Onlarca milyar liralık bütçenin neden kullanılmadığını, yangınlara müdahale etmekle görevli işçilerin neden korumasız olduğunu, ormanların neden her yıl aynı şekilde yok olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu yazı, sadece alevlerin değil; kurumsal ihmallerin, siyasi tercihlerle şekillenen kriz yönetiminin ve göz göre göre gelen felaketlerin iç yüzünü ortaya koyuyor. Gerçekler dramatik değil, sistematik. Ve bu sistemde kimsenin "habersizim" deme lüksü kalmadı.
Her yıl yaz ayları geldiğinde Türkiye’nin gündeminde tekrar eden bir felaket belirir: orman yangınları. Ancak bu yangınlar yalnızca doğanın yitimi değil; devlet aklının, kamusal önceliklerin ve insan hayatının ne ölçüde geri plana itildiğinin açık göstergesidir. Bu yıl yaşanan yangınlar, özellikle Antalya ve Eskişehir’deki olaylarla birlikte, sadece ormanların değil; kamu yönetiminin de yanmakta olduğunu gözler önüne serdi. Sorunun yalnızca meteorolojik koşullara veya iklim krizine indirgenmesi, bu yapısal çöküşün üzerini örten kolaycı bir söylemdir. Gerçekler daha derin ve daha sistematiktir.
Yangınla değil, yetersizlikle mücadele
Türkiye orman yangınlarına karşı istikrarlı bir şekilde hazırlıksızdır. Oysa bu bir sürpriz değil, tekrarlayan bir gerçekliktir. Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü'nün (OGM) verilerine göre yangınların en yoğun yaşandığı dönem Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Bu bilgi yıllardır sabittir. Buna rağmen 2023 ve 2024 yıllarında ormanlara yönelik koruyucu bakım faaliyetleri büyük ölçüde azaltılmış, bütçeden ciddi kesintiler yapılmıştır. Kuru dalların ve çalıların temizlenmemesi, orman zeminlerinin yanıcı maddeyle dolu hale gelmesine neden olmuştur. Yani yangın çıkmadan önce alınması gereken önlemler, “ödenek yokluğu” bahanesiyle ihmal edilmiştir.
Örneğin OGM, Şubat ayında resmi bir yazı göndererek orman yolu yangın şeritlerinin bakım ve onarım ihalesini yasaklamıştır. Bu karar, araç kiralamalarını da engellediği için birçok orman işletmesi yalnızca 1-2 makinelik ekipmanla yangına müdahale etmek zorunda kalmıştır. Bu müdahale yetersizliğinin maliyeti, yalnızca ormanlık alanların değil, işçilerin hayatlarının da yanması olmuştur.
En acı kanıt: 11 işçinin yanarak hayatını kaybetmesi
Bu sistemsel çöküşün en trajik sonucu, Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde yaşandı. Rüzgârın ani yön değiştirmesiyle alevlerin arasında kalan yangın işçileri, hiçbir koruyucu donanıma sahip olmadığı için hayatlarını kaybetti. 11 işçi, yangın sahasında yanarak can verdi. Koruyucu kıyafetleri, oksijen maskeleri, konum takip cihazları, ısıya dayanıklı ekipmanları yoktu. Devletin asli görevi olan koruma, yerini çaresizliğe bırakmıştı. Bu ölümler münferit değil, yapısal zafiyetin sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Orman işçileri: Mevsimlik değil, kalıcı risk
Türkiye’de orman yangınlarıyla mücadelede görev yapan emekçilerin büyük kısmı “mevsimlik işçi” statüsünde istihdam edilmektedir. Bu statü, sadece güvencesizlik anlamına gelmez; aynı zamanda eğitimsizlik, donanımsızlık ve denetimsizlik demektir. Yangınla mücadeleye gönderilen işçiler kısa sürede eğitimden geçirilir, çoğu zaman taşeron firmalar aracılığıyla alınıp sahaya sürülürler. Bu kişiler ne afet psikolojisine sahiptir ne de tehlikeli koşullara hazırlıklıdır. Devlet, kendi asli görevini özel şirketlere havale etmekle kalmamakta; yangınla mücadeleyi insan hayatını riske atarak yürütmektedir.
Bu güvencesizlik, yalnızca teknik bir sorun değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesidir. Aynı sahada görev yapan Azerbaycanlı ekiplerin tam donanımlı, devlet korumalı ve sistematik bir şekilde organize olması; buna karşın Türk orman işçilerinin tişört ve fosforlu yelek dışında bir donanıma sahip olmadan yangının içine gönderilmesi, ulusal bir utançtır. Devletin vatandaşa sunduğu koruma standardının bu denli eşitsiz ve düşük olması, “vatandaşlık” kavramının içini boşaltmaktadır.
Bütçe var, irade yok
2025 yılı bütçesinde ormanların korunmasına 32,5 milyar lira ayrılmıştır. Ancak bu miktarın yalnızca %38’i yılın ilk yarısında kullanılmıştır. Kalan ödenek neden bekletilmektedir? Neden yangın araçları, kıyafetleri, telsiz sistemleri, insansız hava araçları ya da yangın izleme teknolojileri zamanında temin edilmemektedir? Sorunun kaynağı, kaynak eksikliği değil; öncelik eksikliğidir. Çünkü bu sistemde doğayı, emeği ve kamu hizmetini korumak, siyasi öncelikler listesinde alt sıralardadır.
Bu durum yalnızca teknik altyapı eksikliğiyle açıklanamaz. Son yıllarda liyakat ilkesinin terk edilmesiyle birlikte, orman müdürlükleri ve teknik ekiplerin başına siyasi sadakatle görevlendirilmiş kişiler getirilmiştir. Bu değişim, yerel yönetimle merkezi yönetim arasındaki eşgüdüm eksikliğini daha da derinleştirmiştir. Oysa orman yangınları gibi yüksek riskli krizlerde koordinasyon, teknik uzmanlık ve kamu etiği hayati öneme sahiptir.
Hava gücü olmadan yangınla mücadele olmaz
Orman yangınlarıyla mücadelede hava araçları, artık destekleyici değil, belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Özellikle engebeli arazi yapılarında, karadan erişimin mümkün olmadığı bölgelerde yangının büyümesini engelleyen temel müdahale aracı uçak ve helikopterlerdir. Ancak Türkiye, bu kritik alanda yıllardır süren bir yetersizliği giderememektedir. Mevcut yangın uçaklarının sayısı ve kapasitesi ihtiyacın altındayken, Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) yangın sezonuna sınırlı sayıda kiralık hava aracıyla girmesi, yangınların kontrol altına alınmasını zorlaştırmaktadır.
2024 yılında OGM’nin 75 adet hava aracı kiraladığı ve bu kiralamalar için yaklaşık 3,7 milyar TL bütçe ayırdığı bilinmektedir. Ancak bu tutar, müdürlüğün aynı yıl içinde ve önceki yıllarda elde ettiği toplam kârla kıyaslandığında oldukça düşüktür. Evrensel gazetesinde yayımlanan habere göre, Orman Genel Müdürlüğü’nün son 5 yılda 56 milyar TL kâr elde ettiği; fakat bu paranın yangın uçağı alımında değil, faize yatırılarak gelir elde etme amacıyla kullanıldığı öne sürülmektedir. Eğer bu iddialar doğruluğunu koruyorsa, orman yangınlarıyla mücadelede kamu yararı değil, mali kârlılık esas alınmıştır. Bu durum, sadece ağaçların değil, kamu etiğinin de yandığını gösterir.
Yangın uçakları, dakikaların can ve hektar farkı yarattığı bu mücadelede ikame edilemez araçlardır. Her yıl yeniden başlayan yangın sezonuna geçici çözümlerle, kiralamalarla ve yetersiz filoyla girmek, yangınları doğal felaket değil, yönetsel ihmal haline dönüştürmektedir. Hava gücü olmadan yangınla mücadele edilemez; ediliyor gibi yapılır ve faturası hep ormana, köylüye, işçiye çıkar.
Felaketi yönetemeyen tercihlerin kendisidir
Bugün Türkiye’de orman yangınlarının bu denli yıkıcı olmasının temel nedeni, sadece meteorolojik koşullar değildir. Asıl sorun, kamu kaynaklarının etkin kullanılmaması, teknik kapasitenin zayıflatılması ve insan emeğinin değersizleştirilmesidir. Yangınla mücadele bir doğa olayı değil; bir devlet yönetimi testidir. Bu testte başarısız olmanın sonucu sadece hektarlarca alanın yok olması değil; insan hayatlarının kaybedilmesi, kurumsal güvenin çökmesi ve sosyal adaletin yara almasıdır.
Gerçekleri görmek için yangın sonrası yanan alanlara değil; yangın öncesi alınmayan önlemlere bakmak gerekir. Çünkü yanan sadece orman değil; bir ülkenin krizle baş etme kapasitesidir.
Ve bu kapasitenin yokluğu, kader değil; politik tercihtir.
ERKAN ERDEM
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Erkan Erdem / Köşe Yazarı
Alevlerin gerisindeki gerçek: Kimse hazır değildi
Yangınla değil, yetersizlikle mücadele
Türkiye orman yangınlarına karşı istikrarlı bir şekilde hazırlıksızdır. Oysa bu bir sürpriz değil, tekrarlayan bir gerçekliktir. Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü'nün (OGM) verilerine göre yangınların en yoğun yaşandığı dönem Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Bu bilgi yıllardır sabittir. Buna rağmen 2023 ve 2024 yıllarında ormanlara yönelik koruyucu bakım faaliyetleri büyük ölçüde azaltılmış, bütçeden ciddi kesintiler yapılmıştır. Kuru dalların ve çalıların temizlenmemesi, orman zeminlerinin yanıcı maddeyle dolu hale gelmesine neden olmuştur. Yani yangın çıkmadan önce alınması gereken önlemler, “ödenek yokluğu” bahanesiyle ihmal edilmiştir. Örneğin OGM, Şubat ayında resmi bir yazı göndererek orman yolu yangın şeritlerinin bakım ve onarım ihalesini yasaklamıştır. Bu karar, araç kiralamalarını da engellediği için birçok orman işletmesi yalnızca 1-2 makinelik ekipmanla yangına müdahale etmek zorunda kalmıştır. Bu müdahale yetersizliğinin maliyeti, yalnızca ormanlık alanların değil, işçilerin hayatlarının da yanması olmuştur.En acı kanıt: 11 işçinin yanarak hayatını kaybetmesi
Bu sistemsel çöküşün en trajik sonucu, Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde yaşandı. Rüzgârın ani yön değiştirmesiyle alevlerin arasında kalan yangın işçileri, hiçbir koruyucu donanıma sahip olmadığı için hayatlarını kaybetti. 11 işçi, yangın sahasında yanarak can verdi. Koruyucu kıyafetleri, oksijen maskeleri, konum takip cihazları, ısıya dayanıklı ekipmanları yoktu. Devletin asli görevi olan koruma, yerini çaresizliğe bırakmıştı. Bu ölümler münferit değil, yapısal zafiyetin sonucu olarak değerlendirilmelidir.Orman işçileri: Mevsimlik değil, kalıcı risk
Türkiye’de orman yangınlarıyla mücadelede görev yapan emekçilerin büyük kısmı “mevsimlik işçi” statüsünde istihdam edilmektedir. Bu statü, sadece güvencesizlik anlamına gelmez; aynı zamanda eğitimsizlik, donanımsızlık ve denetimsizlik demektir. Yangınla mücadeleye gönderilen işçiler kısa sürede eğitimden geçirilir, çoğu zaman taşeron firmalar aracılığıyla alınıp sahaya sürülürler. Bu kişiler ne afet psikolojisine sahiptir ne de tehlikeli koşullara hazırlıklıdır. Devlet, kendi asli görevini özel şirketlere havale etmekle kalmamakta; yangınla mücadeleyi insan hayatını riske atarak yürütmektedir. Bu güvencesizlik, yalnızca teknik bir sorun değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesidir. Aynı sahada görev yapan Azerbaycanlı ekiplerin tam donanımlı, devlet korumalı ve sistematik bir şekilde organize olması; buna karşın Türk orman işçilerinin tişört ve fosforlu yelek dışında bir donanıma sahip olmadan yangının içine gönderilmesi, ulusal bir utançtır. Devletin vatandaşa sunduğu koruma standardının bu denli eşitsiz ve düşük olması, “vatandaşlık” kavramının içini boşaltmaktadır.Bütçe var, irade yok
2025 yılı bütçesinde ormanların korunmasına 32,5 milyar lira ayrılmıştır. Ancak bu miktarın yalnızca %38’i yılın ilk yarısında kullanılmıştır. Kalan ödenek neden bekletilmektedir? Neden yangın araçları, kıyafetleri, telsiz sistemleri, insansız hava araçları ya da yangın izleme teknolojileri zamanında temin edilmemektedir? Sorunun kaynağı, kaynak eksikliği değil; öncelik eksikliğidir. Çünkü bu sistemde doğayı, emeği ve kamu hizmetini korumak, siyasi öncelikler listesinde alt sıralardadır. Bu durum yalnızca teknik altyapı eksikliğiyle açıklanamaz. Son yıllarda liyakat ilkesinin terk edilmesiyle birlikte, orman müdürlükleri ve teknik ekiplerin başına siyasi sadakatle görevlendirilmiş kişiler getirilmiştir. Bu değişim, yerel yönetimle merkezi yönetim arasındaki eşgüdüm eksikliğini daha da derinleştirmiştir. Oysa orman yangınları gibi yüksek riskli krizlerde koordinasyon, teknik uzmanlık ve kamu etiği hayati öneme sahiptir.Hava gücü olmadan yangınla mücadele olmaz
Orman yangınlarıyla mücadelede hava araçları, artık destekleyici değil, belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Özellikle engebeli arazi yapılarında, karadan erişimin mümkün olmadığı bölgelerde yangının büyümesini engelleyen temel müdahale aracı uçak ve helikopterlerdir. Ancak Türkiye, bu kritik alanda yıllardır süren bir yetersizliği giderememektedir. Mevcut yangın uçaklarının sayısı ve kapasitesi ihtiyacın altındayken, Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) yangın sezonuna sınırlı sayıda kiralık hava aracıyla girmesi, yangınların kontrol altına alınmasını zorlaştırmaktadır. 2024 yılında OGM’nin 75 adet hava aracı kiraladığı ve bu kiralamalar için yaklaşık 3,7 milyar TL bütçe ayırdığı bilinmektedir. Ancak bu tutar, müdürlüğün aynı yıl içinde ve önceki yıllarda elde ettiği toplam kârla kıyaslandığında oldukça düşüktür. Evrensel gazetesinde yayımlanan habere göre, Orman Genel Müdürlüğü’nün son 5 yılda 56 milyar TL kâr elde ettiği; fakat bu paranın yangın uçağı alımında değil, faize yatırılarak gelir elde etme amacıyla kullanıldığı öne sürülmektedir. Eğer bu iddialar doğruluğunu koruyorsa, orman yangınlarıyla mücadelede kamu yararı değil, mali kârlılık esas alınmıştır. Bu durum, sadece ağaçların değil, kamu etiğinin de yandığını gösterir. Yangın uçakları, dakikaların can ve hektar farkı yarattığı bu mücadelede ikame edilemez araçlardır. Her yıl yeniden başlayan yangın sezonuna geçici çözümlerle, kiralamalarla ve yetersiz filoyla girmek, yangınları doğal felaket değil, yönetsel ihmal haline dönüştürmektedir. Hava gücü olmadan yangınla mücadele edilemez; ediliyor gibi yapılır ve faturası hep ormana, köylüye, işçiye çıkar.Felaketi yönetemeyen tercihlerin kendisidir
Bugün Türkiye’de orman yangınlarının bu denli yıkıcı olmasının temel nedeni, sadece meteorolojik koşullar değildir. Asıl sorun, kamu kaynaklarının etkin kullanılmaması, teknik kapasitenin zayıflatılması ve insan emeğinin değersizleştirilmesidir. Yangınla mücadele bir doğa olayı değil; bir devlet yönetimi testidir. Bu testte başarısız olmanın sonucu sadece hektarlarca alanın yok olması değil; insan hayatlarının kaybedilmesi, kurumsal güvenin çökmesi ve sosyal adaletin yara almasıdır. Gerçekleri görmek için yangın sonrası yanan alanlara değil; yangın öncesi alınmayan önlemlere bakmak gerekir. Çünkü yanan sadece orman değil; bir ülkenin krizle baş etme kapasitesidir. Ve bu kapasitenin yokluğu, kader değil; politik tercihtir. ERKAN ERDEM