Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen ailesinin gerçekleşen zorunlu göçteki yolculuğunu anlatan Meral Ertokat o günleri aile büyüklerinin anlatımıyla aktarırken zaman zaman da duygulanıyor.
Gerçekleşen göçte annesi 4 yaşındaymış Meral teyzenin…İmkansızlıklar, maddi manevi kayıplar ve aile büyüklerinin Türkiye’de yaşama tutunmaya çalışırken vermiş oldukları mücadeleler ile o günlerin anısını da yaşatmaya çalışıyor.
Kendisi Mudanya’da doğan 2 çocuk annesi Meral teyze büyük büyük ailesinin Konya’dan Girit’e gittiklerini, orada bir yaşam kurduklarını ta ki mübadele dönemine kadar orada yaşadıklarını anlatıyor.
Meral Ertokat, “Orada anneannem ev hanımıymış. Dedem camide müezzinlik yapıyormuş. Babaannem de ev hanımı olurken büyük dedem de semerciymiş. Orada yaşarken halk tarafından hiçbir sıkıntı yaşamamışlar. Senelerce bir arada komşuluk yapmışlar. Bizim bayramımız olduğunda Rum komşularımız gelir bayramlarını kutlarlarmış. Onların paskalyaları olunca da bizimkiler gidip kutlarlarmış. Güzel bir komşuluk yaşamışlar. Yalnız sonradan çeteler meydana çıkmış. Onlardan dolayı bizim Müslüman Giritliler çok zulüm görmüşler. Çok büyük bir katliam olmuş. Benim büyükbabamın yoluna çeteler çıkmış. Para ve altınlarını istemişler. Vermek istemeyince çeteler büyükbabamı öldürmüşler. Babaannem eşini orada bırakıp gelmek zorunda kalmış. Buraya geldiklerinde annem 4 dayım 9 yaşındaymış. Zorunlu göç olunca bütün mallarını orada bırakmak zorunda kalmışlar. Türkiye’ye geldikten sonra anılarını bize anlattıkları zaman hep ağlıyorlardı. Küplerde yağları, evlerde eşyaları her şeylerini orada bırakmışlar.”
ZORUNLU GÖÇTE BÜYÜK KAYIPLAR
Zor bir yolculuğun adımları atılırken neredeyse her aileden kayıpların olduğunu söyleyen Meral teyze sözlerine devam ederken; “Yolda gelirken hastalananlar olmuş, gemide ölenler olmuş. Bu göçte öyle bir şey olmuş ki aileler, akrabalar aynı gemiye binememişler. Anneannemin 3 kız kardeşi vardı bir de oğlan kardeşleri, onlar başka gemiyle İzmir Urla’ya gidip yerleşmişler. Anneannemin olduğu gemi Marmara Denizi’nden Mudanya, Gemlik, Erdek’e dağıtım yapmış. Birbirlerini bulmak için bayağı bir zaman geçmiş. O zaman tabi telefon yok, gitme gelme yok, Türkçe bilmiyorlar. Türkçe bilmedikleri için de çok dışlanmışlar.
1924 senesinde geldikleri zaman Kasım ayıymış. Öyle bir durum olmuş ki bir evde birkaç aile birlikte oturmuşlar tapudan iskanları verilene kadar. Sonra getirdikleri tapulara karşılık birkaç mal vermişler. Ama büyüklerim hepsini alamadıklarını söylemişlerdi. Biz Türkçe bilmediğimiz için fazla kendimizi koruyamadık. Türkçe bilen Giritliler haklarını daha iyi savundular, alabildiler. Bir de bir söylenti çıkmış fazla mal alırsanız ödetirler diye. Dedem de korkmuş ve az olsun da başım rahat olsun demiş.”
“Bizim burada oturduğumuz mevki Rumlara aitmiş. Onlar bırakıp gitmişler. Mudanya’da bizim bayram yeri diye bir mevkimiz var. Orada da Rumlarla beraber oturan Tatarlar varmış. Onların evleri Rumların ki kadar güzel değilmiş. Bizimkiler buraya gelince onlara Rumların evleri verilmiş. Bayağı bir sorun çıkarmış Tatarlar. Kendileri oturmak istemişler. Tabi Tatarlar o sırada eşyalarını bırakıp giden Rumların eşyalarını almışlar. Bizim büyüklerimiz boş evlere gelmişler. Buradaki tapu müdürü demiş ki ‘siz gidin evlerinizde oturun, onlar geçici geliyorlar, biz onları burada çalıştırmak için alıyoruz. Sonra biz göndereceğiz onları’ deyince evleri terk etmişler.”
SADECE BİR SANDIK DOLUSU HATIRA
“Bir sandık içine ne kadar eşya alabilirsin ki” derken duygulanan Meral teyze, “Birkaç tabak, küçük bir küp, dikiş makinası, battaniye, dokuma tezgahını getirmişler. Anneannem battaniye dokuyordu. Girit battaniyeleri çok meşhurdur. Daha sonra Merinos’taki müzeye dikiş makinasını verdik. Hatta ailecek fotoğrafımız da orada var.” diyerek sözlerini tamamlıyor hatıralarına dalarak.
“O KÜLTÜRÜ BUGÜN BURADA YAŞATIYORUZ”
Yine aynı şekilde orada yaşadıkları kültürü burada da devam ettirdiklerini söyleyen Meral Ertokat yemeklerini de saymakla bitiremiyor. Ertokat; “Hamurlarımız, tatlılarımız vardır. Sonra şevket bostan, kabak çiçeği dolması, yumurtalı patates, börülcenin haşlaması ve yemeğini yaparız. Bayramlarda da bizim simitlerimiz vardır meşhur. Kurban Bayramı’nda nohut ekmeğimiz vardır.”
“GEÇMİŞE DUYULAN BÜYÜK BİR ÖZLEM VARDI”
Büyüklerinin geride bıraktıkları yaşanmışlığa karşı duydukarı büyük bir özlemin yaşamları boyunca var olduğunu söyleyen Meral teyze; “Büyüklerimin buraya geldikten sonra geriye dönük hep özlemleri vardı. Ama geri dönmeyi hiç düşünmediler. Dayım birkaç yıl önce oraya gitti. Oradaki evlerini buldu. Ben de oraya büyüklerimin kaldıkları eve gittim. Hatıraları bu şekilde canlandırdık. Büyüklerim de keşke yaşasaydı ve tekrar ziyaret edebilselerdi. Bundan sonra tek isteğim bir daha böyle şeyler yaşanmasın. Kardeş olalım, Hep beraber mutlu bir hayat geçirelim istiyorum.” derken sözlerini Rumca maniler söyleyerek bitirdi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hüzün yüklü gemiler: Girit'ten Mudanya'ya mübadele yolculuğu
Gül Bedel
Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen ailesinin gerçekleşen zorunlu göçteki yolculuğunu anlatan Meral Ertokat o günleri aile büyüklerinin anlatımıyla aktarırken zaman zaman da duygulanıyor.
Gerçekleşen göçte annesi 4 yaşındaymış Meral teyzenin…İmkansızlıklar, maddi manevi kayıplar ve aile büyüklerinin Türkiye’de yaşama tutunmaya çalışırken vermiş oldukları mücadeleler ile o günlerin anısını da yaşatmaya çalışıyor.
Kendisi Mudanya’da doğan 2 çocuk annesi Meral teyze büyük büyük ailesinin Konya’dan Girit’e gittiklerini, orada bir yaşam kurduklarını ta ki mübadele dönemine kadar orada yaşadıklarını anlatıyor.
Meral Ertokat, “Orada anneannem ev hanımıymış. Dedem camide müezzinlik yapıyormuş. Babaannem de ev hanımı olurken büyük dedem de semerciymiş. Orada yaşarken halk tarafından hiçbir sıkıntı yaşamamışlar. Senelerce bir arada komşuluk yapmışlar. Bizim bayramımız olduğunda Rum komşularımız gelir bayramlarını kutlarlarmış. Onların paskalyaları olunca da bizimkiler gidip kutlarlarmış. Güzel bir komşuluk yaşamışlar. Yalnız sonradan çeteler meydana çıkmış. Onlardan dolayı bizim Müslüman Giritliler çok zulüm görmüşler. Çok büyük bir katliam olmuş. Benim büyükbabamın yoluna çeteler çıkmış. Para ve altınlarını istemişler. Vermek istemeyince çeteler büyükbabamı öldürmüşler. Babaannem eşini orada bırakıp gelmek zorunda kalmış. Buraya geldiklerinde annem 4 dayım 9 yaşındaymış. Zorunlu göç olunca bütün mallarını orada bırakmak zorunda kalmışlar. Türkiye’ye geldikten sonra anılarını bize anlattıkları zaman hep ağlıyorlardı. Küplerde yağları, evlerde eşyaları her şeylerini orada bırakmışlar.”
ZORUNLU GÖÇTE BÜYÜK KAYIPLAR
Zor bir yolculuğun adımları atılırken neredeyse her aileden kayıpların olduğunu söyleyen Meral teyze sözlerine devam ederken; “Yolda gelirken hastalananlar olmuş, gemide ölenler olmuş. Bu göçte öyle bir şey olmuş ki aileler, akrabalar aynı gemiye binememişler. Anneannemin 3 kız kardeşi vardı bir de oğlan kardeşleri, onlar başka gemiyle İzmir Urla’ya gidip yerleşmişler. Anneannemin olduğu gemi Marmara Denizi’nden Mudanya, Gemlik, Erdek’e dağıtım yapmış. Birbirlerini bulmak için bayağı bir zaman geçmiş. O zaman tabi telefon yok, gitme gelme yok, Türkçe bilmiyorlar. Türkçe bilmedikleri için de çok dışlanmışlar.
1924 senesinde geldikleri zaman Kasım ayıymış. Öyle bir durum olmuş ki bir evde birkaç aile birlikte oturmuşlar tapudan iskanları verilene kadar. Sonra getirdikleri tapulara karşılık birkaç mal vermişler. Ama büyüklerim hepsini alamadıklarını söylemişlerdi. Biz Türkçe bilmediğimiz için fazla kendimizi koruyamadık. Türkçe bilen Giritliler haklarını daha iyi savundular, alabildiler. Bir de bir söylenti çıkmış fazla mal alırsanız ödetirler diye. Dedem de korkmuş ve az olsun da başım rahat olsun demiş.”
“Bizim burada oturduğumuz mevki Rumlara aitmiş. Onlar bırakıp gitmişler. Mudanya’da bizim bayram yeri diye bir mevkimiz var. Orada da Rumlarla beraber oturan Tatarlar varmış. Onların evleri Rumların ki kadar güzel değilmiş. Bizimkiler buraya gelince onlara Rumların evleri verilmiş. Bayağı bir sorun çıkarmış Tatarlar. Kendileri oturmak istemişler. Tabi Tatarlar o sırada eşyalarını bırakıp giden Rumların eşyalarını almışlar. Bizim büyüklerimiz boş evlere gelmişler. Buradaki tapu müdürü demiş ki ‘siz gidin evlerinizde oturun, onlar geçici geliyorlar, biz onları burada çalıştırmak için alıyoruz. Sonra biz göndereceğiz onları’ deyince evleri terk etmişler.”
SADECE BİR SANDIK DOLUSU HATIRA
“Bir sandık içine ne kadar eşya alabilirsin ki” derken duygulanan Meral teyze, “Birkaç tabak, küçük bir küp, dikiş makinası, battaniye, dokuma tezgahını getirmişler. Anneannem battaniye dokuyordu. Girit battaniyeleri çok meşhurdur. Daha sonra Merinos’taki müzeye dikiş makinasını verdik. Hatta ailecek fotoğrafımız da orada var.” diyerek sözlerini tamamlıyor hatıralarına dalarak.
“O KÜLTÜRÜ BUGÜN BURADA YAŞATIYORUZ”
Yine aynı şekilde orada yaşadıkları kültürü burada da devam ettirdiklerini söyleyen Meral Ertokat yemeklerini de saymakla bitiremiyor. Ertokat; “Hamurlarımız, tatlılarımız vardır. Sonra şevket bostan, kabak çiçeği dolması, yumurtalı patates, börülcenin haşlaması ve yemeğini yaparız. Bayramlarda da bizim simitlerimiz vardır meşhur. Kurban Bayramı’nda nohut ekmeğimiz vardır.”
“GEÇMİŞE DUYULAN BÜYÜK BİR ÖZLEM VARDI”
Büyüklerinin geride bıraktıkları yaşanmışlığa karşı duydukarı büyük bir özlemin yaşamları boyunca var olduğunu söyleyen Meral teyze; “Büyüklerimin buraya geldikten sonra geriye dönük hep özlemleri vardı. Ama geri dönmeyi hiç düşünmediler. Dayım birkaç yıl önce oraya gitti. Oradaki evlerini buldu. Ben de oraya büyüklerimin kaldıkları eve gittim. Hatıraları bu şekilde canlandırdık. Büyüklerim de keşke yaşasaydı ve tekrar ziyaret edebilselerdi. Bundan sonra tek isteğim bir daha böyle şeyler yaşanmasın. Kardeş olalım, Hep beraber mutlu bir hayat geçirelim istiyorum.” derken sözlerini Rumca maniler söyleyerek bitirdi.
https://www.youtube.com/watch?v=yguzY1fy0uIEn Çok Okunan Haberler