Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yargıtay

- Yargıtay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yargıtay haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yargıtay'dan emsal karar: Eşinin yemeklerini beğenmeyen koca ağır kusurlu sayıldı Haber

Yargıtay'dan emsal karar: Eşinin yemeklerini beğenmeyen koca ağır kusurlu sayıldı

Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan çift Aile Mahkemesi’ne müracaat ederek karşılıklı boşanma davası açtı. Davacı-karşı davalı erkek, ortak çocuğun doğumundan sonra kadının kötü davranmaya başladığını, sürekli hakaretler ettiğini, aşağıladığını, eziyet ettiğini, "moruk" diye hitap etmeye başladığını, "pislik, bunak" dediğini, yemek vermediğini öne sürdü. Eşinin buzdolabına kilit takıp kilitlediğini, bunun üzerine ikinci buzdolabını almak zorunda kaldığını dile getirdi. Asılsız şikayetlerle uzaklaştırma kararı aldığını belirterek boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin kendisine verilmesine ve 50 bin TL maddî, 50 bin TL manevî tazminata karar verilmesini talep etti. Davalı-karşı davacı kadın da iddiaları kabul etmediğini, önceki evliliğinden olan kızlarını eşinin hor gördüğünü, onlara hakaretler ettiğini, evlenen iki kızın düğünlerine bile katılmadığını kaydetti. Yaptığı yemekleri beğenmediğini, "sen cahilsin, sen ne anlarsın, tipe bak, hırsız, utanmaz, senin yemeklerin zehirli" diyerek aşağıladığını ifade ederek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların ortak çocuğun velâyetinin annesine verilmesine, ortak çocuk lehine aylık 1.500 TL tedbir-iştirak, kadın lehine aylık 1.500 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50 TL maddî, 50 bin TL manevî tazminata karar verilmesini talep etti. Tarafları dinleyen Aile Mahkemesi, kadının erkeğe "seni istemiyorum, defol, sen pissin, bunak, moruk" diyerek erkeği aşağıladığına, hakaret ettiğine, erkeğin ise ‘Yemeklerin berbat, yemeklerin zehirli, sen cahilsin, sen ne anlarsın, tipe bak, hırsız, utanmaz’ dediğine dikkat çekti. Yemekleri beğenmemekle birlikte evin mutfak alışverişini yapmayan kocayı kadına nazaran ağır kusurlu saydı. Çiftin boşanmasına, ortak çocuğun velâyetinin babasına verilmesine, ortak çocuk ile annesi arasında kişisel ilişki tesisine, kadın lehine takdir edilen aylık 750 TL nafaka ve kadın lehine 20 bin TL maddî, 15 bin TL manevî tazminata karar verdi. Erkek, karara istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, hakaretlerin yanı sıra yemekleri beğenmeyip evin mutfak alışverişini tam olarak yapmayan kocanın ağır, kadının az kusurlu tespit edilmesinin yerinde olduğu, kusura yönelik gerekçe uyarınca, bu şartlar altında evliliğin devamı beklenemeyeceğinden itirazı geri çevirdi. Kocanın avukatı kararı temyiz edince devreye Yargıtay 2. Hukuk Dairesi girdi. Daire, kararı onadı.

Meclis'te kritik hafta: TSK düzenlemesi ile 12. Yargı Paketi gündemde Haber

Meclis'te kritik hafta: TSK düzenlemesi ile 12. Yargı Paketi gündemde

TBMM Genel Kurulu, bu hafta Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) ilişkin düzenlemeleri içeren kanun teklifi ile kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen teklif başta olmak üzere yargı, kamu personeli ve güvenlik alanında önemli düzenlemeleri ele alacak. Genel Kurul'da ayrıca uzman erbaşlara yönelik yeni haklar, bazı yargı uygulamalarında değişiklik öngören maddeler ve kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak bilinen düzenleme de görüşülecek. Haftalık çalışmalarına 30 Haziran Salı günü başlayacak Genel Kurul, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili düzenlemeleri de içeren Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni ele alacak. TSK'YE İLİŞKİN DÜZENLEMELER Teklifle, Askeralma Kanunu kapsamında askerlik hizmetini yapanlar hariç olmak üzere, Silahlı Kuvvetlerden her ne sebeple olursa olsun ayrılan subaylar, Kanun'da yer alan istisnalar dışında muvazzaf olarak tekrar Silahlı Kuvvetler hizmetine alınamayacak. Milli Savunma veya İçişleri bakanlıklarının nam ve hesabına tıp ve diş hekimliği fakültelerinde okutularak subaylığa nasbedilenler yükümlülük süresini tamamlamadan mahkeme veya disiplin kurulu kararına dayanılarak ilişiği kesilenler ile tabi olduğu mevzuat uyarınca istifa edenler, hesaplanacak süre boyunca diş hekimliği ya da hekimlik mesleklerini icra edemeyecek. UZMAN ERBAŞLARA YENİ DÜZENLEMELER Sözleşmeli erbaş ve er olarak en az 7 hizmet yılını doldurarak ayrılanlardan nitelik belgesi olumlu olanlar, kamu kurum ve kuruluşlarının infaz ve koruma memuru, çarşı ve mahalle bekçisi, orman muhafaza memuru, idari gözetim personeli, koruma ve güvenlik görevlisi, zabıta memuru, itfaiye eri, şoför ve destek personeli kadro ve sözleşmeli pozisyonlarına kontenjan ve atama izinleri dahilinde atanabilecek. Sözleşmeli erbaş ve erlerin uzman erbaşlığa geçirilmelerine ilişkin usul, esas ve şartlara yönelik değişikliğe göre, fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi ile yazılı ve/veya mülakat sınavlarında başarılı olma şartı aranacak. "12. YARGI PAKETİ" Genel Kurul'da, kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi de ele alınacak. Bu düzenlemeyle Danıştay'daki daire sayısının 10'a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026'da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılacak. İdare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davaların kapsamı genişletilecek. Hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası verilecek. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17'nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmayacak. Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, TCMB'nin önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde 80'i üzerinden yapılacak. Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 3 ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilecek. Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında duruşmalar arasındaki süre 3 aydan daha uzun olamayacak. Kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak bilinen haksız menfaat için banka hesap bilgilerini başkalarıyla paylaşanlarla ilgili düzenleme yapılacak. Dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiili ile sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda meydana gelen olaylar ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları riskler ve olumsuz etkilerin tüm yönleriyle ele alınarak araştırılması, çözüm önerileri geliştirilmesi ve benzer olayların önlenmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu toplanacak. Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Oluşan Karma Alt Komisyon gündemindeki konuları görüşecek. Salı ve çarşamba günleri, Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantıları gerçekleştirilecek.

Yargıtay'dan milyonları ilgilendiren emsal karar: "İş sözleşmesinde her sayfaya imza şart değil" Haber

Yargıtay'dan milyonları ilgilendiren emsal karar: "İş sözleşmesinde her sayfaya imza şart değil"

Bir şirkette çalışan usta, maaşın yanı sıra fabrikanın bir bölümünün satışı konusunda anlaşıp, sözleşme imzaladı. Usta; sözleşmeye rağmen mülkü alamayınca mahkemenin yolunu tuttu. Davalı şirket, sayfalarca sözleşmenin tamamında şirket yetkilisinin imza ve kaşesinin olmadığını, bu yüzden satışın geçersiz olduğunu öne sürdü. Tarafları dinleyen mahkeme, sözleşmenin her sayfasında imza olmadığı gerekçesiyle satışı iptal etti. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Mağdur alıcı bu kez kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. İş sözleşmesinin her sayfasında imza bulunmasının zorunlu olmadığı son sayfadaki imzanın sayfaların birbirini takip ettiğinin anlaşılması halinde bağlayıcı olduğu hatırlatıldı. Kararda şöyle denildi: ‘Dosya içeriğine göre belirsiz süreli iş sözleşmesi ile birlikte davacıya ücret dışında 250 bin TL tutarında hizmet bedeli ödenmesi kararlaştırılmış; bu bedelin karşılığında iş sözleşmesinde belirtilen adreste yer alan bağımsız bölümün işçiye devri konusunda anlaşma yapılmıştır. Sözü edilen iş sözleşmesinin bütün sayfaları davalı işverence imzalı olup son sayfada ayrıca davalı Şirketin kaşesi de yer almaktadır. İş sözleşmesinin tüm sayfalarının imzalı olması karşısında; Mahkemelerce, son sayfa dışındaki sayfalarda davalı işverenin kaşesi olmadığı gerekçesiyle talep konusunun dayanağını teşkil eden sözleşme hükmüne değer verilmemesi doğru olmamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması, İş Mahkemesi hükmünün bozulmasına oy birliği ile karar verildi.’’

Emsal karar; artık onlar da ihbar tazminatı alacak Haber

Emsal karar; artık onlar da ihbar tazminatı alacak

Bir çiftlikte çalışan karı koca, tazminatsız şekilde kapı önüne konuldu. 1. İş Mahkemesi’nin kapısını çalan Z.M. ve S.M. çifti, ücret ve tazminat alacaklarının tahsilini istedi. S.M., çiftlikte 15 at, 1 inek ve iki köpeğin bakım işleri, ahır temizliği bakımı ve bahçe işlerinden sorumlu olduğunu, eşi Z.M.’nin de yemek ve ev işleri ile uğraştığını, 5 sene boyunca kesintisiz çalıştıklarını öne sürdü. Haksız ve ihbarsız olarak işlerine son verildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yıllık ücretli izin alacaklarının tahsilini talep etti. Davalı at çiftliği sahibi, S.M.’nin çiftlikte at bakıcılığı yaptığını, davacının taleplerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceğini dile getirdi. Davacının atlarla ilgilendiğini, ahır içindeki temizlik işlerini yaptığını, sabah yapılan işlerin 3 saat sürdüğünü, akşama kadar davacının boşta kaldığını, boş zamanlarında kendisi için ekip biçtiği sebze bahçesi ile ilgilendiğini, akşam üstü atlara yapılan işlemlerin ise 1 saati geçmediğini kaydetti. Diğer davacı Z.M.’nin ise çiftlik evi içerisinde çalıştırıldığını, bu dönemden önce ise çalıştırılmadığını savunarak davanın reddini istedi. 1. İş Mahkemesi, S.M.’nin işverenlikte seyis olarak çalıştığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması imkânı bulunmadığına hükmetti. Davacı Z.M.’nin de davalı işverenlikte ev hizmetlerinde çalıştığı, yine 4857 sayılı Kanun’un 4/1-(e) hükmü gereğince ev hizmetlerinde çalışanlara da 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Karar davacı karı - koca tarafından temyiz edilince devreye giren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. Kararda şu ifadelere yer verildi; ‘Yargılama sırasında dinlenen davacı ve davalı tanıklarının iş sözleşmelerinin feshine ilişkin somut ve görgüye dayalı bir bilgileri bulunmamaktadır. Davalı işverence dosyaya davacılar hakkında işe gelmedikleri iddia edilen günlere ilişkin herhangi bir devamsızlık tutanağı ibraz edilmemiştir. Belirtilen hususlar ve dosya kapsamı dikkate alındığında; davacıların iş sözleşmelerinin davalı işverence feshedildiği ancak ispat yükü üzerinde olan işverence feshin haklı nedene dayalı olduğunun ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Şu hâlde yapılan işin niteliği göz önünde bulundurularak davacılar kıdem tazminatına hak kazanamasa da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 432 ve 438. maddeleri uyarınca ihbar tazminatı hakkı kazandıklarından, sözü edilen alacağın hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir.’

AYM Başkanı Kadir Özkaya'dan Selahattin Demirtaş ve Can Atalay açıklaması Haber

AYM Başkanı Kadir Özkaya'dan Selahattin Demirtaş ve Can Atalay açıklaması

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, Gölbaşı'nda bulunan Vilayetler Evi'nde basın mensuplarıyla iftarda bir araya geldi. Özkaya, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özkaya, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu bağlamında Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanması, mevcut mekanizmalardaki olası eksikliklere ilişkin soruya şu yanıtı verdi: "Sorunuzun bir kısmı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görev ve yetkisi kapsamında kaldığından bu hususta değerlendirmede bulunmam mümkün değil. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin sorunuzla ilgili olarak Anayasa'nın 153. maddesi açık. Aynı şekilde AİHM kararları yönünden de Ceza Muhakemesi Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun hükümleri açık. "ÇOK SAYIDA İHLAL KARARININ GEREKLERİ YERİNE GETİRİLDİ" Kanaatimce ortada sistemsel bir sorun yok. Esasen icra süreci henüz tamamlanmayan 83 kararın dışındaki çok sayıda ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmiş olması, söz konusu 83 kararın da çok az bir kısmı dışındakilerin sürecinin devam ediyor olması, bir kısmının da teknik sebeplerle henüz yerine getirilememiş olması aslında sistemsel olarak ortada çok da büyük bir problem olmadığını gösteriyor. Bu noktada belki yorum farklılıkları devreye girebiliyor. İfade ettiğim gibi bence kurallar bağlamında herhangi bir sorun yok. Anayasa'nın 153. maddesine ilişkin ise şöyle bir değerlendirmede bulunabiliriz: Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararların hangilerinin yerine getirilip hangilerinin yerine getirilemeyeceğine ilişkin Anayasa’da bir ayrım söz konusu değil. 153. madde bireysel başvurunun hukuk sistemimize girdiği tarihten önce yürürlüğe girmiştir, yani bireysel başvurunun kabulü tarihinde bu kural yürürlükteydi. Anayasa koyucu bireysel başvuru için özel bir hüküm getirmediğine göre kararların yerine getirilmesi noktasında 153. madde bireysel başvuruyu da kapsamaktadır diyebiliriz. Burada üzerinde durmamız gereken başka bir husus da bireysel başvuruyu Türk hukuk sistemine kazandıran anayasa değişikliğinin gerekçesidir. Yargı düzeni içerisinde nihai hâle gelmiş yani kesin hüküm hâline gelmiş kararlar bireysel başvuruya konu edilebilir. Bireysel başvuru, Anayasa’nın teminat altına aldığı aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de koruma altına aldığı bir hakkın bu karar nedeniyle ihlal edildiği düşünülüyorsa ihlalin ortadan kaldırılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruya imkân sağlayan bir yoldur. Burada dikkat etmemiz gereken husus yalnızca kesinleşmiş ve başvuru yolları tüketilmiş kararlara karşı bireysel başvuru yapılabileceğidir. Diğer tarafta ise Anayasa’nın ilgili maddelerinde hem Danıştay'ın hem de Yargıtayın kendi yargı düzenleri içerisinde nihai karar mercii olduğu düzenleniyor. Anayasa Mahkemesi ise yalnızca bu nihai kararın Anayasa’ya temas ettiği kısmıyla ilgili değerlendirme yapmaktadır. Öbür tarafta yine kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin bireysel başvuru kapsamında inceleme yapılamayacağı düzenleniyor. Farklılaşma burada ortaya çıkıyor. Yani bir taraftan kendi hukuk düzeni içerisindeki kesinleşmiş nihai kararlar bireysel başvuruya konu edilebilir derken öbür taraftan Yargıtay ve Danıştayın kararları kesindir deniliyor. Bununla birlikte yalnızca temel haklara ilişkin olan kesinleşmiş kararlara karşı bireysel başvuruda bulunulmasına imkân tanınıyor. Bu noktada yorumu bir bütünsellik içinde yapmadığımız takdirde sorun çıkabilir. Bana göre, bireysel başvuruda düzenleme yapılacaksa kanun yolunda incelenmesi gereken hususlar kavramının biraz daha netleştirilmesi amacıyla anayasal anlamda bir düzenleme yapılabilir. Öte yandan, şayet burada 'Anayasa Mahkemesi yetkisini aşıyor, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapıyor.' yaklaşımından hareket edecek olursak istatistikler bize durumun aslında böyle olmadığını açık bir şekilde gösteriyor. Son beş yılda yaklaşık 55 bin başvurunun, 2025 yılında ise 9 bin 100 başvurunun kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu gerekçesiyle kabul edilemezliğine hükmedildiği göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa Mahkemesi'nin kanun yolunda incelenecek hususlara ilişkin binlerce başvuruyu kanun yolu şikâyeti olduğu gerekçesiyle esastan incelemediği anlaşılıyor. Yani Anayasa Mahkemesi kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvuruları ayırıyor. Peki, kanun yolu şikâyeti ile bireysel başvuru arasındaki sınır ne, bunu nasıl anlayacağız? Bu çok teknik bir husus, bunu çok genel ve özet olarak şöyle söyleyebilirim: Anayasa Mahkemesi'ne şikâyet edilen karara konu olan husus, Anayasa’da teminat altına alınmış olan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de ortak koruma alanında bulunan bir hakka temas ediyorsa yani anayasal bir temas varsa bu konu bireysel başvuru kapsamında incelenebilir. Başka bir deyişle kararda anayasal bir sorun varsa ve bu anayasal sorun temel haklara ilişkinse Anayasa Mahkemesi bu dosyaları bireysel başvuru yoluyla inceleyebilir. Bunun da temyiz incelemesi olarak nitelendirilmemesi gerekir. Tüm idari birimler ve yargı organları kararlarında Anayasa’yı gözetmek durumundadır. Bu, hem yetkileri hem de görevleri kapsamındadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Anayasa’yı nihai yorumlama yetkisi yani Anayasa’nın ilgili maddesinin ne anlama geldiğini söyleme yetkisi nihai olarak Anayasa Mahkemesine aittir. Dolayısıyla bireysel başvuruya konu kararda önceki yargı yerlerince yapılmış olan anayasal yorumların Anayasa Mahkemesi'nin yorumu ile çelişmesi hâlinde Anayasa Mahkemesi'nin yorumu geçerli olacaktır." AYM Başkanı Özkaya, "Anayasa Mahkemesi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında açılan kapatma davasıyla ilgili henüz bir karar vermedi. Davayla ilgili son durum nedir" sorusunu ise şöyle yanıtladı: "Çok kapsamlı bir dava. İddianamede ileri sürülen hususların incelenmesi ve araştırılması çok zaman alacak bir boyuttaydı. Baştan itibaren dosyada 4 raportör görevlendirdik. Bugüne kadar Anayasa Mahkemesine çok sayıda kapatma davası açılmış olmasına rağmen HDP kapatma davasının niteliğinde bir başka dava yok. 520 kişinin eylemi kapatma davasına gerekçe olarak gösteriliyor. Bunların 451’i hakkında yasaklılık kararı isteniyor. 520 kişi hakkında 4 bin eylemden bahsediyoruz. Bu eylemlerin tamamı soruşturma ve kovuşturma konusu olmuş. Bu da yaklaşık 3 bin davaya tekabül ediyor. 840 sayfa iddianame, ekinde 60 klasör ve bu klasörlerin içinde yaklaşık 200 GB dijital materyal bulunan bir davadan söz ediyoruz. Ayrıca parti tüzel kişiliğinden ayrı olarak yasaklılık istenen 520 kişiye bireysel savunma imkânı tanındı. Bunların hepsine tebligat yapıldı. Kimisi yurt içinde kimisi yurt dışında. Bu ceza davaları her ne kadar bağlayıcı olmasa ve delil değerlendirme yetkisi Anayasa Mahkemesi'nde olsa da soruşturma ve kovuşturma aşamaları Anayasa Mahkemesi tarafından takip edildi ve süreç bugünkü aşamaya geldi. Teknik anlamda dosyada sona gelindiğini söyleyebiliriz, yani tamamlanma sürecine yaklaşılmış durumda. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemesine başlanmasına gelme durumunda. Çok uzun zaman almadan değerlendirme yapılabilecektir." "Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusu bulunmasıyla ilgili son durum nedir" sorusuna, Özkaya, "Anayasa Mahkemesi tarafından herhangi bir sözlü ya da fiili eylemde bulunulmadı. Süreç de zaten devam etmedi. Yani sadece o kararın alınmasıyla kaldı, sonrasında başka bir gelişme olmadı. Anayasa Mahkemesi de bu konuda bir tutum içerisine girmedi" yanıtını verdi. ÖZKAYA'YA "CAN ATALAY" KARARI HATIRLATILDI Kadir Özkaya, "Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alındığında Can Atalay sizce şu an milletvekili midir, değil midir" sorusuna şu yanıtı verdi: "Anayasa Mahkemesi'nin Can Atalay ile ilgili vermiş olduğu 3 kararı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi üyesi olarak bahse konu kararlarda yargısal görüşümüzü ifade ettik. Can Atalay'ın milletvekili olarak yargılanmasının özel usule tabi olduğunun ve Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'nın 14 ve 83. maddeleri yorumu çerçevesinde milletvekili sıfatı devam ettiği sürece yargılamanın durması gerektiğinin ifade edildiği iki kararın altında imzam var.Oradaki yargısal görüşüm bu. Üçüncü karar ise karar verilmesine yer olmadığına şeklindeydi. Ben orada teknik sebeplerle Anayasa'nın 84 ve 85. maddelerindeki hükümleri gözeterek Anayasa Mahkemesi'nin işin esasını inceleyemeyeceğini, karar verilmesine yer olmadığına şeklindeki kararın da aslında işin esasına ilişkin bir karar olduğunu değerlendirdiğim için karşı oy kullandım. Ama Mahkememiz çoğunluğu önceki verilen iki ihlal kararını da gözeterek farklı yorumladı. Esasa girerek karar verilmesine yer olmadığı yönünde bir karar tesis etti." AİHM'İN "SELAHATTİN DEMİRTAŞ" KARARI Başkan Özkaya, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Selahattin Demirtaş'la ilgili ihlal kararı" sorusuna da şöyle yanıtladı: "Anayasa Mahkemesi olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin vermiş olduğu ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi üzerine yapılan başvurularda işin esasını inceliyoruz ve ihlal kararının niteliğine de bakarak eğer gerçekten ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediğini tespit ediyorsak ihlal kararı veriyoruz. Bizim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ihlal kararlarının yerine getirilmesini temin etmeye yönelik yetkimiz yok. Dolayısıyla bu konudaki değerlendirmelerimiz de farklı yorumlanabiliyor. O nedenle bu tür konularda kararlarımızla değerlendirme yapmanın daha doğru olacağını düşünüyorum." "YAKIN ZAMANDA BİR KEZ DAHA DEĞERLENDİRECEĞİZ" AYM Başkanı Özkaya, Anayasa Mahkemesi'nin geçmişte kullandığı yürürlüğü durdurma yetkisinin yeni dönemde yeniden kullanıp kullanmayacağına ilişkin soru üzerine şunları söyledi: "Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının yazımı ve Resmi Gazete’de yayımlanması, yazım süreçlerinde yaptığımız değişiklikler doğrultusunda özellikle son 10 yılda önemli ölçüde kısalmıştır. Hatırladığım kadarıyla bugüne kadar, çok kapsamlı olan 703 sayılı KHK'ya ilişkin karar dışında, verildiği tarih ile Resmi Gazete'de yayımlandığı tarih arasında 11 ayı aşan bir karar bulunmamaktadır. Bu 11 ay yanlış anlaşılmasın. Bu kadar uzayan çok fazla kararımız yoktur. Yürürlüğün durdurulması meselesi ise anayasa yargısında öteden beri tartışılan bir konudur. Anayasa’da ve ilgili kanunlarda Anayasa Mahkemesine bu konuda açıkça verilmiş bir yetki bulunmamaktadır. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi, 'Çoğun içinde az da vardır' anlayışıyla geçmişte içtihat yoluyla yürürlüğün durdurulması müessesesini kullanmıştır ve zaman zaman bu yola başvurmuştur. 2014 yılından itibaren ise yürürlüğün durdurulması kararı verilmemiştir. Ancak bu durum, yürürlüğün durdurulması müessesesinin tamamen terk edildiği anlamına gelmemektedir. Anayasa Mahkemesi bu müessesenin varlığını sürdürmekte, gerekli görülmesi hâlinde kullanılmak üzere muhafaza etmektedir. Karar sürelerinin önemli ölçüde kısalmış olması da bu konuda ihtiyatlı bir yaklaşım benimsenmesinde etkili olmaktadır. Nitekim bazı kararlarımız 4 ay içerisinde Resmi Gazete’de yayımlanabilmektedir. İtiraz yoluyla gelen başvurular bakımından ise büyük ölçüde 5 aylık anayasal süreye uygun hareket edilmektedir. Bu konuda dile getirilen eleştiriler bizim için kıymetlidir. Heyet olarak yürürlüğün durdurulması müessesesini daha önce gözden geçirdik, yakın zamanda bir kez daha değerlendireceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.