Açlık sınırının altında bir ülke

Yayınlama: 24.12.2025
A+
A-

Bu ülkede yoksulluk artık “yardım alanlar”ın sayısıyla ölçülemez. Fiilen dayanışmaya muhtaç, güvencesiz ve her an yoksullaşma riski taşıyan nüfus 30–35 milyon bandına ulaşmış durumda. Yani mesele yalnızca devletin kapısını çalanlar değil; çalıştığı halde geçinemeyen, geliri olduğu için destekten dışlanan ama hayatın yükünü taşıyamayan milyonlar var. Açlık sınırının altında ücretle yaşamaya zorlanan bu görünmez kalabalık, istatistiklerde yok sayılıyor ama mutfakta, eczanede, kira gününde her gün yeniden yıkılıyor. Bu bir geçim sorunu değil; toplumun sessizce yoksullaştırıldığı bir düzenin fotoğrafı.

Bu ülkede yoksulluk artık “yoksul olanlar”ın sorunu değil.
Bu ülkede yoksulluk, çalışanın aç kaldığı, emeklinin barınamadığı, çocuğun okula aç gittiği bir sistem meselesi haline geldi.
Bugün 35 milyon insanın yoksullaşması bir ihtimal değil, takvim meselesi.
Çünkü açlık sınırı 30 bin liraya dayanmışken, 2026 yılı için açıklanan 28.075 TL asgari ücret ile bu sınırın altına düşmüş durumda.
Çünkü yoksulluk sınırı 97 bin lirayı aşmışken, milyonlarca hane ay sonunu 20–25 bin lirayla getirmeye zorlanıyor.
Bu tablo bir “kriz” değil.
Bu tablo, bilinçli bir yoksullaştırma düzenidir.

108 HANEDEN 97’Sİ AYNI ANDA YOKSUN

Saha gerçeği, rakamların arkasındaki hayatı tokat gibi yüzümüze vuruyor.
108 hanede yapılan araştırmada 97 hane, birden fazla temel ihtiyaca aynı anda erişemiyor.
Bu ne demek?
Bu, “kira mı, gıda mı?” ikilemi demek.
Bu, “çocuğun beslenmesi mi, ilacım mı?” sorusu demek.
Bu, “elektrik kesilmesin diye karanlıkta yaşamak, kaloriferi yakmadan battaniye altında oturmak” demek.
Araştırmaya göre:
108 hanenin 84’ü evsizlik korkusu yaşıyor.
51 hane, son iki yılda kirasını ödeyemediği için birden fazla kez taşınmış.
71 hane, elektrik, su ya da doğalgaz kesintisi yaşamış.
93 hane, ilaç ve sağlık giderlerini karşılayamıyor.
27 hane, reçeteli ilacı alabilmek için eczaneye kimliğini bırakmak zorunda kalmış.
Bu ülkenin manzarası artık AVM vitrinleri değil;
eczane kapısında bekleyen insanlardır.

ÇOCUKLAR YOKSULLUĞUN ALTINDA EZİLİYOR

Türkiye’de 7 milyondan fazla çocuk, yoksulluk ya da sosyal dışlanma riski altında.
Her üç çocuktan biri maddi yoksunluk yaşıyor.
Her dört çocuktan biri düzenli protein alamıyor.
Her on çocuktan biri taze meyve ve sebzeye erişemiyor.
Bu tablo masum değil.
Bu tablo, geleceği sakatlayan bir tablo.
Bugün:
1 milyon 470 bin çocuk, örgün eğitimin dışında.
392 bin çocuk, MESEM adı altında haftanın 4–5 günü işyerlerinde çalıştırılıyor.
15–17 yaş grubunda çocuk işçiliği oranı 4 yılda 8 puan arttı.
Çocuklar çalıştıkça yoksulluktan çıkmıyor.
Çocuklar çalıştıkça yoksulluk kalıcılaşıyor.
Okuldan kopan her çocuk, gelecekte güvencesizliğe mahkûm ediliyor.
Bu bir tesadüf değil; bu bir toplumsal ihmal zinciri.

DEVLET ÇEKİLİYOR, YENİ NESİL ÇETELER GİRİYOR

Yoksul mahalleler “suç yuvası” değildir.
Ama devlet çekildiğinde, boşluğu birileri doldurur.
Kamusal destek geri çekildiğinde;
sosyal hizmetler zayıflatıldığında;
gelir güvencesi yok edildiğinde…
Ortaya ne çıkar?
Tefeciler çıkar.
Mafyatik yapılar çıkar.
Yeni nesil çeteler çıkar.
Borçla, korkuyla, çaresizlikle kurulan ilişkiler çıkar.
Bu yapılar yoksulluğu üretmez;
yoksulluğu organize eder.
Ve bu düzen en çok çocukları ve kadınları vurur.

ÇALIŞIYORUZ AMA YOKSULUZ

Türkiye’de bugün “çalışan yoksullar” en büyük kitleyi oluşturuyor.
Asgari ücretli çalışıyor ama aç.
Emekli maaşı alıyor ama barınamıyor.
Emekliler “geliri var” denilerek sosyal desteklerden dışlanıyor,
ama gelirleri yaşam maliyetinin çok altında.
Bu yüzden emekliler artık:
Otel köşelerinde,
Terminallerde,
Akraba evlerinde
hayatta kalmaya çalışıyor.
Bu artık bir geçim sorunu olmaktan çıkmış, hayatta kalma sorunu haline gelmiştir.

SOSYAL YAŞAM DEĞİL, HAYAT KISILIYOR

“Bayram gelmesin, kış olmasın” diyen anneler var. Biliyorlar ki bayram masraf, kış ısınma giderleri ve yeni borçlar demek.

Artık insanlar tatilden, kültürden, sosyal hayattan vazgeçmiyor.
Onlardan çoktan vazgeçildi.
Bugün vazgeçilen şeyler: Düzenli beslenme, sağlık hizmeti, ısınma, barınma güvenliği…
İnsanlar her gün yeniden karar veriyor:
“Kira mı, yemek mi, ilaç mı?”
Bu, yoksulluğun en tehlikeli eşiğidir.
Çünkü bu eşikte umut da hayaller de tükenir.

YOKSULLUK KADER DEĞİL, POLİTİK TERCİHTİR

Yoksulluk bitirilebilir.
Ama bunun için önce yoksulluğu insan hakları ihlali olarak tanımak gerekir.
Yapılması gerekenler bellidir:
* Barınma, gıda ve sağlık koşulsuz hak olmalı.
* Her çocuğa ücretsiz, besleyici okul yemeği sağlanmalı.
* Sağlıkta katkı payları kaldırılmalı.
* Sosyal konut politikalarıyla evsizlik riski düşürülmeli.
* Okullarda sosyal hizmet uzmanları yaygınlaştırılmalı.
* Çocuk işçiliğine sıfır tolerans uygulanmalı.
* Kadınlar için kamusal kreşler ve gelir güvencesi sağlanmalı.
* Ücretler yaşam maliyetine endekslenmeli, sendikal haklar güçlendirilmeli.
Bunlar “ütopya” değil.
Bunlar olmazsa olmaz, yapılabilir, yapılmışı var.

BU SON OLSUN BU SON

Bu ülkede yoksulluk konuşuluyor ama yoksullukla yüzleşilmiyor.
Rakamlar biliniyor ama hayatlar görülmüyor.
Oysa gerçek ortada:
Bu ülkede insanlar çalışıyor ama doymuyor.
İş yapıyor ama batıyor.
Yaşıyor ama tutunamıyor.
Yaşlanıyor ama dinlenemiyor.
Ve en acısı:
Çocuklar bu enkazın içinde büyüyor.
Bu yazı bir istatistik yazısı değil.
Bu yazı, bir ülkenin vicdan muhasebesidir.

***Dipnot:
Bu yazıda kullanılan veriler ve saha bulguları, Derin Yoksulluk Ağı’nın (DYA) Türkiye genelinde yürüttüğü saha çalışmaları, izleme raporları ve kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerinden derlenmiştir.

ERKAN ERDEM