
DEM Parti milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar 24 Mayıs'ta İmralı'da Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmeye ve yaklaşık bir buçuk yıldır yürütülmekte olan sürece ilişkin açıklamalarda bulundu.
Mezopotamya Ajansı'nın sorularını yanıtlayan Sancar, sürecin bir süredir bir durgunluk içerisinde olduğunu ancak son görüşmeyle birlikte yeniden hareketlendiğini ifade etti.
Öcalan'ın sürecin ilerleyişine ilişkin yorumlarını aktaran Sancar "Sayın Öcalan'ın yol haritasını üç başlıktan oluşuyor, birincisi yasanın niteliği. İkincisi sürecin kurumsallaşması. Üçüncüsü, bu süreçte kendisinin rolünün ve konumunun tanımlanması" ifadelerini kullandı.
Sürecin temel başlıklarından ve en tartışmalı konularından biri olan "yasa" tartışmalarına da değinen Sancar "Sürecin yasaya dayanarak kurumsal bir nitelik kazanması. Bu da Sayın Öcalan'ın önerdiği yol haritası ya da plan veya tedbirler toplamı ya da adımlar toplamı, ne dersek diyelim, onun diğer bir parçasıdır. Sürecin kurumsallaşması, yasal çerçevenin açacağı yolla olmalı, çerçeve yasasının sunacağı dayanakla gerçekleşmelidir. Yani çerçeve yasa aynı zamanda sürecin kurumsallaşmasının da dayanağı olmalıdır. Kurumsallaşmadan kasıt da, artık işleyişin mekanizmalar ve tanımlanmış hedef, görev ve sorumluluklar çerçevesinde yürümesi" dedi. Sancar ayrıca söz konusu yasa taslağının meclis tatile girmeden gündeme alınmasının önemli olacağını belirtti.
Sancar'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"YAVAŞLAMIŞTI AMA RAYDAN ÇIKMAMIŞTI"
"Yürütülmekte olan sürecin karmaşık ve zor olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Çeşitli faktörler bu sürecin akışını etkileyebiliyor. Bu tür süreçler doğrusal bir hat üzerinde ilerlemiyor. İnişler, çıkışlar yaşanabiliyor, durgunluklar olabiliyor. Tren benzetmesiyle ifade etmek gerekirse; en önemli husus, trenin rayda olmasıdır. Süreç bir tren gibi düşünürsek, onun rayda olması lazım. Fakat raydayken her zaman aynı hızda ya da yüksek hızda ilerlemeyebiliyor, gidemeyebiliyor. Bazen engeller çıkabiliyor, farklı durumlar yaşanabiliyor ve yavaşlama söz konusu olabiliyor ya da tren bekleyebiliyor da. Diyelim ki; ileride bir yerde yapılması gereken işler vardır. Bu işlerin de tamamlanması trenin beklemesini gerektirebiliyor. Bu çerçevede anlamak daha doğru olur. Yani tren raydaydı ama çok yavaşlamıştı, hatta bir durgunluk da vardı diyebiliriz. Fakat tren raydan çıkmamıştı."
ÖCALAN'IN YOL HARİTASI
Şimdi Sayın Öcalan'ın çeşitli durumları gözeten yoğun bir çalışma içinde olduğunu her seferinde gözlemliyoruz. Eğer bir sorun ortaya çıkarsa bunu aşmak için formüller geliştirmeye de özel önem verdiğini aynı şekilde biliyoruz. Bu son görüşmede sürecin ilerlemesi için elbette çeşitli hazırlıklar yapmıştı ve bunları bizlerle paylaştı. Bunları karşılıklı olarak konuştuk. Üç başlık altında toplayabilirim bunları. Öncelikle Sayın Öcalan artık yasal düzenleme aşamasının geciktirilmemesi gerektiğini ısrarla belirtiyor. Yani kaybedecek zamanımız yok ve yasal düzenleme konusunda da herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Süreci hızlandırmalıyız. Hızlandırma derken de, hedef, Meclis tatile girmeden bu yasanın çıkmasını sağlamak.
Şöyle bir toparlama yapabilirim. Birincisi yasanın niteliği. İkincisi sürecin kurumsallaşması. Üçüncüsü, bu süreçte kendisinin rolünün ve konumunun tanımlanması. Birinciden, “yasanın niteliği”nden başlayalım. Bu konuda söylediği en önemli söz veya kullandığı en önemli kavram, 'Kök hücre gibi bir kanun olmalıdır' şeklinde. Yeterince anlaşılıp anlaşılmadığını tabii ki değerlendirebiliriz. Kök hücre derken kastedilen iki temel nokta vardır: Onarım ve yenilenme. Çatışma sürecinin ve bu çatışmaya yol açan sebeplerle ilgili hasarların onarılmasını sağlayacak, onarılmasına giden yolu açacak bir nitelik taşımalı. Daha sade söyleyelim; çatışmayı çözmeye çalışıyoruz ve bu konuda çok önemli gelişmeler yaşandı. 27 Şubat çağrısı, ardından örgütün adımları, mecliste komisyon kurulması gelen ve komisyonun ortaya çıkardığı rapor. Bütün bunlar önemli. Şimdi yapmamız gereken, bu çatışmayı çözerken ortaya çıkan hasarları tamir edecek, onaracak bir nitelikte yasal düzenlemeleri hızla çıkarmak. Elbette bir yasal düzenlemeyle bütün hasarları bir anda onarmak mümkün olmaz. Ancak kök hücre öyle bir alan açacak ki bu hasarlar giderilebilsin.
ÇERÇEVE YASA
Şimdi kastedilen bir çerçeve yasadır, bir geçiş süreci yasasıdır. Bu doğrudur. Evet geçiş süreci içindir ve bu geçiş sürecinin çeşitli gerekleri var. En başta silah bırakma ve entegrasyonla ilgili konular var. Fakat yasa bu geçiş sürecini düzenlerken, öncelikle çatışmanın sonuçları diyebileceğimiz hasarları da hesaba katmalı ve onarmayı amaçlamalı. Bu onarımın temelinde de şiddetten siyasete geçiş diyalektiği yatıyor. Bunu, 27 Şubat Çağrısı’nın başlığındaki “barış” kavramıyla birlikte düşünebilir, bu boyut bağlamında ele alabiliriz. Kök hücre derken kastedilen ikinci husus yenilenmedir, bünyenin yenilenmesidir. Hasarı gideriyorsanız bünyeyi de yenilemeniz gerekiyor. Bu bünyenin yenilenmesinin de yollarını açacak bir nitelik taşımalıdır yasa. Onarım ve yenilenme bu yasanın temel niteliği olmalıdır. Bunu da esas olarak 27 Şubat Çağrısı’ndaki “demokratik toplum” kavramıyla birlikte değerlendirebiliriz. 27 Şubat Çağrısının sonuna eklenen ifadenin önemini de bu çerçevede görmek lazım. Öncelikli mesele Kürt sorunundan doğan çatışmayı aşmak. Kürt sorununun çözüm yollarını açmak, çatışmayı aşarak bunu yapmak. Nasıl olacak bu? Sorunu, çatışma ve şiddetten hukuk ve siyaset zeminine çekerek olacak. Çerçeve yasa buna mutlaka hizmet etmelidir. Bir yandan hukuki güvenceler oluşturmalı, aynı zamanda sorunun demokratik zeminde tamamen siyasetle çözümünün imkanlarını yaratmalıdır. Demokratik siyaseti güçlendirmeli ve önünü açmalıdır. Şiddetten siyasete geçiş diyalektiği dediğimiz şey budur.
İSİMLENDİRMEDEN ÇOK İÇERİK
Öcalan'ın görüşmede kendisinin konumu ya da ismi üzerine bir önerisinin olup olmadığı sorusuna da yanıt veren Sancar şunları söyledi:
"İsimlendirmeden çok içerik üzerinde durmak önemlidir. Burada sürecin mantığı kavramı anahtar kelimelerden biridir. Sürecin mantığına uygun bir tanımlama yapılması en önemli husustur. Yani süreci kim yürütüyor, hangi aktörler yürütüyor, hangi aşama, hangi sorumluluk ve yetkiyle ilerleyecek? Bütün bunları tanımlamak en önemlisi. Burada şüphesiz konumlar da belirginleştirilecek. Bunun adını herhangi bir şekilde koymak değil de bunun adını sürecin mantığına uygun olarak koymak o kadar zor bir mesele değildir. Yeter ki içerik üzerinde bir mutabakat ortaya çıksın."
"MECLİS TATİLE GİRMEDEN ÇERÇEVE YASA ÇIKMALI"
"Sayın Öcalan da buna işaret ediyor. Meclis tatile girmeden çerçeve yasanın çıkması gerektiğini, bu konuda bütün aktörlerin tarihi sorumluluk anlayışıyla hareket edeceğine ve Meclis’in de bu hassasiyette çalışmalarını yürüteceğine inandığını söylüyor. Dolayısıyla bütün aktörlere burada tarihi bir sorumluluk düşüyor. Bizim hedefimiz, isteğimiz ve çabamız, Meclis tatile girmeden bu yasanın mümkün olan en geniş mutabakatla çıkmasıdır. Niteliklerini de saydım; Süreci hedefe doğru götürecek, sürecin mantığına uyan, demokrasi ve siyaset üzerinden sağlam bir barış, kalıcı bir barış yolunu gerçekten açacak bir zemin. Gecikmenin riskleri olduğunu Sayın Öcalan da zaten belirtiyor."
CHP VE MUTLAK BUTLAN: DEMOKRATİK CUMHURİYET ESAS HEDEFTİR
"Öncelikle bu "mutlak butlan" kararını bir hukukçu olarak ben değerlendirdiğimde; bunun hukuksal açıdan tamamen temelsiz olduğunu açıkça söylüyorum. Bu müdahale hukuken bir temele dayanmıyor. Hukuksuz bir müdahaledir. Bu durum; yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi geleneğinin, Türkiye'de uzun köklere dayalı bu geleneğin yargı eliyle siyaseti dizayn etme anlayışının çok ağır bir örneğini oluşturuyor. Toplum ve siyaset mühendisliği ile demokratik ortak yaşamı barış içinde sürdürmek çok zordur. Eğer barış içinde bir arada yarışmak ve yaşamak istiyorsak, demokratik temel normları gözetmek zorundayız. Bu sürecin ana hedefi de budur. Demokratik topluma ulaşma. Sayın Öcalan ısrarla 'Demokratik Cumhuriyet esas hedeftir' diyor. Butlan kararının sürece olumsuz yansımaları olabilir. Fakat bunun önüne geçmek için de mutlaka hepimizin çaba harcaması gerekiyor. Bu karara ilkesel olarak açık ve net bir şekilde karşı çıkıyoruz. Hem demokratik ilkeler açısından hem de hukuksal olarak bu müdahale kabul edilemez. Bu gelişmenin şu an içinde bulunduğumuz sürecin de ilerleyişi açısından riskler üretecek bir potansiyeli olduğunu görüyoruz. Sayın Öcalan da bunlara zaten işaret etti. Açıklamamızda vurguladığımız şekliyle söyleyeyim; diyor ki 'Gelinen nokta, cumhuriyetin temelinde demokrasi ilkesinin bulunmamasının bir sonucudur.' Şimdi Cumhuriyeti demokratikleştirecek ortak bir barış mücadelesi, aynı zamanda bu hasarı derinleşmeden onarma imkanı sağlar. Başta da hasarlardan söz ettik. Şimdi yaşanmakta olan hasarları da gidermek ve yolu bu şekilde açmak hepimizin görevidir. CHP'nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde ana aktörlerden biri olarak devam etmesi gerektiğine inancımızı tekrarlayayım. Elbette orada bir bütünlüğün uzlaşmayla parti içinde sağlanması da önemli bir yöntemdir. CHP bu süreç için önemli bir aktördür. Eğer en geniş toplumsal mutabakatla yürümek istiyorsak, demokrasi hedefine barış üzerinden hızla ilerlemek istiyorsak, CHP üzerindeki bu baskıların ve kıskacın kalkması gerekiyor. CHP'nin de şartlar ne kadar ağır olursa olsun, bu hedeften vazgeçmemesi lazım. Yani bugüne kadar ortaya koyduğu tutumu, sürdürecek bir politikayı yerleştirmesi ve kökleştirmesi hem şimdi yaşanan bu ağır müdahaleyi aşma imkanlarını güçlendirir hem de Türkiye'nin bir bütün olarak Barış ve Demokrasi hedefine yürümesine çok ciddi katkı sunar."