Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Aynı maaş, farklı hayat: Çok boyutlu yoksulluk nedir?

Yazının Giriş Tarihi: 05.11.2026 14:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.11.2026 14:52

Cumartesi pazarı, öğleye doğru. Yaşlıca bir çift mandalina tezgahının önünde duruyor. Adamın elinde patates ve soğan dolu bir poşet var. Tezgahtar bir dilim uzatıyor.
— Tadına bak abla, bu hafta tatlı.

Kadın almıyor. Tadına bakıp almamanın ayıp olacağını biliyor. Eşinin koluna dokunuyor, sesini alçaltıyor.
— Paramız kaldı mı? Meyve alabilir miyiz?
Adam cebindeki parayı bir kez daha sayıyor. Cevap uzun sürüyor, çünkü cevap hesaba bağlı. Poşet daha eksik, mandalina hesapta yok. İkisi de sessizce tezgahtan uzaklaşıyor. Resmi kayıtta bu hane belki yoksul bile sayılmıyor. Maaş yatıyor çünkü.

Aynı rakam, farklı yaşamlar

Gelire dayalı ölçüm dürüst bir yöntemdir ama tek bir soruya cevap verir. Kaç lira var? Evin ısınıp ısınmadığını, çocuğun internete ulaşıp ulaşamadığını, kadının sofraya et koyup koyamadığını sormaz. Aynı maaşı alan iki komşu düşünün. Biri kendi evinde oturuyor, öteki kirada. Birinin sağlığı yerinde, ötekinin evinde bakım bekleyen biri var. Ölçüm ikisine de aynı rakamı yazar. Hayatları aynı değildir.

Çok boyutlu yoksulluk nedir?

Açık Alan Derneği'nin Çok Boyutlu Yoksulluk bilgi notu bu farkı anlatıyor. Çok boyutlu yoksulluk, birinin kaç lira kazandığına değil, hangi temel haklara erişemediğine bakmak demek. Eğitim, sağlık, barınma, enerji, bakım, sosyal hayata katılım. Rapor bunu Amartya Sen'in yaklaşımına dayandırıyor. Önemli olan elindeki para değil, o parayı insanca bir yaşama çevirebilmek.

Ulus'ta günlüğü 350 liraya yaşam

Geçen kış Ankara Ulus'tan gelen haberler bu çevirinin nerede tıkandığını gösterdi. Gazete Oksijen'de Mine Şenocaklı'nın imzasıyla yayımlanan haberde, geçim sıkıntısı yaşayan emekliler günlüğü 200 liradan başlayan otel odalarında kalıyordu. Bir memur emeklisi odasına gecelik 350 lira ödüyordu. Kiralar artınca evden çıkmak zorunda kalmış, üç yıldır otellerde yaşıyordu.

Gündüzleri parklarda mendil satan ya da bir işte çalışan emekliler, akşam otele dönüyordu. Odaların çoğunda tuvalet ve banyo yoktu. Katlardaki ortak tuvalet için sıra bekleniyor, banyo için kişi başı 100 lira veriliyordu. 52 ve 76 yaşındaki iki adam iki kişilik bir odayı paylaşıyor, günlüğü 700 lirayı bölüşüyordu.

On üç yıldır otel köşelerinde yaşayan 73 yaşında bir adam da vardı. Akşam yemeği ince bir dilim beyaz peynir ve ekmekti. Ağladığını görmesinler diye koşar adım odasına gitti.

Çevremizde var mı?

Yoksulluk yalnızca Ulus'ta ya da pazarda değil, sokağımızda da. Bunu sosyal medyada gördüğüm bir paylaşım hatırlattı. Çok kötü koşullarda, virane bir evde yaşayanlar için ikinci el eşya aranıyordu. Altındaki yorumlardan biri aklımda kaldı.

"Çevremizde böyle evler hala var mı ya," diye soruyordu.
Bence yerinde bir soru, üstelik içten. İnsan okuduğu hikayenin yaşandığı yeri kendi mahallesinde arıyor, bulamıyor ve soruyor.

Çoğumuz aynı soruyu sorardık.

Komşumuzun evinin ısınıp ısınmadığını, dolapta ne olduğunu çoğu zaman bilmiyoruz. Bilmemek kötü niyet değil. Herkes kendi işine yetişmeye çalışıyor.

Rapor bu uzaklığı sosyal dışlanma başlığında ele alıyor. Yoksulluk yaşayan kişi arkadaşlık ve sosyal ilişkilerden geri çekilebiliyor, utanç ve damgalanma yaşayabiliyor. Geri çekilen kişi komşusunun gözünden de uzaklaşıyor. O paylaşımı yapanlar bu uzaklığı kısaltmaya çalıştı. Ama her mahallede biri çıkıp eşya toplayacak diye bir kural yok. Bu yüzden görmek iyi niyete bırakılmamalı.

Yoksunluklar birbirini besliyor

Rapora göre yoksunluklar tek tek yaşanmıyor. Gelir kaybı gıdaya ve güvenli barınmaya erişimi zorlaştırıyor, sağlıksız barınma hastalık riskini artırıyor, hastalık çalışma gücünü ve geliri eritiyor. Gelir azalınca döngü başa dönüyor.

Bedelini en çok çocuklar ödüyor. TÜİK'in 2025 verilerine göre çocukların yüzde 36,8'i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Dünyada ise 1,1 milyar insan akut çok boyutlu yoksulluk içinde yaşıyor ve yarısından fazlası çocuk.

Türkiye'de ölçüm eksik

Türkiye bu küresel hesapta yok. Rapora göre UNDP, yeterli ve karşılaştırılabilir veri bulunmadığı için Türkiye'yi 2024 küresel endeksine alamamış. TÜİK farklı göstergeler yayımlıyor ama aynı hanenin aynı anda yaşadığı yoksunlukları tek bir endekste birleştiren resmi bir Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi yok. Dünya bu hesabı yapıyor, biz henüz yapmıyoruz.

Rapor ne öneriyor?

Ulusal bir endeks, yaş, cinsiyet, engellilik ve bölge kırılımlı veri, çocuk yoksulluğu için ayrı izleme. En işe yarar olanı erken uyarı. Kira yükü, tahliye riski, fatura kesintisi, gıda güvencesizliği gibi işaretler ağır yoksunluk oluşmadan devleti harekete geçirmeli. Yani kapı, kadın pazarda soru sormak zorunda kalmadan önce çalınmalı.

Sorunun cevabı

Pazarda her şeyin fiyatı yazılı. Yoksulluğun adresi yazılı değil. Çevremizde bu kadar yoksul var mı diye soran yorum doğru yerden soruyordu. Cevap, o paylaşımın kendisinde. Var.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.