20 yaşındaki biri mi daha deneyimli, 50 yaşındaki biri mi?
Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2026 14:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.02.2026 14:04
20 yaşındaki biri mi daha deneyimli, 50 yaşındaki biri mi?
Bu soru bugün eskisi kadar net bir cevaba sahip değil.
Tunç Devri yaklaşık iki bin yıl sürdü.
Demir Çağı bin beş yüz yıl.
Orta Çağ neredeyse bin yıl…
21 yaşındaki II. Mehmed’in şahi toplarıyla İstanbul’u fethedip yeni bir çağ başlatmasının üzerinden ise yalnızca 573 yıl geçti.
Bugün ise her sabah yeni bir çağa uyanıyoruz.
Eskiden değişim yavaştı. Bilgi ustadan çırağa aktarılırdı. Bir demir ustasının yanında yetişen çırak yalnızca demiri dövmeyi öğrenmezdi; sabrı, disiplini, ahlakı ve hayata karşı duruşu da öğrenirdi. Deneyim zamana bağlıydı. Yaş ilerledikçe bilgi birikir, birikim saygıyı beraberinde getirirdi. 50 yaşındaki biri, 20 yaşındaki birinden daha fazla görmüş, daha fazla yanılmış, daha fazla öğrenmiş olurdu. Toplum da buna göre şekillenirdi.
Bugün ise bilgiye ulaşmak için ustanın dizinin dibine oturmaya gerek yok. Bir arama motoru, bir video ya da bir yapay zekâ aracı saniyeler içinde yılların birikimini önümüze serebiliyor. Teknolojiye hâkim olan genç bir birey, dijital dünyada yıllardır iş yapan birinden daha çevik ve daha üretken olabiliyor. Deneyim artık sadece yaşla ölçülmüyor; adaptasyon hızıyla ölçülüyor.
Mesele yalnızca kuşak farkı değil. Mesele üretim araçlarının değişmesi.
Tunç yerini demire bıraktı.
Kara saban traktöre dönüştü...
Bir zamanlar bir tarlayı işlemek için yüz kişiye ihtiyaç varken, traktörle birlikte doksan dokuz kişi başka alanlara yöneldi. Bu yalnızca tarımda bir verimlilik artışı değildi; bu, toplumsal yapının değişmesiydi. Köyden kente göç başladı. Şehirler büyüdü. Planlanmamış mahalleler oluştu. Zemin etüdü yapılmadan yükselen binalar, daralan sokaklar, aflarla meşrulaştırılan imarlar…
Depremler bir doğa gerçeği. Ancak yıkımın büyüklüğünü belirleyen çoğu zaman bizim teknolojiyle kurduğumuz ilişki ve şehirleşme tercihlerimiz oluyor. Üretim araçları değiştiğinde sadece üretim şekli değişmiyor; yaşam biçimi, mimari anlayış ve hatta risk algımız değişiyor.
“Keşke traktör icat edilmeseydi” demiyoruz elbette. Teknoloji insanlığın ilerleme aracıdır. Fakat şu gerçeği göz ardı edemeyiz: Hayatımıza giren her teknoloji bizi biraz daha dönüştürür. Sadece işimizi kolaylaştırmaz; alışkanlıklarımızı yeniden yazar.
Yakın geçmişte evlerimizin mimarisini sobalar belirlerdi. Bacanın yerine göre soba konur, oturma düzeni ona göre şekillenirdi. Doğalgaz geldi, soba kalktı. Ardından televizyon merkez oldu. Bugün boş bir eve girdiğimizde çoğumuz ilk olarak “Televizyon nereye konulacak?” diye düşünüyoruz. Duvarın yeri, koltuğun açısı, prizlerin konumu… Hepsi bir ekranın etrafında şekilleniyor.
Ama dönüşüm sadece eşyada değil, anlamlarda da yaşanıyor.
Önceleri arenalarda fakirler hünerlerini sergiler, zenginler tribünlerde izleyici olurdu. Güç gösterisi aşağıdan yukarıya doğru bir mücadeleydi. Bugün ise sahada boy gösteren bir sporcunun maaşı, on kişinin hayatını kurtarabilecek düzeydeyken; bilet parasını denkleştirmeye çalışan insanlar tribünde o gösteriyi izliyor. Roller yer değiştirdi.
Bir başka örnek… Bir zamanlar bembeyaz ten, zenginliği simgelerdi. Çünkü güneş altında tarlada çalışanlar esmerleşirdi; gölgede yaşayanlar beyaz kalırdı. Sonra üretim biçimi değişti. Fakirler tarlalardan fabrikalara kapandı, güneş görmeden üretmeye devam etti. Beyazlık sıradanlaştı. Bu kez zenginlerin esmerleşmesi gerekti. Bronzlaşmak ayrıcalık haline geldi. Solaryumlara para ödendi.
Teknoloji yalnızca üretim araçlarını değiştirmiyor; değer ölçülerini de tersine çeviriyor. Statü göstergeleri, estetik algılar, güç sembolleri… Hepsi yeniden tanımlanıyor.
Bu örnekleri sabaha kadar sıralayabiliriz.
Değişiyoruz.
Üstelik değişimin kendisi de değişiyor.
Değişim artık doğrusal değil; katlanarak ilerliyor. Dün hayatımıza giren bir teknoloji bugün sıradanlaşıyor, yarın ise yerini başka bir yeniliğe bırakıyor. Bu hıza yetişmek neredeyse imkânsız. Ancak etkilenmemek de imkânsız.
Her yeni teknoloji iletişimimizi, tartışma kültürümüzü, sabrımızı ve dikkat süremizi dönüştürüyor. Mimari anlayışımızı, şehir planlamamızı, çalışma alışkanlıklarımızı etkiliyor. Kültürümüzü yeniden tanımlıyor. Hatta biyolojik ve fizyolojik alışkanlıklarımızı bile farklılaştırıyor; uyku düzenimizden duruş şeklimize kadar birçok şey sessizce değişiyor.
Kültür dediğimiz kavram zaten canlı bir organizma. Değişmemesini beklemek gerçekçi değil. Asıl mesele değişimi reddetmek değil; onu bilinçle karşılamak. Teknolojiyi kutsamak da şeytanlaştırmak da çözüm değil. Onu anlamak gerekiyor.
Belki de artık “Kim daha deneyimli?” sorusunu yeniden sormalıyız. Yaşça büyük olan mı, değişime daha hızlı uyum sağlayan mı?
Cevap basit değil.
Ama şundan emin olabiliriz: Gelecek uzakta değil. Gelecek, her sabah alarmımızla birlikte uyanıyor. Ve biz fark etsek de etmesek de o geleceğin içinde şekilleniyoruz.
Bu köşede teknolojiyi konuşacağız. Ama sadece cihazları değil; o cihazların arkasındaki insanı, kültürü ve dönüşümü…
Çünkü teknoloji değişiyor.
Asıl soru şu: Biz değişimin neresindeyiz?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Şenayer
20 yaşındaki biri mi daha deneyimli, 50 yaşındaki biri mi?
20 yaşındaki biri mi daha deneyimli, 50 yaşındaki biri mi?
Bu soru bugün eskisi kadar net bir cevaba sahip değil.
Tunç Devri yaklaşık iki bin yıl sürdü.
Demir Çağı bin beş yüz yıl.
Orta Çağ neredeyse bin yıl…
21 yaşındaki II. Mehmed’in şahi toplarıyla İstanbul’u fethedip yeni bir çağ başlatmasının üzerinden ise yalnızca 573 yıl geçti.
Bugün ise her sabah yeni bir çağa uyanıyoruz.
Eskiden değişim yavaştı. Bilgi ustadan çırağa aktarılırdı. Bir demir ustasının yanında yetişen çırak yalnızca demiri dövmeyi öğrenmezdi; sabrı, disiplini, ahlakı ve hayata karşı duruşu da öğrenirdi. Deneyim zamana bağlıydı. Yaş ilerledikçe bilgi birikir, birikim saygıyı beraberinde getirirdi. 50 yaşındaki biri, 20 yaşındaki birinden daha fazla görmüş, daha fazla yanılmış, daha fazla öğrenmiş olurdu. Toplum da buna göre şekillenirdi.
Bugün ise bilgiye ulaşmak için ustanın dizinin dibine oturmaya gerek yok. Bir arama motoru, bir video ya da bir yapay zekâ aracı saniyeler içinde yılların birikimini önümüze serebiliyor. Teknolojiye hâkim olan genç bir birey, dijital dünyada yıllardır iş yapan birinden daha çevik ve daha üretken olabiliyor. Deneyim artık sadece yaşla ölçülmüyor; adaptasyon hızıyla ölçülüyor.
Mesele yalnızca kuşak farkı değil. Mesele üretim araçlarının değişmesi.
Tunç yerini demire bıraktı.
Kara saban traktöre dönüştü...
Bir zamanlar bir tarlayı işlemek için yüz kişiye ihtiyaç varken, traktörle birlikte doksan dokuz kişi başka alanlara yöneldi. Bu yalnızca tarımda bir verimlilik artışı değildi; bu, toplumsal yapının değişmesiydi. Köyden kente göç başladı. Şehirler büyüdü. Planlanmamış mahalleler oluştu. Zemin etüdü yapılmadan yükselen binalar, daralan sokaklar, aflarla meşrulaştırılan imarlar…
Depremler bir doğa gerçeği. Ancak yıkımın büyüklüğünü belirleyen çoğu zaman bizim teknolojiyle kurduğumuz ilişki ve şehirleşme tercihlerimiz oluyor. Üretim araçları değiştiğinde sadece üretim şekli değişmiyor; yaşam biçimi, mimari anlayış ve hatta risk algımız değişiyor.
“Keşke traktör icat edilmeseydi” demiyoruz elbette. Teknoloji insanlığın ilerleme aracıdır. Fakat şu gerçeği göz ardı edemeyiz: Hayatımıza giren her teknoloji bizi biraz daha dönüştürür. Sadece işimizi kolaylaştırmaz; alışkanlıklarımızı yeniden yazar.
Yakın geçmişte evlerimizin mimarisini sobalar belirlerdi. Bacanın yerine göre soba konur, oturma düzeni ona göre şekillenirdi. Doğalgaz geldi, soba kalktı. Ardından televizyon merkez oldu. Bugün boş bir eve girdiğimizde çoğumuz ilk olarak “Televizyon nereye konulacak?” diye düşünüyoruz. Duvarın yeri, koltuğun açısı, prizlerin konumu… Hepsi bir ekranın etrafında şekilleniyor.
Ama dönüşüm sadece eşyada değil, anlamlarda da yaşanıyor.
Önceleri arenalarda fakirler hünerlerini sergiler, zenginler tribünlerde izleyici olurdu. Güç gösterisi aşağıdan yukarıya doğru bir mücadeleydi. Bugün ise sahada boy gösteren bir sporcunun maaşı, on kişinin hayatını kurtarabilecek düzeydeyken; bilet parasını denkleştirmeye çalışan insanlar tribünde o gösteriyi izliyor. Roller yer değiştirdi.
Bir başka örnek… Bir zamanlar bembeyaz ten, zenginliği simgelerdi. Çünkü güneş altında tarlada çalışanlar esmerleşirdi; gölgede yaşayanlar beyaz kalırdı. Sonra üretim biçimi değişti. Fakirler tarlalardan fabrikalara kapandı, güneş görmeden üretmeye devam etti. Beyazlık sıradanlaştı. Bu kez zenginlerin esmerleşmesi gerekti. Bronzlaşmak ayrıcalık haline geldi. Solaryumlara para ödendi.
Teknoloji yalnızca üretim araçlarını değiştirmiyor; değer ölçülerini de tersine çeviriyor. Statü göstergeleri, estetik algılar, güç sembolleri… Hepsi yeniden tanımlanıyor.
Bu örnekleri sabaha kadar sıralayabiliriz.
Değişiyoruz.
Üstelik değişimin kendisi de değişiyor.
Değişim artık doğrusal değil; katlanarak ilerliyor. Dün hayatımıza giren bir teknoloji bugün sıradanlaşıyor, yarın ise yerini başka bir yeniliğe bırakıyor. Bu hıza yetişmek neredeyse imkânsız. Ancak etkilenmemek de imkânsız.
Her yeni teknoloji iletişimimizi, tartışma kültürümüzü, sabrımızı ve dikkat süremizi dönüştürüyor. Mimari anlayışımızı, şehir planlamamızı, çalışma alışkanlıklarımızı etkiliyor. Kültürümüzü yeniden tanımlıyor. Hatta biyolojik ve fizyolojik alışkanlıklarımızı bile farklılaştırıyor; uyku düzenimizden duruş şeklimize kadar birçok şey sessizce değişiyor.
Kültür dediğimiz kavram zaten canlı bir organizma. Değişmemesini beklemek gerçekçi değil. Asıl mesele değişimi reddetmek değil; onu bilinçle karşılamak. Teknolojiyi kutsamak da şeytanlaştırmak da çözüm değil. Onu anlamak gerekiyor.
Belki de artık “Kim daha deneyimli?” sorusunu yeniden sormalıyız. Yaşça büyük olan mı, değişime daha hızlı uyum sağlayan mı?
Cevap basit değil.
Ama şundan emin olabiliriz: Gelecek uzakta değil. Gelecek, her sabah alarmımızla birlikte uyanıyor. Ve biz fark etsek de etmesek de o geleceğin içinde şekilleniyoruz.
Bu köşede teknolojiyi konuşacağız. Ama sadece cihazları değil; o cihazların arkasındaki insanı, kültürü ve dönüşümü…
Çünkü teknoloji değişiyor.
Asıl soru şu: Biz değişimin neresindeyiz?
Konuya dair düşüncelerinizi iletmekten çekinmeyin.
www.senayer.com
ahmet@senayer.com