Yeni Parti'nin ilçe binasının kapısı henüz açılmadan sırada bir çift bekliyor. Kadın erkek yan yana, ellerinde nüfus cüzdanları, üyelik formunu daha görmeden heyecanlı duruyorlar. Köyden kalkıp gelmişler, kapı açılınca ilk onlar girecek. Biri diğerine soruyor, "eksik bir şey yok dimi?"
Bu görüntü, Ankara'daki disiplin kurulu yazışmalarından çok daha fazlasını anlatıyor aslında. Çünkü orada masa başında koltuk hesabı yapılırken, burada insanlar yep YENİ bir partiye inanmanın heyecanını taşıyor.
Ahmet abi sırada, elinde kimlik kartıyla bekliyor. Otuz yılı aşkın süredir tek bir kapıya bağlı kalmış bir adam o, Doğru Yol Partisi'nden başka bir partiye bugüne kadar üye olmamış. Şimdi elindeki kalemi çevirip duruyor, sanki imza değil vasiyet yazacak. "Ben Doğru Yol'dan başka partiye üye olmadım" diyor, sesi biraz titrek. Bu cümle kolayca söylenir ama arkasındaki hesaplaşma kolay değil. Bir ömür boyu taşınan bir aidiyeti bırakmak, ancak karşındaki güven kadar büyük bir boşluk açtığında mümkün olur.
Aynı gün, ilçenin başka bir köşesinde Fatma abla postaneye gidiyor. Ayağı kırık, koltuk değneğiyle yürüyor. Önce e-devlet şifresi alacak, sonra CHP'den istifasını verecek. Yürüdüğü o birkaç yüz metre, yıllarca emek verdiği bir partide artık yabancı hissetmenin fiziksel karşılığı.
Kimse onu bu yola zorlamıyor, kimse onu bu sıraya sokmuyor. Kendi isteğiyle, kendi ayağıyla, kırık da olsa gidiyor. Bir kadın için bu kadar açık bir tercih, üstündeki alçıdan daha ağır bir yük taşıyor demektir.
Hasan abi ise üye kaydını yaptırırken tek bir şey istiyor, sandıkta görev. Sağlığı kanserle mücadele ederken bile seçim günü orada olmak istiyor. Bu bir görev talebinden fazlası, bir varoluş biçimi. Vücudu ona izin vermediği bir günde bile emek vermek isteyen bir insan varsa ortada, o partiye "niye kuruldunuz" diye sormanın artık pek bir anlamı kalmıyor. Cevabı zaten Hasan abi veriyor.
Şimdi yukarı, Ankara'ya bakalım. Butlan yönetimi 25 Ağustos'ta Yargıtay'daki temyiz başvurusunu geri çekti. Ardından, adli tatilin bitmesine üç gün kala, seçilmiş Parti Meclisi üyelerinin de aralarında bulunduğu 49 kişiyi kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk etti.
Zamanlama tesadüf değil. Yargıtay tedbiri kaldırıp butlan yönetimini görevden uzaklaştırabilir ihtimaline karşı atılmış bir sigorta hamlesi bu. Dün "tedbir var, kurultay yapamıyoruz" diyenler, bugün göreve dönme ihtimali olan seçilmiş isimleri kapı dışarı ediyor. Mesele kurultay değilmiş demek ki, mesele koltuğu bırakmamakmış.
Rakamlar da bu tabloyu doğruluyor. YENİ Parti'nin üyelik süreci başlayalı henüz on beş gün olmuş, buna rağmen 503 bin 27 kişi üye kaydını tamamlamış. Üstelik bu üyelik köy meydanında elden değil, çoğunlukla online yapılıyor, kredi kartı bilgisi girmek gibi sıradan vatandaşı caydırmaya yetecek bir eşiği aşarak.
Kapıya gelip elle imza atmak bile bir emek ister, ekrana kredi kartı numarası girmek ayrı bir güven meselesidir. Buna rağmen on beş günde yarım milyonu aşan bir rakamdan bahsediyoruz. İlginç olan şu: bir e-devlet şifresinden ve bir kredi kartı formundan bu kadar korkmayan bir üye profili bugüne daha hiç görülmedi.
İşte tam burada iki manzara çarpışıyor. Bir yanda formu titreyen elle imzalayan Ahmet abi, kırık ayağıyla postaneye yürüyen Fatma abla, hastalığına rağmen sandıkta görev isteyen Hasan abi.
Öte yanda, bir mahkeme kararının önünü kesmek için insan tasfiye eden bir yönetim. Biri bir yere yeniden inanmaya çalışıyor, diğeri elindekini kaybetmemek için çırpınıyor. Bu ikisi aynı ülkede, aynı hafta, birbirinden habersiz yaşanıyor ama aslında tam olarak birbirinin sonucu.
CHP ganimet değildir. İşgalin hukuku olmaz, yağmacıların siyaseti olmaz, korsanların limanı olmaz. Bunlar söylenmiş sözler artık, tekrar etmeye gerek yok. Asıl söylenmesi gereken şu: postanede e-devlet şifresi kuyruğu uzarken, köy meydanında üyelik heyecanı büyüyor. Ankara'daki disiplin kurulları bu tabloyu okuyamıyor, çünkü onların derdi tüzük maddesi, bu insanların derdi ise bir yere yeni'den inanabilmek.
Gelen bir dip dalgası ve buna kimse dayanamaz. Ne butlan kararı, ne YDK sevki, ne de üç gün önce imzalanan bir ihraç listesi. Çünkü bu dalga koltuktan değil, doğrudan sokaktan geliyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Erkan Erdem / Köşe Yazarı
Kırık ayakla gelen dip dalgası
Yeni Parti'nin ilçe binasının kapısı henüz açılmadan sırada bir çift bekliyor. Kadın erkek yan yana, ellerinde nüfus cüzdanları, üyelik formunu daha görmeden heyecanlı duruyorlar. Köyden kalkıp gelmişler, kapı açılınca ilk onlar girecek. Biri diğerine soruyor, "eksik bir şey yok dimi?"
Bu görüntü, Ankara'daki disiplin kurulu yazışmalarından çok daha fazlasını anlatıyor aslında. Çünkü orada masa başında koltuk hesabı yapılırken, burada insanlar yep YENİ bir partiye inanmanın heyecanını taşıyor.
Ahmet abi sırada, elinde kimlik kartıyla bekliyor. Otuz yılı aşkın süredir tek bir kapıya bağlı kalmış bir adam o, Doğru Yol Partisi'nden başka bir partiye bugüne kadar üye olmamış. Şimdi elindeki kalemi çevirip duruyor, sanki imza değil vasiyet yazacak. "Ben Doğru Yol'dan başka partiye üye olmadım" diyor, sesi biraz titrek. Bu cümle kolayca söylenir ama arkasındaki hesaplaşma kolay değil. Bir ömür boyu taşınan bir aidiyeti bırakmak, ancak karşındaki güven kadar büyük bir boşluk açtığında mümkün olur.
Aynı gün, ilçenin başka bir köşesinde Fatma abla postaneye gidiyor. Ayağı kırık, koltuk değneğiyle yürüyor. Önce e-devlet şifresi alacak, sonra CHP'den istifasını verecek. Yürüdüğü o birkaç yüz metre, yıllarca emek verdiği bir partide artık yabancı hissetmenin fiziksel karşılığı.
Kimse onu bu yola zorlamıyor, kimse onu bu sıraya sokmuyor. Kendi isteğiyle, kendi ayağıyla, kırık da olsa gidiyor. Bir kadın için bu kadar açık bir tercih, üstündeki alçıdan daha ağır bir yük taşıyor demektir.
Hasan abi ise üye kaydını yaptırırken tek bir şey istiyor, sandıkta görev. Sağlığı kanserle mücadele ederken bile seçim günü orada olmak istiyor. Bu bir görev talebinden fazlası, bir varoluş biçimi. Vücudu ona izin vermediği bir günde bile emek vermek isteyen bir insan varsa ortada, o partiye "niye kuruldunuz" diye sormanın artık pek bir anlamı kalmıyor. Cevabı zaten Hasan abi veriyor.
Şimdi yukarı, Ankara'ya bakalım. Butlan yönetimi 25 Ağustos'ta Yargıtay'daki temyiz başvurusunu geri çekti. Ardından, adli tatilin bitmesine üç gün kala, seçilmiş Parti Meclisi üyelerinin de aralarında bulunduğu 49 kişiyi kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk etti.
Zamanlama tesadüf değil. Yargıtay tedbiri kaldırıp butlan yönetimini görevden uzaklaştırabilir ihtimaline karşı atılmış bir sigorta hamlesi bu. Dün "tedbir var, kurultay yapamıyoruz" diyenler, bugün göreve dönme ihtimali olan seçilmiş isimleri kapı dışarı ediyor. Mesele kurultay değilmiş demek ki, mesele koltuğu bırakmamakmış.
Rakamlar da bu tabloyu doğruluyor. YENİ Parti'nin üyelik süreci başlayalı henüz on beş gün olmuş, buna rağmen 503 bin 27 kişi üye kaydını tamamlamış. Üstelik bu üyelik köy meydanında elden değil, çoğunlukla online yapılıyor, kredi kartı bilgisi girmek gibi sıradan vatandaşı caydırmaya yetecek bir eşiği aşarak.
Kapıya gelip elle imza atmak bile bir emek ister, ekrana kredi kartı numarası girmek ayrı bir güven meselesidir. Buna rağmen on beş günde yarım milyonu aşan bir rakamdan bahsediyoruz. İlginç olan şu: bir e-devlet şifresinden ve bir kredi kartı formundan bu kadar korkmayan bir üye profili bugüne daha hiç görülmedi.
İşte tam burada iki manzara çarpışıyor. Bir yanda formu titreyen elle imzalayan Ahmet abi, kırık ayağıyla postaneye yürüyen Fatma abla, hastalığına rağmen sandıkta görev isteyen Hasan abi.
Öte yanda, bir mahkeme kararının önünü kesmek için insan tasfiye eden bir yönetim. Biri bir yere yeniden inanmaya çalışıyor, diğeri elindekini kaybetmemek için çırpınıyor. Bu ikisi aynı ülkede, aynı hafta, birbirinden habersiz yaşanıyor ama aslında tam olarak birbirinin sonucu.
CHP ganimet değildir. İşgalin hukuku olmaz, yağmacıların siyaseti olmaz, korsanların limanı olmaz. Bunlar söylenmiş sözler artık, tekrar etmeye gerek yok. Asıl söylenmesi gereken şu: postanede e-devlet şifresi kuyruğu uzarken, köy meydanında üyelik heyecanı büyüyor. Ankara'daki disiplin kurulları bu tabloyu okuyamıyor, çünkü onların derdi tüzük maddesi, bu insanların derdi ise bir yere yeni'den inanabilmek.
Gelen bir dip dalgası ve buna kimse dayanamaz. Ne butlan kararı, ne YDK sevki, ne de üç gün önce imzalanan bir ihraç listesi. Çünkü bu dalga koltuktan değil, doğrudan sokaktan geliyor.