönetimle hareketi ezmeye çalıştı, ama örgütlenme yer altında hayatta kaldı. 1989'da yapılan yarı serbest seçimlerde parlamentoda kazanabilecekleri her koltuğu kazandılar.

Ders aynı ders. Bölünen küçülür, birleşen zamanı kendinden yana çalıştırır.

Türkiye'nin kendi hafızasında da bu ders yazılı. Emek hareketinin en güçlü olduğu anlar, hep sınıf, kimlik ve siyasi çizgi farklarının geride bırakıldığı anlar oldu.

Bugün İznik'te göl kuruyor diye feryat eden çiftçiyle, Bursa'da fabrikası kapatılan işçi aynı iktisadi çöküşün iki yüzü. İkisini de ayrı ayrı susturmak kolay, ikisi birlikte konuştuğunda susturmak zor.

Ankara'dan umut verici bir örnek

Bu ders, uzak coğrafyalarda ve eski kitaplarda kalmıyor, geçen ay Ankara'da sahneye çıktı. 21 Haziran'da üç ayrı sendika aynı salonda buluştu, Tüm Emeklilerin Sendikası, DİSK'e bağlı Dev Emekli-Sen ve Emekli Meclisleri Sendikası. Çalıştayın adı Emeklilerin Ortak Geleceği idi, çıktısı bir platform oldu, Emekli Sendikaları Platformu.

Üç farklı çizgiden gelen bu yapılar, on sekiz milyonu aşkın kişi adına tek bir talep etrafında birleşti, en düşük aylığın yoksulluk sınırının yarısı kadar olması. 3 Temmuz'da bu talep, ülkenin dört bir yanındaki meydanlarda tek ağızdan yükseldi. Yıllardır parçalı ve zayıf olmakla eleştirilen bir hareket, birkaç haftada birleşmenin nasıl yapılacağını gösterdi.

Farklı çatı, ortak talep, tek ses. Silivri'de inşa edilen tünel neyi başaramadıysa, Ankara'daki o konferans salonu tam olarak onu başardı.

Önümüzdeki altı ay

Peki şimdi ne olur? Üç ihtimal var önünde.

Birincisi, ayrışmanın derinleşmesi. Yeni parti tartışması CHP tabanını böler, kayyım yönetimi bu bölünmeden güç devşirir, Kürt ve Alevi seçmen ayrı kanallara çekilerek toplumsal muhalefet parçalanır. Bu senaryoda erken seçim, muhalefetin en dağınık olduğu bir ana denk getirilmeye çalışılır.

İkincisi, mevcut çatışmanın donması. Ne kayyım yönetimi tam meşruiyet kazanır ne yeni parti girişimi netleşir. Türkiye, toplumsal enerjinin sokakta biriktiği ama siyasi karşılık bulamadığı bir belirsizlik dönemine girer. Bu, en olası ama en verimsiz ihtimal.

Üçüncüsü, tam da bu yazının iddia ettiği yol. Yeni parti girişiminin bir bölünme değil bir konsolidasyon aracına dönüşmesi, Özel-İmamoğlu-Yavaş hattının dağılmadan yeniden konumlanması, emekli platformunda görüldüğü gibi kadın hareketinden öğrenci topluluklarına uzanan bir cephenin, ekonomik çöküşü ortak payda yaparak toplumun geniş kesimlerini kapsayacak bir dil kurması. Şili'nin, Polonya'nın ve Ankara'daki o çalıştayın gösterdiği şey, bu üçüncü yolun ütopya olmadığı. Sadece disiplin, sabır ve liderlerin egosunu geride bırakma cesareti istiyor.

Kırk yıl sonra

Otuz sekiz yıl önce Santiago'da, otuz yedi yıl önce Gdansk'ın tersane işçileri arasında öğrenilen ders aynı, baskı altındaki bir toplum farklılıklarını bir kenara bırakıp ortak bir hatta durabildiğinde kazanıyor, dağınık kaldığında kaybediyor. Silivri'deki o görünmeyen tünel de aynı hesabın parçası, görünmeden bölmek, görünmeden yalnızlaştırmak.

Sınavın adı belli, birleşen kazanır.

ERKAN ERDEM

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.