Prizren’den Bursa’ya uzanan yolculuk: Hayatın izini mücevherle buluşturuyor
Kosova’nın Prizren şehrinde doğup büyüyen Didem Şimşek ilk ve ortaöğretim hayatını kendisi için özel bir şehir olan Prizen şehrinde geçiriyor. Sonra üniversite eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama bölümünde tamamlıyor. Ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Kentsel Tasarım alanında yüksek lisans yaparak tutkuyla bağlı olduğu tasarım dünyasına bir adım daha yaklaşarak bugünlerin de temelini atmış oluyor.
Üniversite hayatını tamamladıktan sonra süreç içerisinde evlenip aile hayatını kuran mücevher tasarımcısı Didem Şimşek, mesleği ile tanışma hikayesini anlatırken nasıl zamansız ve anlamı derin takılar yaptığını ve bu mesleğin tutkuyla nasıl bir aşka dönüştüğünü işte bu sözlerle anlatıyor...
Tutkuyla aşka dönüşen bir meslek…
Şimşek, ilk olarak 2010 yılında mezun olduğu bölümün üzerine 3 yıl çalışsa da hikayesi evlenip kızının doğmasıyla başlıyor. Doğumla beraber çalışma hayatına ara veren Şimşek, “Bu sürede boş zamanlarımı moda ve takı tasarımı gibi farklı alanlarda hobi çalışmaları yaparak değerlendirdim. Zamanla kişiye özel takı dünyasının ne kadar derin, anlamlı ve özel olduğunu keşfettim. Çünkü bir takıyı değerli kılan yalnızca zarif detayları değil, taşıdığı anlamdı; anlam, takıyı trend olmaktan çıkarıp zamansız kılıyordu” sözleriyle anlatıyor serüvenini.
Teknolojinin bu alandaki etkisinin göz ardı edilemeyeceğini söyleyen Şimşek hem süreçlerin hızlanması hem de üretimdeki verimliliğin sağlanması nedeniyle 2019 yılında teknik mücevher çizim programları eğitimi alıyor. Şimşek’e göre şehirlerden takılara uzanan süreçte sadece ölçek değişiyor.
"Tasarımlarımda taşlardan önce duygular yerleşir"
Kişiye özel takılar tasarlayan Mücevher tasarımcısı Didem Şimşek bu alanın uçsuz bucaksız bir dünya olduğunun altını çizip kimler için ne tür takılar tasarladığını anlatırken; "Kişiye özel takı alanı uçsuz bucaksız bir dünya. Ben özellikle aile temalı takılar üzerine yoğunlaşıyorum çünkü bu alanda ciddi bir boşluk olduğunu fark ettim ve bu durum beni doğal olarak bu yöne çekti.” diyor.
O’na göre piyasada kişiye özel tasarım adı altında sunulan çalışmaların büyük bir kısmı yalnızca harflerin yan yana getirilmesinden ibaret. Oysa Şimşek’in tasarımlarında süreç kendi deyimiyle, “Benim tasarımlarımda ise taşlardan önce duygular yerleşir. Sonra form gelir ve en son parıltılar…” şeklinde ilerliyor.
Şimşek’e göre kişiye özel tasarımlarda insanlar kendilerini daha derinden yansıtan, hayatlarındaki değerleri ve sevdiklerini simgeleyen anlamlı takılar arıyor. Gün içinde küçük bir mola verdiğinde ya da aynada kendine baktığında, ona sevdiklerini ve hayatındaki öncelikleri hatırlatan semboller görmek istiyor. Şimşek’in işi de bu küçük ama güçlü anlamları keşfedip onları zarafetle takılara dönüştürmek...
Şimşek, anne-çocuk bağını yansıtan ve gelecekte çocuklarına emanet etmek istedikleri, ergenliğe geçiş gibi hayatın eşik dönemlerini zarif bir hatırayla taçlandıran; evlilik, doğum ya da boşanma gibi yeni başlangıçları onurlandıran takılar tasarlıyor. Tasarımlarında karşısındaki kişinin duygularından, hikâyesinden ve görünmeyen bağlarından süzülen bu son derece soyut veriler, nesilden nesile aktaracakları anlamlı ve zamansız kolyelere dönüşüyor.
İlham kaynağım: sevgi bağı, değerler ve hikâyeler...
En özel anılara tasarladığı bir takıda hayat verirken en büyük ilham kaynağını ise yine bu süreçte birlikte yol aldıkları insanların en başta hikayeleri olduğunu ifade eden Didem Şimşek sözlerini şöyle sürdürüyor:
"En büyük ilham kaynağım, daha önce hiç tanımadığım müşterimin hayatındaki sevgi bağı ve değerler oluyor. İlk telefon görüşmemizde ya da yüz yüze buluşmamızda ağızlarından dökülen ilk cümleler, tasarımın çerçevesini belirliyor. Bu nedenle sürecin en kritik aşaması dinlemek ve anlamak. Bu noktada ben susuyorum, onlar anlatıyor; ne kadar güçlü bir bağ kurarsak ortaya çıkan sonuç da o kadar özel ve etkileyici oluyor.
Bazen bu süreç çok akıcı ilerlerken bazen daha sabır isteyen bir yolculuğa dönüşebiliyor. Ancak her durumda kişinin hayatını çevreleyen en yakın ilişkiler, değerler ve hikâyeler tasarımlarımın en güçlü ilham kaynağını oluşturuyor.”
Dört aşamalı işlem: Fikir alışverişi, çizim, üretim, kavuşma
İşin mutfağında parmaklarına maden tozunun değdiği, birebir çizdiği tasarımların hangi işlemlerden geçtiğini yani kısacası bu işin ince işçiliği sürecini anlatırken bizi o anlara götüren mücevher tasarımcısı Didem Şimşek tasarım aşamasını şöyle özetliyor:
"Bir tasarım ortaya çıkarken dört farklı aşamadan geçiyor. Birinci aşama karşılıklı fikir alışverişi oluyor. Her şey sohbetle başlıyor. Kişinin hikâyesini, hayallerini, duygularını ve o mücevherle yaşatmak istediği anlamı dinliyorum. Çoğu zaman ilk kurulan birkaç cümle tasarımın ruhunu belirliyor. Bu aşamada amacım sadece güzel bir takı değil, kişiye gerçekten ait bir parça yaratmak. İkinci aşama tasarımın çizimi oluyor. Bu paylaşımlardan yola çıkarak ilk eskizleri hazırlıyorum. Form, ölçü ve taş yerleşimleri netleşirken tasarım yavaş yavaş görünür hâle geliyor. Müşteriyle birlikte üzerinden geçip içimize sinen son hâline ulaştırıyoruz. Üçüncü aşama üretim süreci oluyor. Onaylanan tasarım, Bursa’da mücevher alanında en deneyimli ustalarımızın ellerinde hayat buluyor. Her detay titizlikle işleniyor; çünkü bu parça sadece bir mücevher değil, bir hikâyeyi taşıyor. Dördüncü ve son aşama ise sana özel mücevherine kavuşma aşaması oluyor. Son kontrollerden sonra mücevher sahibine teslim ediliyor. Bu an, bir duygunun somutlaştığı, kişisel bir hikâyenin ömürlük bir hatıraya dönüştüğü an oluyor."
Her bir tasarım farklı bir hikaye
Yaptığı her bir tasarım çalışmasının ayrı bir hikayesi olduğunu söyleyen Şimşek'e içlerinden unutamadığı enleri sorarken her bir çalışmasının yerinin ayrı ve eşsiz hikayelere sahip olduğunu söylese de bazı unutulmaz hikayeleri şu sözlerle aktarıyor:
“Bir ailemizin kızlarına ergenliğe geçiş döneminde hediye edecekleri unutulmaz bir kolye hazırlamıştık. Aile, 20 yıl sonra bile kızları bu kolyeyi boynunda taşıdığında çocukluğunu ve ailesiyle yaşadığı güzel anıları hatırlamasını sağlayacak kalıcı bir hediye istedi.
Bu fikirle mevcut fotoğraflarından aile silüetlerini çizdim; yanına ise kızlarının 20 yıl sonraki yetişkin hâlini yerleştirdim. Yetişkin hâli bir tablo yapıyordu ve o tablonun içinde yine anne-baba-kızın bugünkü mutlu fotoğrafı vardı. En sağ alt köşeye eklediğim oyuncak ayıcıklar ise geleceğe bakan bir çocuğun çocukluğuna dair sembolüydü. Bu kolyenin anımsattığı güçlü duygular sayesinde unutulması imkânsız.
Bir diğer beni etkileyen çalışmam ise Sabiha Hanım için hazırladığımız kolyemiz olmuştu. İlk konuşmamızda bana şöyle demişti: ‘Bebeğim var, çok mutluyum ama inanılmaz yorgunum. Anneliğin hem güzel duygularını hem de zor zamanlarını temsil eden bir kolye istiyorum. Uykusuzluğumu ve yorgunluğumu da anlatsın.’
Bu sözlerden yola çıkarak zihnindeki yoğunluğu ve yorgunluğu mutluluğuyla harmanlayan bir tasarım oluşturdum. Bir kadın silüetinin başının üzerinde bir bulut, bulutun içinde ise geceyi temsil eden ay ve yıldızlar yer aldı. Böylece bu kolye, anneliğin hem büyüleyici güzelliklerini hem de görünmeyen zorluklarını aynı anda anlatan bir sembole dönüştü. Her şeyi romantize edemeyiz; bazen gerçekçi bir bakış açısıyla bakmak, zorlukların üzerinden mizahla kalkmak gerekir."
Henüz kendime bir aile kolyesi tasarlayamadım
Birçok kişinin hayatına unutulmaz anılar kazandıran Didem hanıma el emeği göz nuru tasarımları "Hiç kendiniz için bir tasarım çalışması yaptınız mı? " diye sorduğumuzda ise yine bir gülümseme ile bakın nasıl cevap veriyor bizlere; "Bu sorunun cevabı yok çünkü terzi kendi söküğünü dikemez misali. Kendime henüz bir aile kolyesi tasarlamadım ama dövme tasarlayıp yaptırdım."
Zarif ve kişiye özel tasarımlar: Aile, aşk, anılar
"Aileyi, aşkı, anıları… Hepsini zarif ve kişiye özel tasarımlarla ölümsüzleştiriyorum." diyerek mesleğinin kendisi için neler ifade ettiğini anlatan Didem hanım:
"Kadınların ömür boyu taşımak isteyeceği, kendilerinden izler barındıran kolyeler tasarlıyor ve üretiyorum. Tasarım ve üretim süreci başlı başına bir keyif; ancak müşterim kolyesini teslim aldığında benimle paylaştığı duygular, bu işin en paha biçilemez tarafı. Çünkü o an, bir hayat hikâyesinin sanat eserine dönüştüğünü ve zamanla değerini yitirmek yerine nesiller boyunca aktarılıp daha da kıymetleneceğini biliyorum. Hepimiz bu dünyada iz bırakmak isteriz; sevgi bağıyla birbirine bağlı insanların hayatlarında kalıcı izler bırakmaya vesile olmak benim için tarifsiz bir tatmin. Kendimi ait hissettiğim bir işi yapmanın şansını yaşıyorum. Gerçekten az rastlanan bir alanda üretmek, bu deneyimi benim için daha da eşsiz kılıyor. Güçlü sezgi ve empati yeteneğimi tasarım kabiliyetimle birleştirerek duyguları zamansız parçalara dönüştürürken, bu yolculuktaki en büyük şansım sanatçı ruhlu, üretken bir ailenin içinde büyümek ve eşimin her koşulda desteğiyle bana alan açması oldu.
Bu işin en zor ama en anlamlı yanı ise güven inşa edebilmek. Bugün vitrinim sosyal medya; insanlar fiziksel olarak hiç dokunmadıkları bir ürünü, daha önce tanımadıkları birinden satın alıyor. Bu tamamen güvene dayalı bir ilişki. Çoğu zaman bu süreç sorunsuz ilerliyor, nadiren tedirginlik oluştuğunda ise sayfamı incelemelerini rica ediyorum. Çünkü sayfam son derece doğal, samimi ve içten tasarımlarla dolu; küçük bir göz gezdirme bile bu duyguyu karşı tarafa hemen geçiriyor."
"Sezgilerinize güvenip devam edin"
Kendi işini yapan ve yaptıkları ile insanların hayatına dokunarak güzel anılar bırakan bir girişimci kadın olarak diğer kadınlara ilham olması adına seslenen mücevher tasarımcısı Didem Şimşek: "Sistem bizi çoğu zaman rutin ve yaygın olana çekiyor. Yeteneğinizi keşfedip farklı alanlara yönelmekten korkmayın. Bazen belirsizlikler sizi vazgeçme noktasına getirebilir; işte tam o anlarda sezgilerinize güvenip devam etmek en güçlü çözüm. Ben bu konuda şanslıydım. İç sesimi dinleyerek kendime ait bir yol açabildim."diyerek sözlerine son veriyor...