Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kirazlıyayla: Felaket bitmedi, sadece üstü örtülmek isteniyor

Yazının Giriş Tarihi: 10.02.2026 11:11
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.02.2026 11:53

Kirazlıyayla’da olan biteni bir “kaza” diye anlatmak kolay. Bir kelimeyle kapatıp geçmek, dosyayı raflara kaldırmak, kamuoyunun dikkatini başka yere çevirmek…

Ama sahaya baktığınızda, o kelime yetmiyor. Çünkü burada mesele bir anlık bir patlama değil. Mesele, yıllar boyunca biriken bir ihmalin sonunda doğanın artık taşımayı reddetmesidir.

Kirazlıyayla’da yaşayanların anlatacak çok şeyi var. Son günlerde duyduklarımız, gördüklerimiz, sorularımızın cevapsız kalışı bile başlı başına bir tablo. Atık barajı yıkılmadan önce biriken sıvıların su pompalarıyla dereye boşaltıldığı söyleniyor mesela. Ama bunu doğrulayacak şeffaf bir açıklama yok.

Kirazlıyayla’daki atık barajının çökmesiyle birlikte kimyasal ve ağır metal içerikli atıklar dere yatağına yayıldı. Haber kaynakları, bu atıkların Sarıyar Deresi üzerinden Yenişehir Ovası’na doğru taşınma riskini açıkça yazdı. Bu, sadece bir köyün sorunu değil. Bu, ovaya açılan bir hat demek. Tarıma, suya, hayata açılan bir hat.

Kirazlıyayla’da artık yağmur, sadece yağmur değil. Çünkü herkes biliyor ki her sağanak, dere yatağındaki atıkları biraz daha hareket ettirebilir. Bu nedenle burada yağış, mevsimsel bir olay olmaktan çıkmış durumda; insanlar için yeni bir risk başlığı haline gelmiş durumda.

Yenişehir Ovası’nda çiftçilerin kaygısı da bu tablonun bir parçası. “Bu toprak zehirlenirse biz ne ekeceğiz?” diye soruyorlar. Daha doğrusu, başka bir soruyu da ekliyorlar: “Ektiğimizi kim alacak?” Çünkü mesele sadece üretmek değil; ürettiğin şeyin güvenilir kalması. Bir ovada güven kaybolduğunda, kayıp sadece bugünün mahsulü olmuyor.

Bakanlık “faaliyetleri durdurduk” dedi. Peki sahada ne var?

Kepçenin bile zor girebildiği bir dere yatağında binlerce ton atığın taşınacağı, geçici olarak başka bir alana yığılacağı, sonra barajın “tamir edilip” atıkların tekrar geri taşınacağı gibi bir plan dolaşıyor. Bu planın adı müdahale değil; kimyasal atıkları oradan oraya taşıyıp durarak hem rüzgarla hem yağmurla daha geniş bir alana yayılmasına yol açacak, sorunu çözmek yerine büyütecek bir belirsizliktir.

Bugün gelinen noktada atıklar dere yatağında kontrolsüz biçimde bekliyor. Taşımak zaten mümkün görünmüyor. Muhtemelen bir süre sonra üzeri toprakla örtülecek. Dereye basit bir set yapılmış ama biriken kirli suyun tahliyesi bahanesiyle bir boru aracılığıyla atık ve kirli su yeniden dereye salınıyor. Patlayan bölgeye taşlarla set yapmaya çalışıyorlar, fakat yağmur yağdıkça taşlar aşağı kayıyor. Yani felaket durmuyor. Sadece görüntüsü değiştiriliyor.

Ve en kritik noktalardan biri şu: Atık barajından dereye akan bu zehirli akıntı için sahada bir koruma bandı hazırlanmış değil. Dere yatağı izole edilmiş değil. Suya karışan atık için acil bir setleme ve yayılımı durdurma planı görülmüyor. Bakanlık yetkililerinin numune alıp almadığı bile net değil. Numune alındıysa nereden alındı, hangi laboratuvarda analiz edildi, sonuçları ne? Kamuoyu bunları bilmiyor.

Bu yazıyı yazarken haberlerde Bursa Büyükorhan’da yoğun yağmurun ardından sel olduğu yazıyordu. Doğanın ne kadar hızlı değişebildiğini, suyun bir anda nasıl yıkıcı bir güce dönüşebildiğini tekrar gördük. Şimdi düşünün: Kirazlıyayla’da kısmi patlayan bu atık barajı, benzer bir sağanakta tamamen yıkılsa ne olacak?

O bölgede yaşayan insanların can ve mal kaybına uğramaması mümkün değil. Yani ikinci bir İliç faciası an meselesi.

Bu sadece bir çevre felaketi değil, aynı zamanda açık bir yaşam güvenliği tehdididir.

Felaketin üzerine “onarım” etiketi yapıştırıp zamana yaymak, aslında daha büyük bir yıkımın davetiyesidir.

Burada en acı gerçek şu: Bu iş bugünün meselesi değil. Kirazlıyayla yaşayanlar, bilim insanları, çevre savunucuları yıllardır uyardı. Meslek odaları risk dedi. Davalar açıldı. Bursa Barosu, 2019’daki ÇED olumlu kararından itibaren sürecin hukuki boyutlarını ayrıntılı biçimde anlatıyor. Yani kimse “bilmiyorduk” diyemez. Bu felaket göz göre göre geldi.

Ağır metal dediğiniz şey, toprakta kalır. Suya karışır. Gıda zincirine girer. Bu nedenle mesele sadece dere yatağını “temizledik” demekle bitmez. Numuneler nereden alındı? Analizleri kim yaptı? Sonuçlar neden kamuoyuna açıklanmıyor? Bağımsız bir bilimsel heyet sahada mı? Bunların hiçbiri net değil.

Kirazlıyayla’da regülasyonun da denetimin de kâğıt üzerinde kaldığını görüyoruz. Kurallar var ama işlemiyor. Denetim var ama geç geliyor. Yaptırım var ama açıklamadan ibaret kalıyor. Sonra da doğaya “sabret” deniyor.

Oysa doğa sabretmez. Yağmur yağınca heyelan bölgesinde olmaması gereken atık barajı patlar, tonlarca kimyasal atık akar.

Kirazlıyayla’da mesele basit bir “doğal afet" meselesi değil. Bu bir kamu yönetimi krizidir. Bu bir çevre suçu dosyasıdır. Ve bu dosya, üstü örtülerek kapanmaz.Burada kapanması gereken Maden ve flotasyon tesisidir.

Atık barajları rehabilite edilmeli, maden ocak kısmına gelişi güzel dökülen, üstü toprakla örtülmeye çalışılan alanlar temizlenmelidir.

Bu felaketin hesabı verilmeden, bu hikaye bitmez.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.