Türkiye, AİHM önünde en çok dosya bekleyen ülke konumunda
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından açıklanan 2025-2026 dönemi istatistiklerine göre Türkiye, aleyhinde en çok karar beklenen ülke konumunu koruyor. 28 Şubat 2026 itibarıyla mahkeme önünde bekleyen toplam 53 bin 450 başvurunun 21 bin 900’ü doğrudan Türkiye aleyhine açılmış davalardan oluşuyor. Bu, mahkemenin önündeki her üç dosyadan birinin Türkiye’ye ait olduğu anlamına geliyor.
Sistematik hak ihlalleri
2025 yılı verilerine göre Türkiye, hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında Ukrayna ve Rusya’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor. İhlal kararlarının merkezinde; adil yargılanma hakkı ile özgürlük ve güvenlik hakkı bulunuyor. 2016 sonrası uygulanan OHAL ve meslekten ihraçlar, Türkiye kaynaklı AİHM dosyalarının %80’inden fazlasını oluşturuyor.
Yargı krizi ve anayasal direnç
AİHM'in verilerini paylaşarak değerlendirmede bulunan CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, Türkiye’de teorik söylemler ile pratik uygulamalar arasındaki makasın açıldığını vurguladı:
“Bir tarafta bağımsızlık vurgusu yapan resmi beyanlar, diğer tarafta dünya hukuk endekslerinde en alt sıralara demir atmış bir gerçeklik vardır. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve AİHM kararlarına karşı sergilenen fiili direnç, hukuk devleti ilkesinin kurumsal bir tasfiyesidir.”
Çözüm yolu: Hukuk güvenliği ve reform
Türeli, Türkiye’de adalete olan inancın yeniden sağlanması için şu önerileri sıraladı:
Yargı Üzerindeki Siyasi Vesayet Kaldırılmalı: HSK yapısı demokratik standartlara göre yeniden düzenlenmeli, liyakat esas alınmalıdır.
Anayasal Sadakat Sağlanmalı: AYM ve AİHM kararlarının uygulanmaması yönündeki hukuk dışı tutuma son verilmelidir.
Hukuki Reformlar Hayata Geçirilmeli: Terör suçlamalarındaki muğlak tanımlar uluslararası standartlara çekilmeli, keyfi tutuklamalar ve uzun yargılama süreleri engellenmelidir.
Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem: Türkiye’nin uluslararası itibarını yeniden kazanmasının ve adaletin herkese eşit tesis edilmesinin yolu demokratik bir parlamenter sisteme dönüşten geçmektedir.
Bakan Gürlek'e sordu
Türeli ayrıca bu bilgiler ışığında Adalet Bakanı Akın Gürlek'e yanıtlaması üzerine verdiği soru önergesinde şu soruları yöneltti:
1. AİHM’in 2017’deki Köksal/Türkiye kararıyla işaret ettiği iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına rağmen, başvuruların azalmak yerine birikerek devam etmesi, iç hukuk yollarının (Anayasa Mahkemesi ve idari yargı) etkililiğini yitirdiği anlamına mı gelmektedir?
2. 2025 yılında Türkiye aleyhine verilen 66 ihlal kararında ilk iki sırada yer alan "adil yargılanma hakkı" ile "özgürlük ve güvenlik hakkı" ihlallerinin sistematik hale gelmesini engellemek adına yasal veya idari düzenleme yapılması hakkındaki görüşünüz nedir?
3. 28 Şubat 2026 itibarıyla AİHM önünde bekleyen 21 bin 900 derdest başvurunun %80’den fazlasının 2016 sonrası OHAL uygulamaları ve meslekten ihraçlar kaynaklı olduğu gözetildiğinde; bu devasa dosya yükünü iç hukukta süratle çözecek somut bir eylem planınız veya yeni bir hukuki mekanizma hazırlığınız bulunmakta mıdır?
4. Fransa (703), İngiltere (139) ve Almanya (127) gibi ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’nin on binlerle ifade edilen başvuru sayısına sahip olması, Bakanlığınıztarafından nasıl açıklanmaktadır?