Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Yasak değil erteleme: Akıllı Telefonsuz Çocukluk Hareketi

İngiltere’de iki annenin girişimiyle başlayan “Akıllı Telefonsuz Çocukluk Hareketi”, Türkiye’de de yayılıyor. Hareket, çocuklara akıllı telefon verilmesinin 14 yaşına, sosyal medya kullanımının ise 16 yaşına ertelenmesini savunuyor.

Haber Giriş Tarihi: 11.05.2026 12:46
Haber Güncellenme Tarihi: 11.05.2026 13:26
Kaynak: Ayşegül Erkaya Arslan
Yasak değil erteleme: Akıllı Telefonsuz Çocukluk Hareketi

İngiltere’de iki annenin birlikte karar vererek çocuklarına akıllı telefon vermeme süreciyle başlayan ve parlamentoya uzanan “Smartphone Free Childhood (SFC)” hareketi, Türkiye’de de “Akıllı Telefonsuz Çocukluk Hareketi (ATÇH)” çocuk ve gelişim alanında on bir yıldır çalışan uzman psikolog Ecem Uzunadaş koordinatörlüğünde sürdürülüyor. Uzunadaş, hareketi; “çocukların ve ergenlerin bireysel akıllı telefon, sosyal medya ve internet kullanımını ertelemek üzerine kurulu bir ebeveyn organizasyon hareketi” olarak tanımlıyor.

Hızlı bir şekilde yayılan dijital teknoloji karşısında teknoloji şirketlerinin, yasaların, çocukları ve ergenleri dijital risklere yönelik yeteri kadar korumaması, dijital zorbalık gibi sorunlara çocukları açık hale getirebiliyor. Prof. Dr. Emel Baştürk, dijital şiddetin bir türü olan siber zorbalığın yaygınlaşmasına ilişkin yaklaşık on yıl önce ortaokul öğrencilerine yönelik yaptıkları bir araştırmadan 9. Köy’e bahsetmişti. Araştırmaya göre; “o zaman her beş öğrenciden birinin siber zorbalığa maruz kaldığını belirlemiştik. Bugün bu oranın yüzde 50’ye yaklaştığını gözlemliyoruz” demişti. İngiltere’de ortaya çıkan dünyanın birçok ülkesinde ilgi görerek farklı ülkelerde başlatılan hareket ebeveynlerin birlikte hareket etmesini öncelikleyerek 14 yaşına kadar çocuklara akıllı telefon vermemeyi ve sosyal medya kullanımın da 16 yaşa ertelenmesini savunuyor.

Hareket Türkiye’de nasıl başladı?

Londra’da yaşayan Uzunadaş, İngiltere’de başlayan hareketten 2024 yılının kasım ayında haberdar olarak hareketi birçok ülkenin başlattığını görmesi ve Türkiye’yi görmemesi üzerine e-mail üzerinden SFC hareketi ile irtibata geçtiğini anlatıyor. Kendisine; “Türkiye’den hareketi sürdüren kimsenin olmadığı, dilerse sitedeki tüm kaynaklardan yararlanabileceğini, ancak İngiltere dışındaki ülkelerin organizasyonlarına karışmadıklarını” söylediklerini ve neler yapabileceğini düşünmeye başladığını aktarıyor. Bunun üzerine çözümü “ebeveynlere yönelik ücretsiz seminerler gerçekleştirme, ebeveynlerin de bu şekilde çevrelerinde motivasyon oluşturabileceği” fikrinin ortaya çıkmasıyla bulduğunu bu şekilde hareketin Türkiye’deki adımlarının belirginleştirdiğini söylüyor.

Akran baskısının kırılmasını sağlıyor

“Amaç ertelemek, ancak teknolojiden tamamen uzaklaştırmak değil” diyor. Gelişim için önemli bir yaş olduğunu belirttiği üç yaştan itibaren, kontrollü kullanım becerisi kazandırmak ve gelişimsel riskleri minimize etmenin hareketin amaçlarından biri olduğunu, eğitim ve seminerlerde belli yaş gruplarındaki çocukların ebeveynlerine o yaş gruplarına yönelik eğitim verildiğini açıklıyor. 0-10 ve 10-16 yaş gruplarındaki çocuk ve ergenlerin ebeveynlerine yönelik verilen eğitim ve seminerlerde, ekranın gelişim üzerindeki etkilerinin ve rutinlerinin anlatıldığını, aynı sınıftaki velilerin birlikte organize bir şekilde hareket ettiğinde, akran baskısının kırıldığını söylüyor. Özellikle ebeveynlerin birlikte hareket etmesinin önemini “herkeste var bende yok” şeklindeki akran baskısının kırılması şeklinde örnekliyor.

“Çocuğuma telefon vermek istemiyorum” şeklinde ortaya çıktı

Hareketin İngiltere’de ortaya çıkış sürecine ilişkin, “iki annenin çocuklarına telefon vermeme” kaygısıyla başladığını belirten Uzunadaş süreci anlatıyor: “12 yaşlarında çocuğu olan iki arkadaş, iki anneden biri diğerine diyor ki, ‘ben çocuğuma şu an akıllı telefon vermek istemiyorum, sen de vermek istemiyorsan birlikte hareket edelim, benim çocuğum dışlanmasın’. Diğer anne de; ‘ben de istemiyorum aslında’ diyor.” Küçük bir anlaşma zamanla dev bir harekete dönüşüyor. Bu anneler bir WhatsApp grubu kuruyorlar kendi aralarında, önce çocukların sınıfıyla, sonra okulda, sonra sosyal medyada paylaşıyorlar. Sosyal medyada paylaştıktan kısa bir süre sonra dünyanın her yerinden talep geliyor “biz de istiyoruz, nasıl organize edebiliriz” şeklinde.

“Barnet ilçesi hareketi destekleyerek tarihe geçti”

Uzunadaş, hareketi, İngiltere’de de yakından takip ettiğini, henüz adı konulmuş bir yasa veya kanun şeklinde olmasa da hızlı bir şekilde benimsenerek kolektif bir biçimde yayıldığını, Londra’nın Barnet ilçesinin tamamen hareketi destekleyerek tarihe geçtiğini anlatıyor:

“Barnet ilçesindeki bütün ilkokul ve ortaokullar bu hareketi destekliyor, ebeveynlere mektup atıyorlar, mail atıyorlar ‘akıllı telefon göndermeyin okula’ diye. Buna dair bir yasa yok, durum okulların inisiyatifinde ama bir farkındalık var. Bu artık çok konuşuluyor, ben de danışanlarımdan okullarda telefonların kilitlendiğini duyuyorum. Herkes üstüne düşeni yapıyor.”

Trafik kuralları hayat kurtarır, dijital sınırlar ise çocuğu korur

Eğitim ve gelişim alanında 21 yıldır çalışan psikolog Burak Baduroğlu da hareketin hem eğitmenlerinden hem de hareket içinde yer alan ebeveynlerden. Baduroğlu hareketi, araba kullanmaya benzetiyor. “Ehliyet sürecindeki yasal düzenlemenin nasıl ki 7 yaşında bir çocuğun araba kullanmasına, trafiğe çıkmasına müsaade edilmiyorsa ve bu yasağı nasıl sağlıklı buluyorsak gelişimin doğasında doğal bir düzenleme” diyor. Baduroğlu, “Bunu bir müdahale veya yasaktan ziyade rehberlik veya düzenleme olarak kullanılmasını tercih ederim” diyor.

Harekete neden ihtiyaç duyuluyor?

Baduroğlu, bu akıllı telefonsuzluk hareketine ihtiyaç duyulmasının nedenine ilişkin gelişimsel destek verdiği çalışmalarında da tanık olduğunu belirttiği “rutininin düzenlenememesi süreci” diyor. Rutin düzenlenemezse sorunların katlanarak büyüdüğünü, düzenlendiğindeyse duygu çatışmalarının olmadığını kendisinin deneyimlediğini söylüyor. 10 yaşındaki kızıyla iletişimlerinde “gereksiz öfke nöbetleri, evde sinir harpleri” olmadığını, ancak sosyal çevrenin etkilerinin tam anlamıyla da bertaraf edilemediğini ifade ediyor: “Çocuğumuz bazen yabancı kalabiliyor. Arkadaşlarının bildiği, kendi aralarında kullandığı mekaniklerle alakalı çok haberdar olmayabiliyor. Şu ana kadar dışlandığını hissettiğini söylemedi ama biraz otomatik olarak dışarıda kaldığını hissettiği durumlar olabiliyor. Ama evdeki huzura ve düzene çok müthiş artıları olduğunu söyleyebilirim.”

“Akıllı cihazları sana bir kalem kutu aldık şeklinde vermiyoruz”

Ebeveyn ve çocuk ilişkisinde akıllı cihazlara ilişkin süreci nasıl yönettiğine dair örnek veren Baduroğlu, yasak şeklinde bir yaklaşımlarının olmadığını, tamamıyla çocuğun kontrolüne bırakılmadan kullanılmasına yönelik sınırlar getirdiklerini açıklıyor: “Mesela benim şu an kızımın tableti var, (etiketli, ismi, soyadı, sınıfı, şubesi, okulu yazıyor) tablet kullanıyor. Ama bizim o tableti ona sunuşumuz bu senin tabletin, al bununla ne yapmak istiyorsan yap, yani sana bir kalem kutu aldım gibi değil, öyle vermiyoruz. Odasında tabletiyle yalnız kalmıyor. Bu noktada da odanda yalnız tablet kullanman yasak gibi bir yaklaşımımız yok. Ama bizim yanımızda kullanmak istediği şekli ifade ederek ve bizim rehberliğimizde, ‘bizim sana sunduğumuz sınırlarda, sürelerde kullanabilirsin’ diyoruz, tabletini o şekilde kullanıyor.”

Çatışmanın en çok yaşandığı alanlardan biri

Çocuk, ergen ve ebeveynlerle alanda 15 yıldır çalışan ruh sağlığı uzmanı ve ATÇH’nin İstanbul’daki gönüllü eğitmenlerinden Uzman Psikolog Ayşe Yıldız Çağlar, klinik çalışmalarında en sık ele alınan konulardan birinin de ekran kullanımı olduğunu söylüyor. Ayrıca, Çağlar’a göre bu alan; ebeveyn-çocuk arasında en fazla çatışmanın yaşandığı alanlardan da biri. Önemli kısmın; sağlıklı ilişkiler, duygu regülasyonu, yaşa uygun sorumluluklar ve çocuğun sağlıklı sınırlarla karşılaşması olduğunu açıklıyor: “Burada temel konu sadece ekran ile ilgili değil ve bugün yaşanan zorluğun tamamı da bugüne ait değil. Aile dinamikleri, duygu regülasyonu, ebeveyn tutumları, sınırların şimdiye kadar nasıl çizildiği, ebeveynlerin ekranlarla ilişkisi gibi birçok başlıkla birlikte bu zorluğu ya da çatışmayı ele almak anlamlı olacaktır. Ancak ebeveynle çocuk-genç arasında yaşanan anlaşmazlıkların, çatışmaların sebebi bize ilk etapta sadece ekranla ilgiliymiş gibi yansıyor.”

“Çocuğu susturan oyalayan dijital emzik görevi görüyor”

Çağlar, günümüzde ekranın çoğu zaman yaş fark etmeksizin tüm kullanıcılar için sakinleştirici bir “dijital emzik” olmasına ve çocuğu “susturan, oyalayan” işleviyle çalışmanın günlük hayatta uygulanmasının zorluğuna dikkat çekerek “Ekranı kaldırdığımızda ortada çıkacak boşluğu sağlıklı bireysel ve sosyal ilişkilerle doldurmalıyız,” diyor.

Çocukların bir araya geldiklerinde dahi ekran aracılığıyla vakit geçirmelerinin, sosyal etkileşimlerini, deneyimle ve ilişki içinde edinebilecekleri becerileri gölgelediğini ifade ediyor:

“Bir grup çocuk yan yana ama her biri kendi ekranında. Oysa ekransız bir ortamda çocukların birlikte üretebilecekleri oyunların, kurabilecekleri ilişkilerin sınırı yok.”

Bu durumun yalnızca bugünü değil, çocukların gelecekteki sosyal, duygusal, bilişsel, akademik becerilerini de etkilediğini belirten Çağlar, erken yaşlarda kurulan temasın gelişim açısından belirleyici olduğunu vurguluyor.

“Çocuğumu mahrum bırakıyor muyum?”

Akran baskısının hem çocuklar hem de ebeveynler için önemli bir zorlanma alanı olduğunu belirten Çağlar, özellikle akıllı telefonu olmayan çocukların grup içinde kendilerini farklı hissedebildiklerini söylüyor. Bu durumun ebeveynlerde de “çocuğumu mahrum bırakıyor muyum?” kaygısını tetiklediğini ancak bir yandan da ebeveynleri çocukların karşısına çıkabileceklerle ilgili endişelendirdiğini ifade ediyor.

ATÇH tam bu noktada devreye giriyor: Ebeveynlere yalnız olmadıklarını hatırlatmak ve çocukların gelişimsel ihtiyaçlarını merkeze alan bir yaklaşımı hep birlikte mümkün kılmak.

Çocuklar için sanal değil gerçek deneyim

“Hareket, çocukların gelişim dönemlerinde ekran sürelerini en aza indirerek; oyunla, doğayla, akran ilişkileriyle ve gerçek deneyimlerle büyümelerini desteklemeyi amaçlayan bir farkındalık hareketi,” diyor Çağlar.

“Bu yaklaşım, teknolojiyi tamamen reddetmekten ziyade; çocukluk döneminde akıllı telefonun bireysel ve sınırsız kullanımına karşı daha bilinçli ve gelişim odaklı bir tutum almayı savunur.

Çocukluk; sıkılmanın hayal gücüne dönüştüğü, çatışmaların sosyal beceriye evrildiği, bedenin hareketle olgunlaştığı bir dönemdir. Sürekli uyarana maruz kalmak ise bu doğal gelişim alanlarını daraltabilir.”

Harekete ilişkin ebeveynlere destek olunan konular

Çağlar, hareketin temel amaçlarına ilişkin maddelerin, ailelere yaşa uygun sınırlar koyma konusunda destek olmak, çocukların duygusal dayanıklılığını güçlendirmek, gerçek ilişki ve oyun alanlarını korumak, ebeveynleri yalnız olmadıkları konusunda bir araya getirmek olduğunu açıklıyor.

Seminerler, ebeveynler için bir rehber ve dayanışma için alan

Çağlar, hareket kapsamında yürütülen ebeveyn seminerlerinde yalnızca teorik bilgi değil, günlük hayata dokunan somut öneriler sunduklarını anlatıyor: “Seminerlerde ekranın çocukların beyin gelişimi, dikkat süreçleri ve duygusal regülasyonu üzerindeki etkilerini ele alıyoruz. Bunun yanında, yaşa uygun sınırlar nasıl konulur, ev içinde nasıl uygulanır; bunları ebeveynler, uzmanlar, eğitimciler ile birlikte çalışıyoruz.”

Çağlar’a göre çocukların ve gençlerin ekranı bilinçli, güvenli ve kontrollü kullanabilmeleri; yalnızca dışarıdan konulan sınırlarla değil, kendi davranışlarını düzenleyebilme becerileriyle de yakından ilişkili. Bu beceri ise çocuğun yaşına uygun sorumluluklar alması ve bunları sürdürebilmesiyle gelişir. Sorumluluk deneyimi arttıkça, çocuğun kendini durdurabilme, erteleyebilme ve seçim yapabilme kapasitesi de güçlenir.

Ebeveynin kendi ekran kullanımının da bu sürecin önemli bir parçası olduğunu hatırlatan Çağlar, model olmanın belirleyici rolüne dikkat çekiyor.

Küresel bir başarı hikâyesi: İngiltere’den parlamentoya

SFC hareketi, sanatçılar ve siyasetçilerden geniş destek görüyor. İşçi Partisi Milletvekili Josh MacAlister, “Parent Pact” kapsamında çocuklara 14 yaşına kadar akıllı telefon verilmemesi ve sosyal medyanın 16 yaşa kadar ertelenmesini savunuyor ve bu ilkeleri parlamentoya yasa teklifi olarak sundu. Teklif; dijital rıza yaşının 13’ten 16’ya çıkarılması, okulların telefonsuz alan ilan edilmesi ve çocukları hedefleyen bağımlılık yapıcı algoritmaların denetlenmesini içeriyor.

Hareket, Jack Thorne gibi isimler tarafından da destekleniyor. Thorne’un, Adolescence dizisinde gençlerin zararlı çevrimiçi içeriklerle radikalleşmesini işlemesi bu tartışmayı güçlendiren örneklerden biri.

Türkiye’de ise sunduğu bu alternatif çözüme bağlı olarak hareket büyümeye devam ediyor. Ecem Uzunadaş koordinasyonunda birçok şehirde sürdürülen Akıllı Telefonsuz Çocukluk Hareketi’ne sosyal medya üzerinden ulaşılabiliyor. Hareket, Ankara’dan İstanbul’a birçok şehirde yayılmış durumda ve ebeveynler Instagram üzerinden iletişime geçerek WhatsApp gruplarına katılabiliyor.

Instagram: https://www.instagram.com/akillitelefonsuz.cocukluk/

Kaynak: Ayşegül Erkaya Arslan

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.